Bikini bombaları

12 Ağu 2013

Memeleri militarist bakışımızdan soymamızda sona kalan dil Türkçe olabilir mi?

Bomba gibi kadın!’ ‘Bomba gibi göğüsler! ‘Sarışın bomba!’ Ve, Bomba gibi göğüslere giydirilen bikiniler. Kimi erkeklerin erkekliklerini dürten, Kimi kadınları hoşlandıran, sözlerle çağırışımlar.  Kelimelerimiz, kurşun gibi silahın ağzından çıkan. Kelimelerimiz, düzenin değerlerine bizi koşullandıran.  Kelimelerimiz, kadınlara arzunun savaş simgesi. Kelimelerimizle bizler, militarizmin bilinçsiz, gönüllü reklamcıları. 

* * *

Pasifik Okyanusu’nun kuzeydoğusunda mercan adaları. Büyüğünün adı Bikini. Adanın yerli halkı, Bikinililer, burada yaşayamıyorlar. ABD hükümeti topluca taşınmaları için tazminat ödemiş. Nedeni Strontium 90.1946-1958 arası ABD, Bikini Adaları’nda 67 kez nükleer deneme yaptı. Papazların takdisiyle atom ve hidrojen bombaları patlattı. En son 1954’te Bikini’de, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalardan bin kat daha güçlü, hidrojen bombasını denedi. Avustralya, Japonya, ABD, kısmen Avrupa’da yaşayanlar, yedikleri sebze ve meyveye, içtikleri süte kadar zehir katan Strontium 90 adlı radyoaktif çökeltiden etkilendi. Kaç kişinin bu nedenle kanser olduğu, öldüğü bilinmiyor.

* * * Jacques Heim, Parisli moda tasarımcısı. İlk mayosunun adı, 1940’lı yıllarda doğanın en küçük parçacığına referansla ‘Atom.’ İmaj değişikliği gerekince, bombaların patlatıldığı mercan adalarından ilhamla, ‘Bikini.’ Ardından, Cannes Film Festivali’nde göğüsleri bikinisinden fırlarcasına duran Brigitte Bardot’nun ‘bomba gibi kadın’ olarak pazarlanması. ‘Sarışın bomba’ Marilyn Monroe. Erkeklerin fetişizminde, kadınların, dikkat çekme edilgenliğinde, ‘bomba gibi göğüsler.’

* * *Plaj mevsimini yaşadığımız bu günlerde, göğüslerin cezbesini azaltmak için yazmadım bu yazıyı.  Falanca savaşın bilmem ne gününü kutlama, anma müptelası bizler, kadın göğüslerine bomba diyebilmenin kayıtsızlığında, geçen günün tarihini, 6 Ağustos’ta Hiroşima, ardından Nagazaki’de atom bombası katliamlarını unutmanın, aymazlığındayız. Dinler ve ideolojilerimizle sürekli taraflaşırken nükleer bombalarla dünyanın her an sonunu getirebileceğimizi kaale almıyoruz. Hıristiyan ve Yahudi devletlerinden sonra, Hindu ve Müslümanların, “Bizim de atom bombamız var!” diyebilmesine karşı sesimizin çıkmaması, topluca mustarip olduğumuz patolojinin göstergesi.

* * * Columbia Üniversitesi’nin himayesinde her yıl ABD’nin en iyi gazetecilerine verilen 1945 Pulitzer Ödülü’nü, atom bombasının Nagazaki’ye atılmasını anlatan yazısıyla, William Laurence almış. Ödüllü yazısından birkaç cümle: “Bir güzellik örneğinin karşısındayım. Tarihin tartışmasız en akıl gerektiren tasarımının arkasında milyonlarca saatlik insan gücü var.” Nagazaki katliamı öncesi son hazırlığı şöyle anlatıyor: “Atom bombasının nasıl atılacağının açıklaması, papazın duyarlı duasıyla bitti. Oradan hep birlikte bomba ekiplerinin uçuştan önce yaptıkları geleneksel kahvaltıya gittik.” Savaşlara karşı çıkarken bile, bizler aynı bakışın gönüllü tutsaklarıyız. ‘Açlığa, yoksulluğa savaş’ derken, Gandhi için ‘barış savaşçısı’ tabirini kullanırken seçtiğimiz kelimelerle savaş kültürümüzü pekiştirmiyor muyuz? ‘Terörizme karşı savaş’ nasıl mümkün olabilir ki savaşın kendisi terörizmken? Ve yazımın başına dönersek, memeleri militarist bakışımızdan soymamızda sona kalan dil Türkçe olabilir mi?  

paylaş