''Seviyenin daha ne kadar düşmesi bekleniyor''

17 Tem 2012

Bakan Binali Yıldırım'ın ''Köprünün yıkılmasına Filyos Çayından kontrolsüz bir şekilde kum-çakıl alınmasının neden oldu'' açıklamasını değerlendiren TKP 1920 Kurucular Kurulu Üyesi Yılmaz Özyurt yetkililere seslendi:

Yılmaz Özyurt “Sorumlu kim” başlığıyla yaptığı açıklamada, Çaycuma köprüsünün çökmesinin tek sorumlusunun devlet olduğunu söyledi. Ulaştırma Bakanlığınca yaptırılan incelemede köprüden alınan beton karot ve demir numunelerinin sağlam olduğunun ortaya çıkması üzerine “Böylelikle Belediye Başkanı Mithat Gülşen’in alelacele yaptığı ‘Köprü 61 yıllıktır ve miadını doldurmuştur.’ şeklindeki açıklama boş ve geçersiz kalmıştır.” dedi. Özyurt, “Irmak zemin kotunun bu kadar düşmesine neden olan, Ulaştırma Bakanının söylediği gibi (ki bu kesin doğrudur)  kum –çakıl işletmeleri ise; buna karşı neden önlem alınmamıştır?” sorusunu da yöneltti. Açıklamanın tam metni şöyle:

CHP İzmir milletvekili Oğuz Ayan’ın sorusunu yanıtlayan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım söyledikleri ile üç buçuk ay önce on beş yurttaşımızın ölümü ile sonuçlanan köprü faciasının Çaycuma’da yeniden tartışılmasının önünü de açtı. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın açıklamasında birbirini dışlayan, birbiri ile çelişen iki yan bulunmaktadır. Mealen söylemek gerekirse, Bakan, olayın sadece Çaycuma Belediyesinin sorumluluğunda olduğunu, çünkü köprünün 22 Aralık 2010 tarihinde karayolu ağından çıkartılarak Çaycuma Belediyesine devredildiğini ve tüm bakım ve onarımın ilgili belediyeye ait olduğunu belirtmiş: “Devrin yapıldığı tarihte köprünün teknik olarak yıkılma tehlikesi taşımıyordu.” demiştir.  İkinci paragrafta ise köprünün teknik özelliklerini belirttikten sonra yıkılma nedeni olarak, kum-çakıl işletmelerinin Filyos Çayı’ndan kontrolsüz olarak malzeme almaları suretiyle ırmak kotunu aşırı düşürmelerinin neden olduğunu, yıkılan köprüden alınan beton karot ve demir numunelerinin sağlam olduğunu belirtmektedir. Böylelikle Belediye Başkanı Mithat Gülşen’in alelacele yaptığı “Köprü 61 yıllıktır ve miadını doldurmuştur” şeklindeki açıklama boş ve geçersiz kalmıştır.

Şimdi gerçek durumun ne olduğunu ortaya kayabilmek için öncelikle, küçük kasaba siyaseti anlayışından, sübjektif değerlendirmelerden arınmak gerekiyor. Katı bir nesnellikle olaya baktığımızda şu soruları sormak gerekiyor:

HER ŞEY BİR BUÇUK YIL İÇİNDE Mİ OLDU?

1. Köprü 2010 yılının aralık ayında belediyeye devredildiği ve o tarihte köprü teknik olarak yıkılma tehlikesi taşımadığına göre köprünün yıkılmasına neden olan etkenler devir tarihinden sonra mı oluşmuştur? Yani olan, son bir buçuk yıl içinde mi olmuştur?  Bakanın açıklamasında yer alan kontrolsüz malzeme alımı ve bu nedenle zeminin düşmesi son bir buçuk yıl içinde mi gerçekleşmiştir?

2. 2010 yılının temmuz ayında yani köprü henüz belediyeye devredilmezden önce Çaycuma’da yayınlanan Güncel Gazetesi fotoğraflı olarak köprü ayaklarının boşa çıktığını yayınlamış, dahası Ulaştırma Bakanlığı dahil bütün kurumlara bu gazeteyi göndermiştir. Köprü ise, bu tarihten 4-5 ay sonra yani hiçbir bakım onarım yapılmadan belediyeye devredilmiştir. O halde bakanın “Devrin yapıldığı tarihte köprünün teknik olarak yıkılma tehlikesi yoktur” söylemi doğruyu anlatmakta mıdır?

3. Belediye Başkanı Mithat Gülşen “Karayollarının köprüyü bizim görüşümüzü almadan bize devretmiştir. Bu yasaya aykırıdır” diyor. Karayolları gerçekten karşılıklı protokol yapılmadan “Ben bu köprüyü istemiyorum, sen ne yaparsan yap” deme hakkı var mıdır?

TALVEG SEVİYESİNİN ALTINA NE KADAR DAHA İNİLECEK?

4. Bakan’ın söylediği gibi Filyos nehrinin zemin kotu son yirmi, yirmi beş yıl içinde yaklaşık iki buçuk metre düşmüştür. Bunu nehir kıyısındaki yerleşim yerlerinde tüm vatandaşlar bilmektedir. Bundan on beş yıl önce altı, altı buçuk metre sondajla su alınabilirken, bu gün ancak dokuz, dokuz buçuk metrede su bulunmaktadır. Irmak zemin kotunun bu kadar düşmesine neden olan, Ulaştırma Bakanının söylediği gibi (ki bu kesin doğrudur)  kum –çakıl işletmeleri ise; buna karşı neden önlem alınmamıştır? Örneğin köprüden yukarıya doğru sekiz kilometrelik kısa bir alana üç büyük kum çakıl ocağına nasıl izin verilmiştir? ÇED Raporu veren kurum, bu işletmelerin çevreyi tahrip edeceğini neden görmemiştir? Kum çakıl işletmeleri ırmaktan malzeme alırken Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının yönetmeliğine uygun hareket etmiş midir? Örneğin her çakıl ocağının ruhsatlı alanı kaç dönümdür ve işletmeler bu tahsisli alan dışında çıkmakta mıdır? Yönetmeliğe göre talveg seviyesinin altında kum çakıl çıkartmanın yasak olmasına karşın, ırmak zemininin sonuna kadar inen “sallamalara” neden göz yumulmuştur?

5. Irmak zemin kotunun sürekli düştüğü ve köprü ayaklarını tehdit eder boyuta geldiği, karayolları tarafından da görülmüş ve on, on iki yıl öncesine kadar hiç uygulanmayan köprü ayakları yakınına taş sedde yapılarak ayakların korunması yoluna gidilmiştir. (Tabii olarak bu da işe yaramamıştır.) Taş sedde ile uğraşmak yerine çakıl ocakları kaldırılmış olsa idi, Filyos nehrinin en geç iki yıl içinde zemindeki kot düşme süreci duracağı gibi, nehir doğal haline dönebilirdi. Halen kum çakıl işletmeleri hiçbir şey olmamış gibi aynı yöntemlerle çalışmaları sürdürmektedirler. Yetkililer seviyenin daha ne kadar düşmesini bekliyor?

TEK SUÇLU DEVLETTİR

Karabük istikametinde yapılan HES’lerde su tutulmaya başlamasından itibaren, ırmak, alınan çakılı yeniden üretememektedir. Ancak çıkarılan kum çakılda herhangi bir düşme yoktur. Yani işletmeler daha derinden malzeme almaya devam etmektedirler. Bu da son on yıldır ırmak seviyesini daha da düşmesine neden olmaktadır. Bunlara neden müdahale edilmemektedir? Köprü belediyenin sorumluluğunda olsa bile, kum çakıl ocaklarına ruhsat verme, kontrol altına alma, denetleme, yasaklama vs. gibi önlemler onun işi değildir. Şayet facianın gerçek nedeni kum çakıl işletmelerinin kontrolsüz malzeme almaları nedeni ile ırmak zemin kotunun düşmesi ise –ki öyledir-  o halde ortada tek bir gerçek suçlu vardır, o da ilgili kurumları ile birlikte devlettir…

Belediye Başkanının sorumluluğu, Emekli Öğretmen Mevlüt  Kırnapçı’nın uyarmasına karşın köprüyü trafiğe kapatmamasıdır. Bu da az buz bir sorumluluk değildir. Bilgi ve bilincinin düzeyine rağmen hep başına buyruk, kendinden başka kimseyi dinlemeyen tavrı onu büyük bir felaketin sorumluları arasına sokmuştur.

paylaş