Eğitim-Sen: “Dilsiz Yaşam Olmaz!”

21 Şub 2013

Eğitim-Sen, 21 Şubat Dünya Anadili Günü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında anadilinin ve anadilinde eğitimin önemini vurgulayan bir açıklama yayınladı.

Açıklamayı Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız yaptı. Ünsal konuşmasında, ülkemizde 18 dilin yok olma tehlikesinde olduğunu, eğitimde tek dil uygulamasının öğrencilerin gelişimini olumsuz etkilediğini, çok dilliliğin birleştirici olduğunu, KESK’e yönelen saldırılarla kamu emekçilerinin kriminalize edilmeye çalışıldığını vurguladı.

Eğitim-Sen'in açıklamasının tam metni:

DİLSİZ YAŞAM OLMAZ! 21 ŞUBAT DÜNYA ANADİLİ GÜNÜNDE ANADİLİNDE EĞİTİM HAKKINI SAVUNUYORUZ!

 Türkiye`de sorunların çözümünde demokratik yollar ve barışçıl yöntemler yerine şiddet ve bastırma politikalarının giderek arttığı bir dönemden geçiyoruz. Her geçen gün en temel haklarımızın tırpanlandığı, yoksulluğa ve işsizliğe daha fazla mahkum edilmemiz için türlü politikaların hayata geçirildiği, hayatlarımızın ancak cebimizdeki paramız kadar değerli olduğu, AKP`ye muhalif olan herkesin cezaevine gönderildiği bir ülkede; barışı, eşitliği ve özgürlüğü daha güçlü bir sesle haykırmamız önemini giderek artırıyor. Bu hafta içinde yaşanan iki önemli gelişme, Türkiye`nin içinden geçmekte olduğu hassas sürecin nasıl provoke edilmeye çalışıldığını açıkça gösteriyor.

Yıllardır Türkiye`nin çeşitli illerinde benzer görüntüler eşliğinde yaşanan ve geçmişte "vatandaş tepkisi" olarak yansıtılmaya çalışılan linç girişimlerinin bir benzeri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) tarafından gerçekleştirilen Karadeniz gezisi sırasında hayata geçirilmeye çalışılmıştır. HDK heyetinin Karadeniz`e yaptığı ziyaretin Sinop durağında, kim oldukları herkesçe bilinen, karanlık odakların yönlendirdiği ve toplantı yapılan binanın etrafını saran saldırgan grup, polisin toleranslı tutumundan aldığı cesaretle, 9,5 saat boyunca nefret dolu söylemlerde bulunarak ve heyettekilerin araçlarını tahrip ederek düşmanca tutumlar sergilemişlerdir. Saldırıyı gerçekleştirenlerin Türkiye`nin yıllardır kanayan yarası olan ve 40 bini aşkın insanımızın yaşamına mal olan Kürt sorununun barışçı yollarla çözülmesini, halkların kardeşçe bir arada yaşamasını istemeyenler olduğu çok açıktır. Karadeniz`de milletvekillerini linç etmeye çalışan ve onların bu tutumunu destekleyen güçler, ülkemizde kalıcı barışı ve demokrasiyi istemeyenler, içerde ve dışarıda savaş çığırtkanlığı yapanlardır.

Karadeniz`de yaşanan linç girişimi ile eş zamanlı olarak, 19 Şubat Salı günü sabah saatlerinden itibaren 28 ilde toplam 167 KESK üyesi, bildik görüntüler eşliğinde gözaltına alınmıştır. Geçtiğimiz yıllar boyunca gündeme gelen emek karşıtı saldırı yasaları, emekçilere ve onların örgütlü mücadelesine yönelik baskılar, kamu emekçilerine yönelik ayrımcı yaklaşımlar ve daha birçok uygulamaya kararlılığı ve örgütlü gücüyle karşı duran KESK`i, engellenmesi gereken bir hedef haline getirmiştir. Kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran yasal düzenlemelerin gündemde olduğu bir dönemde, bu saldırıların gerçekleşmesi ise oldukça manidardır.

Bugün, böylesi bir siyasal atmosferde, "21 Şubat Dünya Anadili Günü" nedeniyle anadilinde eğitim hakkının öneminin altını bir kez daha çizmek istiyor, en temel haklarımızın üzerimizdeki baskıya aldırmadan savunmaya devam edeceğimizi vurguluyoruz.

UNESCO verilerine göre dünya üzerinde üç bine yakın dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ülkemizde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dil sayısının da 18 olduğu tahmin edilmektedir. Dillerin ölümü, bugün insanlığın kültür hazinesi açısından telafisi mümkün olmayacak önemli bir kayıptır.

Bu soruna dikkat çekmek isteyen Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat gününü, "Uluslararası Anadili Günü" olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacı ile "Dünya Anadili Günü" kutlanmaya başlamıştır.

Dilleri ve kültürleri yaşatmanın en önemli araçlarından biri de bunların eğitim yaşamında hak ettiği değeri görmesi ve yer bulmasıdır. Biz de bugün dolayısıyla ülkemizde anadilinde eğitim hakkının önemine dikkat çekmek istiyoruz. Bireylerin anadilleri dışında sonradan öğrenilen ikinci, üçüncü diller o dillerle iletişim kurmayı sağlasa bile asla insanın kendi anadili gibi olamaz. Bundan dolayı bireyin anadilinde eğitim alması en temel insan haklarından biri olduğu gibi bireylerin kendi anadillerinde eğitim almasının engellenmesi de en büyük insan hakkı ihlallerinden birisi olarak kabul edilmektedir.

Eğitimin amacı, çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal açıdan güçlenmesi ve içinde bulunduğu toplumu, dünyayı değerlendirebilecek, eleştirebilecek donanım kazanmasıdır. Öğrencilerin güçlenmesi ise hem okula dayalı bilgi, hem de kültürel kimliklerini güvenli bir şekilde taşımaları ile mümkün olabilir. Çocukların kimliklerinin ve kişiliklerinin bir parçası olarak anadillerinin değersizleştirilmesi, özgüvenlerini ve özsaygılarını olumsuz etkiler.

Çok dilli/çift dilli eğitim/anadilinde eğitim ya da eğitimde anadiline yer verilmesi, çocuğun akademik entelektüel gelişimini sekteye uğratacağı öne sürülmektedir. Oysa yapılan araştırmalar göstermektedir ki, anadilini yetkin bir şekilde öğrenemeyen kişi, ikinci dili de iyi bir şekilde öğrenemez. Azaltıcı çok dillilik denilen bu durumun temel nedeni, çocuğun anadilindeki gelişiminin yarıda kesilmesi, anadilinin ikincilleştirilmesi, önemsiz görülmesidir. Oysa çocuk anadilini iyi öğrendiği zaman, ikinci bir dili de iyi öğrenebilir. Arttırıcı çok dillilik denilen bu durum, eğitimde, toplumda hakim olan dil ile farklı anadillerinin birlikte kullanılmasıyla, hepsine eşit değer verilmesiyle mümkün olabilmektedir.   Ülkemizde yakın zamana değin bırakalım resmi dil dışındaki anadillerinin eğitim alanına girmesini, bu dillerin varlığı bile inkar konusu edilmiştir. Topluma dayatılan tek dil politikası, başından itibaren eğitim sisteminin her alanına sinmiştir.

Bugün itibariyle anadilinde eğitime ilişkin yaygın ve güçlü bir toplumsal talebin oluşması karşısında AKP hükümeti, oyalamacı bir yaklaşımla,  okullara seçmeli anadili eğitimi dersi koymuştur. Anadilinde eğitim talebine karşılık seçmeli ders yaklaşımı, pek çok açıdan kabul edilemez bir yaklaşımdır. Çocukların anadillerini okullarda seçmeli ders ile öğrenmelerini beklemek gerçekçi olmadığı gibi yasak savıcı niteliktedir. Çocukların zaten bildikleri anadillerini öğretecek (!) seçmeli derslere değil, anadillerinde eğitim yapmaya, eğitimde anadillerine yer verilmesine, bütün dillere eşit değer verilmesine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu nedenle biz sendika olarak, anadilinde eğitim konusunda bu oyalamacı yaklaşımı doğru ve sorun çözücü bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Olması gereken anadilinde eğitimin bir hak olduğunun açıkça kabul edilmesi ve bunun için gerekli altyapı çalışmalarına vakit geçirilmeden başlanmasıdır.

Anadilinde eğitim bölücü bir talep değildir. Tersine birleştirici olacaktır. Bugün gelinen aşamada artık dillerin, kültürlerin, halkların hiyerarşik değil eşit temelde bir ortaklaşma içinde yeniden buluşmaları, kaynaşmaları için anadilinde eğitim hakkı kabul edilmelidir.

Sonuç olarak diyoruz ki, * Bütün diller eşit değerdedir. Anadili insanın ayrılmaz bir parçasıdır.

* Hiçbir devlet politikası, insanı bu ayrılmaz parçasından koparmayı haklı ve meşru kılamaz.   * Çokdillilik, çokkültürlülük bir sorun kaynağı değil bir zenginliktir.

* Anadilinde eğitime bir güvenlik sorunu olarak yaklaşılmaktan vazgeçilmelidir.

* Türkiye, bu sorunu çözebilecek birikime, olgunluğa ulaşmış bulunmaktadır.

* Sendika olarak üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazırız.

paylaş