
Türkiye'de egemen siyasal yapı açısından en gerilimli konuların başında gelen “Ermeni Meselesi”nin birinci derecede muhatabı olan Ermeni toplumu, çok uzun yıllar süren suskunluğun ardından yeniden görünür olma çabası içine girdi. Sosyalist gazeteci Hrant Dink'in 2007 yılında öldürülmesi, toplumu suskunluğunu bozmakta olumlu bir kırılmaya yol açmıştı. Cumartesi gecesi (15 Aralık 2012) yaklaşık 1000 kişi ile İstanbul, Çağlayan'da bulunan Salon Figaro'da yapılan yemek, bu topraklarda yaşayan en eski kavimlerden birinin üyelerinin de giderek daha fazla söz hakkı istediklerini gösterdi.
Köken olarak Türkiye'nin dört bir yanına dağılmış olarak yaşayan Ermeniler, bulundukları yörelerin adıyla dernek, dergi, platformlar kuruyorlar. Yapılan bu etkinlik de o yörelerde yaşayanların bir araya gelmelerini sağlayan bir vesile oldu.
Etkinlik, Ermeniler Surp Hagop'u Kutluyor adıyla yapıldı. Uzun süren bir oruç dönemi sonrasında, dini bir kişilik olan Surp Hagop adına ve ayrıca Hagop'ların isim günü olarak kutlanan bu etkinlikler eğlence ile geçer. Tam olarak “Adıyamanlı, Amasyalı, Arapgirli, Dersimli, Diyarbakırlı, Harputlu, Hemşinli, İstanbullu, Kastamonulu, Kayserili, Malatyalı, Musadağlı, Sasonlu, Sinoplu, Sivaslı, Tokatlı ve Zaralı Ermeniler Surp Hagop'u Kutluyor” adıyla düzenlenen etkinlik tıklım tıklım dolu bir salonda yapıldı.
Geceye, Hemşinli, Dersimli, Malatyalı, Adanalı ve Erivanlı müzisyenler katıldılar. Müzisyenlerin tümü de Ermenice halk türküleri dillendirdiler. Her yörenin Ermenicesinin bulundukları bölgede egemen olan dilden de etkilendiği görüldü. Hemşin Ermenicesi ile söyleyenlerin türkülerine Lazca da eşlik etti. Veya Dersimli müzisyenin söylediği şarkılarda, benzer şekilde Zazaca sözler duyuluyordu. Adana, İskenderun yöresinden gelen müzisyenin türkülerinde ise Arapça sözler kulağa çalındı.
Gecede 1915'te Ermenilerin yaşadıklarını anlatan bir kısa film de gösterildi. Filmde Hrant Dink'in katıldığı panellerdeki konuşmalar da verildi. Onun aktardığı “evet, Ermenilerin bu topraklarda gözü var; ama, alıp götürmek için değil, gelip dibine girmek için...” sözü ve anlattığı öykü çok alkışlandı.
Filmde Hrant Dink, “su çatlağını buldu” sözünün nereden çıktığını da aşağıdaki öyküyle anlattı:
“...Sivas’ın bir kazasından yaşlı bir bey telefonla aradı. Dedi ki “Oğul aradık seni bulduk, burada bir yaşlı kadın var, herhalde sizden. Kadın Allah’ın rahmetine kavuştu. Yakınını falan bulursan gönder, gelip alsınlar ya da biz burada namazımızı kılıp gömelim. “Peki amca ararım” dedim. Verdi adını soyadını; Beatris Hanım diye biriydi, 70 yaşında. Fransa’dan oraya tatile gitmiş. Aradım, 10 dakika içinde buldum yakınlarını, sonuçta biz birbirimizi biliriz, çok azız çünkü. Gittim dükkânlarına sordum “Böyle birini tanır mısınız?” Dükkandaki orta yaşlı kadın döndü, “O benim anam” dedi. Sordum “Annen nerede?” Fransa’da yaşadığını senede 3-4 kere Türkiye’ye geldiğini ama İstanbul’a ya uğradığını ya uğramadığını, doğrudan terkettiği köyüne gittiğini anlattı. Anlattım kızına durumu. O da kalktı gitti. Ertesi gün telefon açtı. Bulmuş ve tespit etmişti anası olduğunu, ama ağladı birden. Ağlamamasını istedim, naaşı getirip getirmeyeceğini sordum. “Abi” dedi “Ben getirecem ama burada bir amca var bişeyler diyor” dedi ve telefonu ağlayarak amcaya verdi. Kızdım amcaya “Neden ağlatıyosun kızı” dedim. “Oğlum” dedi “Bir şey demedim… Kızım anandır, malındır ama bana sorarsan bırak kalsın, burada gömülsün… Su çatlağını buldu” dedim. Ben işte o anda döküldüm. Anadolu insanının ürettiği bu deyişten, bu algılamadan döküldüm. Evet, su çatlağını bulmuştu. “Evet biz Ermenilerin bu topraklarda gözü var çünkü kökümüz burada ama merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil bu toprakların gelip dibine girmek için…”
Son konuşmacı, yazar Mıgırdıç Margosyan oldu. Margosyan, doğup büyüdüğü Diyarbakır “Gâvur Mahallesinden” bahsetti. Diyarbakır Mimarlar Odasının eskiden var olup da harabeye dönmüş Ermeni eserlerini yeniden restore etmeye çalıştığını anlattı. Kendine has üslubuyla, “üstü açık bir kilisemiz vardı; dualarımız açık olan tavandan daha hızla gideceği yere gidiyordu; şimdi üstünü kapattılar dualarımız artık daha geç gidecek!” diyerek espri ile karışık bir değerlendirme yaptı. Diyarbakırlıların kendisini yeniden oralara yerleşmesi için davet etmesinden yola çıkarak, “Hepimiz bu topraklarda yaşayacağız. Kimse bizi bu topraklardan süremeyecek. Bizler de bu topraklarda yaşayan Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar, Lazlar ve diğer bütün halklarla birlikte kardeşçe yaşacağız” dedi. Etkinlikte müzik sürekli olarak yer aldı; neredeyse müziksiz bir an bile geçmedi. Sahne hiç boş kalmadı. Sanatçıların biri indi, diğeri çıktı. Çalınan türkü ve şarkıların sözleri bilmeyenler için yabancı bir dil gibi gelse de bütün ezgiler çok tanıdıktı. Mutlaka eskiden beri kulak aşinalığı olan eserler çalındı. Etkinlik süresince dinleyicilerin en çok eşlik ettiği parçalar ise halaylardan oluştu. Ermeni toplumu da diğer Anadolu halkları gibi, halay çekmekten çok hoşlandığını gösterdi.
Etkinlik gece 12 civarında alkışlarla son buldu.
