
Hava-İş Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Kaya Sayın ile THY direnişi, yeni iş yasası ve sendikal örgütlenmenin önündeki engeller üzerine konuştuk.
Yenidünya: Merhabalar Kaya Bey. Biz sizi hava yolu işçilerinin mücadelesinden tanıyoruz ama okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz?
Kaya Sayın: Ben Hava-İş Sendikası'nın genel teşkilatlandırma sekreteriyim. Dolayısıyla havacılık işkolundaki bütün havacılık çalışanları ile iletişim kurmak, onları sendikaya üye yapmak, sendikal faaliyet içerisine sokmak ve mevcut üyelerimizle ilgili de günlük yaşadığımız sorunların dışında iyi bir gelecek hazırlayabilmek için bir mücadeleyi hep birlikte veriyoruz. Kaya Sayın deyince tabii sadece sendikal kimlik değil, daha öncesinde de Türk Hava Yolları'nda 10 yıllık uçak teknisyenliği görevim var. Dolayısıyla havacılığın hem teknik yönüyle ne olması gerektiği konusunda, hem de uçuş güvenliği açısından tüm yapılan işlerle ilgili bir alt yapımın olduğunu söyleyebilirim. Dünyadaki ve ülkedeki sivil havacılık gelişmelerini takip ettiğimizde ülkemizde yaşanan eksikleri, şirketlerimizin içinde bulundukları olumsuzlukları tahlil edilebilecek ve uçuş güvenliği açısından nelerin olması gerektiği konusunu iyi değerlendirebilecek biriyim, diyebilirim kısaca.
Yenidünya: Havacılık işkolunda grev yasağı dünyada eşi benzeri görülmemiş faşizan bir yasaktı. AKP hükümeti ve THY yönetimi bu yasakla, etkisiz hâle getiremedikleri Hava-İş’in kolunu kanadını kırmayı hedeflemişti. Sendikanın ve THY çalışanlarının bu saldırıya karşı gösterdikleri tepki ve işten atılan işçilerin yaptığı direniş hem bizim tarafımızdan, hem de okurlarımız tarafından yakından takip ediliyor. Ama yine de THY işçilerinin direnişi ile ilgili güncel durumdan ve gelişmelerden kısaca bahsedebilir misiniz?
Kaya Sayın: Tabii ki. Öncelikle bu gerçekten sizin de en başında bahsettiğiniz gibi dünyada eşi benzeri görülmeyen bir olay. Ama bunun nedenlerini irdelediğimizde şunu görüyoruz ki, aslında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de işçi sınıfına yönelik büyük saldırılar var. Türkiye'de bu saldırıların olması nedeniyle birçok işyerinde direnişler devam ediyor. Ancak ne yazık ki buna paralel olarak sendikalar gerekli olan tavırlarını ortaya koyamadığı için hükümet istediği gibi hareket etme özgürlüğünü kendisinde görüyor ve ardı ardına yasalar çıkarıyor.
Bu durumda Hava-İş biraz da ön plana çıkıyor. Şu an Hava-İş üyesi işçilerin bütün Türkiye'de yaşanan olumsuzluklara rağmen aldıkları ücretler, çalışma koşulları, sosyal hakları Türkiye'de diğer işçilere kıyas edildiği zaman daha iyi bir noktada. Türkiye'nin güncel koşullarına cevap veriyor mu derseniz, daha da geliştirilmesi gerekiyor aslında. Ayrıca bizim yaptığımız iş, uluslararası bir iş. Uluslararası düzeyde kıyasladığımızda hâlen, örneğin uçuş görev dinlenme süreleri konusunda, ücretler konusunda çok daha ileriye götürmemiz gereken haklarımız var. Hâlbuki kamuoyu bunu değerlendirirken olaya şöyle bakabiliyor: Türkiye'de 20 yıllık bir öğretmen 2000 TL civarında ücret alırken THY'de yeni işe giren lise mezunu bir yolcu hizmetleri memuru 3000 TL ücret alıyor, daha ne istiyorlar ki diyebiliyor halkımız. Hâlbuki değerlendirme bu boyutuyla olmamalı. Bu son derece yanlış. Çünkü bizim bugüne kadar olan taleplerimiz sadece ücret açısından değil, gerçekten uçuş güvenliğinin sağlanabilmesi için en uygun çalışma koşullarının oluşturulması açısından talep edilen haklarımızdır.
Dolayısıyla Hava-İş’i bu yönüyle değerlendirdiğimiz zaman Hava-İş Sendikası Türkiye'de yaptığı bu mücadele ile her zaman örnek olmuştur. THY çalışanları bu nedenle Hava-İş’e büyük bir bağlılık içerisinde Hava-İş’in aldığı kararları uygulama noktasında önemli bir durum sergilemiştir. Hükümetin üzerimizde yarattığı bütün olumsuzluğa rağmen 29 Mayıs'ta uçakları uçurmayarak kendilerinin bu konuda ne kadar kararlı olduğunu göstermişlerdir. Ancak hükümet de, THY yönetim kuruluna verdiği emirle 305 kişiyi işten çıkartarak, karşı tavrını sergilemiştir. Ancak o günden bugüne hâlen direniş devam ediyor. Bugüne baktığımızda da arkadaşlarımın inançlılığı, kararlılığı devam etmekte. En son bunu Ankara'da yapılan yürüyüşte de gördük. İşe dönünceye kadar bu direnişi sürdüreceklerinin bir ifadesi bu.
Şirket içerisinde küçük şirketlere bölünüp o yeni şirketlerdeki üyeliğin önüne geçilmesi bizim bugünkü en büyük engelimiz.
Tabii sizin sorduğunuz soruyla bağlantılı olarak direnişin bu şekilde devam ediyor olması tek başına yeterli mi? Değil. Çalışanların da bu konuda yapması gereken bazı görevleri var. Yani sadece direnişte olan işçiler değil ,diğer çalışanlar da aynı şekilde direnişe sahip çıkmalı, mevcut örgütlülüğe katkı sağlamalı ve bu direnişin başarıya ulaşmasını sağlamalıdır. Bu yönde girişimlerimiz de var. Özellikle 23 Mayıs'ta yaptığımız basın açıklamasına katılan 4000'e yakın kişinin hâlen bu işyerinde çalışmakta olduğunu, işverenin bütün engelleme isteğine rağmen basın açıklamamıza katılarak doğru bir tavır sergilediğini unutmamak gerekir. Yine çok kısa bir süre önce toplu sözleşme dönemimizde işverenin zorunlu olarak gizlilik taahhüdü altında bir sözleşmeye imza attırmak istemesi durumunda 10.000'den fazla kişinin onu imzalamayarak işverene rest çektiğini göz ardı etmemek gerekir.
Biz sonunda başarılı olabilmek için elimizden gelen her türlü çabayı üyelerimizle birlikte sarf edeceğiz. Ama sadece bu yeterli mi, Türkiye açısından değerlendirdiğimizde bu da yeterli değil. Sendikaların buradaki duruşları, sendika üyelerinin buradaki duruşları çok önemli. En son Ankara'da yaşanan olayla ilgili olarak gördük ki, bu iş işçilerin kendi davalarına sahip çıkmasıyla ancak o zaman işçilerin istediğinin hayata geçmesi mümkün olacak. Şu anda da bütün çabamız bu yönde gerek SGBP (Sendikal Güç Birliği Platformu), gerekse Hava-İş olarak bizler bu yönde faaliyetlerimizi hızla devam ettireceğiz.
Yenidünya: Hava-İş direnişine şu anda uluslararası sendikal hareketin desteği ne durumda?
Kaya Sayın: Aslında uluslararası desteği şu anki konumuyla değerlendirmeden önce biraz geçmişine bakmak gerekir. Özellikle Avrupa'da ILO toplantısının olduğu tarihlerde bizim bağlı bulunduğumuz üst kuruluşumuz Uluslararası Taşımacılık Federasyonu (UTF/ITF) kendi içinde bir organizasyonla özellikle havacılık işkolunda örgütlü sendikalarla bazı bağlantılar kurarak önemli anlamda katkılar sağladılar bize. Bütün satış ofislerinin, havaalanlarının önünde basın açıklamaları yaptılar. Avrupa'da önemli bir kamuoyu oluştu ve bunu devam ettirmek niyetindeler. Biz de uluslararası toplantılara katıldığımız noktalarda özellikle bunu dile getiriyoruz.
Bizim işkolumuz uçuş güvenliği olmazsa olmaz bir işkoludur. Uçuş güvenliği dediğimiz zaman insanın canıdır söz konusu olan.
Avrupa ve diğer dünya ülkelerinin desteği bizim için çok önemli. Bu konuda Barcelona bir açıklama yaptı. Biliyorsunuz THY Barcelona'nın sponsoru. Barcelona'daki açıklama aslında THY'de yaşanan bütün olumsuzlukları Avrupa'da daha da açığa çıkartacak bir açıklamaydı. İnsanca olmayan bir davranışın sorgulanması anlamına geliyordu bizim için. Ve bugünlerde de özellikle Avrupa'da sırf 305 kişinin işe alınması adına yapılacak ortak bir toplantı ve burada alınacak birtakım kararlılıklar söz konusu.
Yenidünya: AKP hükümeti birçok alanda birden işçilere, emekçilere saldırıyor. Havacılık işkolundaki saldırı da bunun bir parçası. AKP böylesine pervasızca davranabilme gücünü en çok da işçi sınıfının genel örgütlülük düzeyinin düşüklüğünden alıyor. İşçi sınıfının genel örgütlülük düzeyinin düşüklüğünün nedenlerini yorumlayabilir misiniz? Sendikalar neden örgütlenemiyor? Ne gibi engellerle karşılaşıyorlar?
Kaya Sayın: Aslında bu başlı başına bir ders konusu. Şöyle ki bugünkü içinde bulunduğumuz durumu bugün itibarıyla değerlendirirsek bu bizi yanlışa götürür. Çünkü bugün işçiler eğer işten çıkartılma korkusuyla mevcut durumlarına razı oluyorsa kendini ilgilendiren bunca yasa yıllardır çıkarıldığı hâlde ortak bir tavır, ortak bir eylem içerisine giremiyorsa bunun nedenlerini biraz geçmişe dönüp incelemekte fayda var.
Asıl neden şu, işçi önderleri dediğimiz kişilerin gerçek anlamda işçiye önderlik yapmadığını görüyoruz. Yani buna sendikal bürokrasi deyin, sendikacıların bulunduğu makamı kaybetmemek adına ortaya koydukları tavır deyin, ne derseniz deyin ama gerçek şu ki işçilerle sendikalar arasında büyük bir kopukluk var. Dolayısıyla mevcut sendikaların birlikte hareket etme noktasındaki becerisini ortaya koymaları söz konusu olamıyor. Tabii ki konfederasyonlar da bu boşluktan yararlanıp yapmaları gerekenleri yapmadığı için Türkiye'de işçi sınıfı hareketi maalesef geçmişten bugüne yaşanan olumsuzluklarla beraber bugün içinden çıkılmaz bir hâle geldi. İşçinin kendisini ifade edebileceği kendi içindeki örgütlülüğünü yaratamayacağı noktaya geldi. Ben 17 yıldır sendikanın genel teşkilatlandırma sekreteriyim ama 89 yılında Hava-İş yönetimini komple yöneticilerini değiştirdiğimiz zaman, biz işyerlerinde işçiyken, işçi arkadaşlarla bir araya gelip böyle bir sendikal anlayış olmaz buna karşı durmalıyız diyebilirken; bugün işçiler bir araya gelip bunu dememe noktasına gelemiyorlar.
Hâlen NACE kodları henüz belli olmadığı için bir kargaşa var şu anda devam ediyor.
Günlük çıkarlar, bireysel tavizler dolayısıyla içerisinde bulunduğu durumu kabullenme, boyun eğme; mücadele etme azminin olmaması; bugüne kadar herhangi bir eylemliliğin içine girmeyen kişinin polisten askerden korkuyor olması; işsizliğin, işten atılmanın dışında 12 Eylül döneminin öncesinden başlayarak kesinlikle ön plana çıkmayın, canınızı tehlikeye atmayın, polisle yüz yüze gelmeyin söylemleri ile büyüyen bir toplum olduğumuz için; emperyalizmin en büyük silahı olan ve çok da iyi kullandığı tüketime yönelik araçlarına kendi çocuklarımızı eğitemediğimiz için tam bir tüketim toplumu hâline getirilen toplumumuzda bugünkü işçiler de dahil olmak üzere maalesef mevcut olumsuzluklara karşı duracak noktada birlikteliği hiçbir şekilde yakalayamıyoruz. Dün internet, bilgisayar yoktu insanlar sohbet edebiliyorken bugün herkes bireysel anlamda teknolojinin esiri olmuş hiçbir şekilde konuları tartışmayan ve gittikçe de birbirinden uzaklaşan bireyler hâlinde. Böyle bir toplum oluşturduk maalesef.
Söylediğiniz anlamda böyle bir örgütlülük ideal olarak tabii ki en başta önder olan işçilerin öncülüğünde yapılması gereken şeyler ama tabana indiğimizde de toplumda sadece sendikacıları yargılamak yeterli olmayacaktır. Tüm bu konuda ebeveynler dahil toplum içerisinde ön plana çıkmış akademisyenlerin, derneklerin, sosyal örgütlerin hepsinin bu anlamda bir çabasının olması gerekmektedir. Dolayısıyla bugünkü örgütsüzlüğün temel nedenleri bunlardır.
Yenidünya: Sizce sendikalar önlerine konan engellere karşı yöntemler geliştirebiliyor mu?
Türk-İş, hiçbir şekilde işçilerin karşı duruşunun önderliğini yapmadı.
Kaya Sayın: Tabii ki önümüzdeki engelleri aşmak adına birçok şeyi değerlendirebiliriz. Ama asıl olan bugünkü geldiğimiz noktada özellikle Hava-İş'in önündeki engeller nelerdir? Örneğin bir taşeronlaşma. Şirket içerisinde küçük şirketlere bölünüp o yeni şirketlerdeki üyeliğin önüne geçilmesi bizim bugünkü en büyük engelimiz. Hizmeti veren taşeron firmayı siz örgütleyip de toplu sözleşme kapsamına almaya çalıştığınızda hemen taşeron firmanın adını değiştirip aynı yöneticilerle başka bir isim ve ticari sicille işçileri işten atmayarak sadece şirket değiştirerek o toplu sözleşmeyi yapmanızın önüne geçiveriyor işverenler. Tabii bu yasadan kaynaklanıyor. İşte bahsettiğim bu olumsuzlukların tümü aslında geçmişten bugüne yaşanan ve bugün karşılaştığımız temel noktalar. Dolayısıyla taşeron firmada bir örgütlenme yapılabilmesi mümkün değil. Diğer yönden küçük şirketlere bölerek örgütlenmenin önünde bir engel oluşturuyor hükümet.
Örneğin TGS diye bir yer hizmetleri şirketi kurdu. Bugün çalışan sayısı 6000 ama kıdemliliğe baktığımız zaman 2 yıl kıdemli personel bulmak bile çok zor. Sirkülasyonu çok fazla olan bir şirket. TGS'deki çalışma şartları çok kötü olmasına rağmen insanlar işten atılma korkusu ile sendikaya üye olmuyorlar. Ancak uzun süreli bir çalışma ile sendikalı yapabileceğimiz bir işyeri ama çalışan sayısı açısından baktığımızda 6000 kişi. Eğer o işçiler bugün TGS’de olmasaydı THY bünyesinde olsaydı sendikal kapsamın içine dahil olacak ve bizim de 6000 fazla üyemiz olacaktı. Ama şu anda TGS'de ne yapıyoruz derseniz orada da üyelik faaliyetlerimiz devam ediyor.
Yine yer hizmetleri şirketi olan İSG diye bir şirket vardı. Aslında bu çok çarpıcı bir örnektir. İSG, Fenerbahçe As Başkanı Nihat Özdemir'in sahibi olduğu bir şirket. Niye Nihat Özdemir'den bahsettim? Çünkü Tayyip Erdoğan'ın da gizli ortağı olan bir şahsiyettir Nihat Özdemir. Biz Sabiha Gökçen'de yer hizmetleri üreten bir şirkette örgütlendik, toplu sözleşme yaptık, orada. Engel olamadılar. Boğaziçi Köprüsü'nü kapattık 350'den fazla işçiyi attılar. Hastanelik oldu bazı işçiler, kendi içinde kavgalar çıktı vesaire. Sendikal tazminat davalarını kazandık bu süreçte fakat bu sefer Nihat Özdemir onun yerine koyacağı başka taşeron firma bulamadığı için komple şirketi kapattı ve o faaliyetinden vazgeçti. Dolayısıyla bu da sendikal örgütlülüğün önünde bir engel. Yani siz zenginle uğraşıyorsunuz, didiniyorsunuz, kan gövdeyi götürüyor, yasalara rağmen toplu sözleşme masasına oturtuyorsunuz Nihat Özdemir'i ama onun hiç umrunda değil. O burayı kapatıyor çünkü başka yerde sömürecek çok işçisi var. Buradaki sendikal örgütlülük Türkiye'deki işçilere örnek teşkil edecek. Ama bu şekilde bir engel oluşturuluveriyor. Dolayısıyla havacılık işkolunda çalışan sayısına baktığımızda 1/5 oranında üye sayımız var 4/5'ini de üye yapmak durumundayız. Ama dediğimiz gibi bu engellerle karşılaşıyoruz. Başka havayolu şirketlerinde ise hizmet satın alımı söz konusu olduğundan sadece teknisyen, kabin memuru ve pilot çalışanları olduğu için orada örgütlenmek de bir hayli zor. Çünkü kaptanların maaşları yüksek, çalışma koşulları diğerlerinden farklı değil. Kabin memuru çok kolay bulunabilen bir işçilik statüsüne kavuşturuldu. Bugün ben kabin memuru almak istiyorum dediğinde örneğin THY veya herhangi bir şirket 5000-6000 kişinin başvurduğu bir durum sözkonusu. Dolayısıyla o şirketlerde de örgütlenmek çok kolay bir şey değil. Dediğim gibi tamamen işçiler bir araya gelip ortak tavrını ortaya koymadığı sürece hangi şirket olduğuna bakmaksızın bu şirketlerde örgütlenebilmek mevcut yasalarla çok zor.
Yenidünya: Biraz bahsetmiş oldunuz aslında ama sendikanızın örgütlenme çalışmalarında işkolunuza özel olarak karşılaştığı başka engeller var mı?
Kaya Sayın: Bahsettim genel olarak ama şöyle söyleyeyim. Bizim işkolumuz uçuş güvenliği olmazsa olmaz bir işkoludur. Uçuş güvenliği dediğimiz zaman insanın canıdır söz konusu olan. Maalesef Türkiye'de otorite olan bir sivil havacılık genel müdürlüğü olması gerektiği hâlde otoritesini tamamen kaybetmiş bir sivil havacılık genel müdürlüğü var. Uçuş güvenliği ile ilgili konularda bizim müdahalemizi bertaraf edecek bir yapı oluşturdu sivil havacılık genel müdürlüğü. Dolayısıyla biz örgütlenme ile alakalı olarak bu konularda da olayı ele aldığımız ve kamuoyu yaratmaya çalıştığımızda görüyoruz ki diğer hava yolu şirketlerinin genel müdürlerinden oluşan TESİP dediğimiz bir kurum Hava-İş'in olduğu hiçbir toplantıda biz yer almayız diyerek sivil havacılık genel müdürlüğünü ve ulaştırma bakanını dahi kıskaçları altına almış durumda. Dolayısıyla bu da ayrı bir engel oluşturuyor diğer saydıklarımın dışında.
Yenidünya: Bu durumu aşmak için kimsenin elinde sihirli bir formül yok ama yine de siz sendikaların içinde bulunduğu örgütlenme krizinin aşılması için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Kaya Sayın: Sendikalar, aslında olmazsa olmaz dediğimiz çalışma yaşamının bir parçası. Fakat bu olmazsa olmazın ne olduğunu ortaya koyup bütün -özellikle kendi konfederasyonumuz içindeki- sendikalarla bir araya gelmeyi umut ediyorduk biz. Daha önce böyle bir şeyin olmadığını bildiğimiz hâlde. Ve bir araya gelen sendikalarla bir yola çıktık Sendikal Güç Birliği adı altında. Dolayısıyla o bahsettiğimiz engellerin aşılması noktasında diğer sendikalarla birlikte eylemlerimizi birleştirdiğimiz noktada daha güçlü olacağımızı biliyoruz. Bununla ilgili bir çabamız var. Bununla alakalı olarak bazı toplantılar yapıldı, yapılmaya devam edecek. Yakında bazı kararlar duyacaksınız. “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganına uygun olarak engeller karşısında biz de bir güç olmanın doğru olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda hedefimizi belirledik ve ona yönelik çalışmalarımız devam ediyor.
En başta önder olan işçilerin öncülüğünde yapılması gereken şeyler ama tabana indiğimizde de toplumda sadece sendikacıları yargılamak yeterli olmayacaktır.
Yeni Dünya: Biliyorsunuz yeni çıkan yasa ile havacılık işkolundaki grev yasağı kaldırılmış oldu. Elbette ki bu kazanım direnişin sayesinde gerçekleşti. Grev yasağının kaldırılması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Kaya Sayın: Öncelikle şunu söyleyeyim; direniş sadece orada direnen arkadaşlarımızın orada bulunması ile kazanılan bir zafer gibi değerlendirilmemeli. Bize bu konuda gerek yurt içinde gerek yurt dışında destek veren bütün kuruluşların direnişe olan inançlarıyla ortaya çıkan bir sonuç diye bakıyoruz. Bu süreç aslında 6 aylık bir süre gibi gözüküyor ama bizim için 1 yıl hatta daha da öncesinden başlayan bir süreç. Çünkü öncelikle kısmi olarak yüzde 40 oranında grev yasağının getirilmesi istenmişti. Daha sonra bu değiştirildi yüzde 100'ü yasaklanacak şekliyle getirildi. Tabii getirilirken ortaya konan tabloya baktığımızda kesinlikle iş yaşamı ile alakası olmayan, “İçişleri Bakanlığı ile ne alakası var havacıların grevinin” şekliyle değerlendirdiğimizde kesinlikle Hava-İş Sendikası'nın hükümetle ve işverenle bir araya getirilmek istenmemesinden kaynaklanan özel hazırlanmış bir yasa şekliyle ortaya çıktı.
Aslında biz bunu ilk önce 23 Mayıs'ta bütün çalışanlarımızla birlikte yaptığımız ortak basın açıklamasıyla bütün kamuoyuna duyurduk. 29 Mayıs'ta gerçekleşen uçakların uçmaması bir direniş, bir karşı duruş gibi algılandı ama aslında öyle değildi. İnsanların içinden gelen bir isyan duygusuyla o gün hastalandılar işe gelmediler, bazı arkadaşlarımız da raporlu oldukları hâlde basın açıklamasına katıldı. Biz bunu basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurmak maksadıyla dış hatlarda böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmiştik. Ama o gün uçaklar uçmadı. Tabii bu da çalışanların bu konuya ne kadar büyük bir tepki gösterdiklerinin bir işaretiydi. Bu tepki bugün, o günden daha fazla devam ediyor. Çünkü grev yasağıyla bizi memurlarla aynı duruma getirmek istediler. Biliyorsunuz Türkiye'de memurların da toplu iş sözleşmesi yapma hakkı var ama grev yasağı kapsamında oldukları için hiçbir şekilde taleplerinin hayata geçmesi mümkün olmuyor. Eğer bu karşı duruş olmasaydı THY ve diğer havacılık çalışanlarının da akıbeti bu olacaktı. Dolayısıyla bu karşı duruş başlangıç tarihi 29 Mayıs olarak Hava-İş üyelerinin gerçekleştirdiği bir direniş, bir eylem gibi görebiliriz.

Ama aslında o gün başlayan ve daha sonra gelişen çok farklı olaylar oldu. Örneğin Türkiye'de ilk defa dış hatlarda on bine yakın kişinin bir araya gelerek yaptığı basın açıklaması oldu. Daha sonraki tarihlerde hem yurt içinden, hem de yurt dışından ziyaretler çoğaldı. Olaylara bu yönden baktığımız zaman da 29 Mayıs bir başlangıçtı ama 29 Mayıs'tan sonra topyekûn bir karşı duruşun işçi sınıfına kazandırdığı nedir diye aslında sormamız gerekir. İşte bunun meyvelerini aldık aslında. Çünkü grev yasağını getiren zihniyet aynı şekilde yeni yasada o grev yasağı maddesini kaldırarak oraya bir cümle ilave etselerdi yasak devam ederdi. Ama onu ilave etmeyerek o yasayla birlikte bütün işçi sınıfının kolunu bacağını budayarak çıkartılan bir yasa olmasına rağmen grev yasağını kaldırdılar. Bu da başlangıçta direnişte bulunan bütün arkadaşlarımızın ve oraya destek veren hem yurt içinden, hem yurt dışından emek dostlarının başarısıdır diyebiliriz.
Yeni Dünya: Grev yasağını kaldıran Toplu İş İlişkileri Yasası'nı yasalaştığı hâliyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kaya Sayın: Aslında hâlen NACE kodları (hangi işyerinin hangi işkolunda olduğunu belirleyen kodlar) henüz belli olmadığı için bir kargaşa var şu anda devam ediyor. Örneğin havaalanında hizmet gösteren havaalanının içinde olan personelin ne olacağı konusu henüz belli değil. Çünkü NACE kodları belirlenmediği için o işçilerin nerede gösterileceği konusu da önemli. Dolayısıyla bu tür belirsizlikler devam ediyorken diğer taraftan da bazı sendikaların yetkisini kaybetmesi söz konusu oldu yeni yasayla.
Aynı zamanda birleştirilen iş kolları nedeniyle yeni dönem toplu iş sözleşmeleri için başvurulacak olan yetkide işkolunun yüzde 1'i şartı arandığı için bu işkolunun yüzde 1'i dediğimizde örneğin havacılıkta sadece biz havacılık çalışanlarını kendi bünyemize katabiliyorken şimdi TÜM-TİS'e, Demir Yol İş'e bağlı işyerlerindeki işçilerin de bize üye olması söz konusu olacak. Tabii bu kargaşa yaratacak. Örnek veriyorum İzmir'deki bir Demir Yol İş şubesi komple bize üye olmak istediğinde biz oradaki işçilerin toplu iş sözleşmesi için yetkisine hangi şartlara göre müracaat edeceğiz yada müracaat etsek bile bunun sonrasında Demir Yol İş Sendikası veya işveren buna itiraz ettiğinde buna mahkemeler hangi usul ve kaidelere göre karar vereceği konusunda henüz yaşanmış bir örnek yok. Dolayısıyla bu da işyerlerinde geçmiş yıllarda yaşadığımız birtakım kaosların yaşanacağının işaretini veriyor bugünden. İşçilerin de zaten kafası karışık. Tam olarak anlaşılmış şekliyle de açıklanmadı.
Bir başka husus adı üzerinde geçici madde işkolunun yüzde 1'i şekliyle getirildiği için asıl yasada belirlenen yüzde 3 oranı ne zaman yaşama geçecek belirlendiği şekliyle 5 yıllık bir süre veriliyor ama önümüzdeki günlerde kıdem tazminatının kaldırılması konusu pazarlık masasına geldiğinde Bakanlar Kurulu'nu toplarım bak bu geçici maddeyi kaldırırım tehdidiyle karşısına çıkacak hükümet kesinlikle. Dolayısıyla sendikaların her yönüyle elinin kolunun bağlanması hatta bazılarının yok olmasına neden olan bir yasadır bu. Kesinlikle bizim tasvip ettiğimiz bir yasa değil. Gerçi havacılar için grev yasağının kaldırılması söz konusu oldu ama bu yasa ile olmayacaktı zaten.
Uçuş güvenliği ile ilgili konularda bizim müdahalemizi bertaraf edecek bir yapı oluşturdu sivil havacılık genel müdürlüğü.
Bu yasanın önümüzdeki yıllarda getireceği kaos, olumsuzluklar bütün Türkiye işçi sınıfının temel sorunu hâline dönüşecek. O yüzden bu yasayı kesinlikle kabul etmiyoruz olduğu şekliyle. Zaten Türk-İş'in bu konuda yaptığı çok açık. Gitti hükümetle iş birliği yaparak bu yasanın çıkmasına sebep oldu. Türk-İş, hiçbir şekilde işçilerin karşı duruşunun önderliğini yapmadı. Bir araya gelen sendikaların gücü de genel anlamda bir karşı duruş için yetmedi. Genel grev söylemleri hep vardı ama olmadı. Dolayısıyla Türk-İş'e, Hak-İş'e rağmen biz Türkiye'deki işçiler biraz kendimize çeki düzen verip bir araya gelmesini becerebilmeliyiz. Bütün konfederasyonların ortak tavır içinde olamayacağını da bildiğimiz için kesinlikle bu konuda birbirimizi beğenelim beğenmeyelim bir araya gelme zorunluluğumuz var. Eğer bir araya gelmezsek zaten bundan 50 yıl sonra bugün yeni doğmuş bir kişinin çocuklarının da olacağını düşünürsek Türkiye toplumunu öyle bir olumsuzluk bekliyor ki. Sosyal güvencesiz, tamamıyla işverenlerin istediklerinin yapıldığı, artık çalışma yaşamının da tümüyle taşeronlaştığı ve hiçbir şekilde emekliliğini düşünemeyen günlük yaşamı için mücadele etmek zorunda kalınan hatta aynı evdeki iki kardeşin birbirine düşman olacağı, iş bulma yarışı içerisine gireceği, günlük işlerin peşinde koşacağı bir Türkiye bizi bekliyor eğer bir araya gelmez ve mücadele etmezsek. O yüzden bu yasa tümüyle düşünüldüğünde son derece kötü ve geleceğimizi karartan bir yasa.

Yenidünya: Kaya Bey bizim soracaklarımız bunlar sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Kaya Sayın: Aslında çok teşekkür ediyorum. Çok güncel ve bizi de içine alan bir söyleşi oldu bana göre.
Eklemek istediğim şu tabii en başında bahsettiğim o uçuş güvenliği konusunda Türkiye'de bilinmeyenler var. Ayrı bir söyleşi şeklinde yine belki bir yazı dizisi şeklinde bunu gündeme getirmek benim en büyük arzum. Çünkü gerçekten birçok vatandaşımız uçaklara biniyor ama hangi uçağa biniyor. Uçuş güvenliği neden sahip çıkılması gereken bir konu, uçak bakımları nasıl yapılıyor, Türkiye'deki sivil havacılığın durumu nedir, uluslararası bağlı bulunduğumuz üst kuruluşlar neden sürekli bizi denetliyor ve olumsuz not veriyor? Yakında oluşacak bir olumsuzlukta belki tüm Avrupa'ya ve Amerika'ya uçuş yapamayacağımız bir dış hatlar olumsuzluğu var. İşte bütün bunların açığa çıkartılması gerekir. Tabii konumuzla direk ilgili değil ama bu konularda da önümüzdeki günlerde böyle bir yazı dizisi olursa benim size sunabileceğim çok büyük belgeler var, gelişmeleri anlatabileceğim yaşadığımız olaylar var. Onlardan bahsetmek istiyorum ben size. Teşekkür ediyorum böyle bir söyleşi gerçekleştirdiğiniz için.
Yenidünya: Asıl biz teşekkür ediyoruz. Uçuş güvenliği ile ilgili detaylı bilgilere de haberlerimizde yer vermek isteriz.
