Şişecam İşçisi yalnız değildir!

30 Oca 2016

yenidünya: Merhaba, öncelikle direnişinizi kutlarız. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Şişecam işçisi İsmail Yılmaz: Adım İsmail Yılmaz. Şişecam'ın Mersin'deki Paşabahçe fabrikasında çalışıyordum. 1996 tarihinde fabrikaya giriş yaptım. 1997 yılından itibaren kadrolu olarak devam ettim ve sendika üyesiydim. O tarihten bu yana da, yani işten atılış sürecine kadar, sendikal mücadelenin içerisinde yer aldım. Bir dönem sendika şube yöneticiliği yaptım. Onun dışında seçimlerde aday oldum. En son geçen sene delege seçimlerinde liste çıkardım. Mersin'deki mücadelede diğer bölgelerde elimizden geldiğince koordinasyon sağlamaya çalıştık. Ama bizim sektörümüzde bu çok da mümkün değil. Elimizden geldiği kadar yapabildik.

yenidünya: Greve neden çıktınız? Ne kadardır grevdesiniz?

İsmail Yılmaz : Geçen yılın ortalarında Kristal-İş Sendikası ve Şişecam işçileriyle müzakere yapıldı. Şişecam yönetimi işyerlerindeki krizleri bahane ederek, hatta yaşanandan ziyade olası krizleri bahane ederek, işçi çıkaracağını söyledi. Mersin Paşabahçe Cam işletmesinde 58 işçinin fazla olduğunu söylediler. Bunun için de 2 buçuk yıl önce bir fırın kapatılmıştı onu örnek gösterdiler. Halbuki 2 buçuk yıldan beri fabrikadaki işçi sayısında bayağı bir azalma oldu. Çünkü emekli olanlar oldu, ayrılanlar oldu; ayrıca Eskişehir ve Burgaz'daki fabrikalara da gidenler yani geçiş yapanlar oldu. Anadolu Cam Sanayi Fabrikası'nda da 125 kişinin fazla olduğunu söylediler. Eskişehir Paşabahçe Cam işletmesinde de 42 kişinin fazla olduğunu, yani bunları çıkaracaklarını söylediler. Çıkış yöntemi işçilere sendika tarafından şu şekide aktarıldı: Öncelikle patron prim teşviği uygulayacak, emekliliğe kalan yıla göre belli oranlarda teşvik verecekti. Bu teşvikleri alanlar kendi rızasıyla ayrılıp ihale sözleşmesi imzalayacaklardı. Teşvikten faydalananların sayısı eğer gereken sayıya ulaşmazsa diğer kalan rakam da ilk olarak emekliliğine az kalanlarla tamamlanacaktı. Rakam yine yetersiz ise çok uzun süre istirahat ve iş göremez raporları olanlar işin içine katılacaktı. Çünkü patron son üç dört yıldır özellikle raporlar konusunda sendikaya ve işçiye baskı yapıyordu. Oysa raporlar, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadığı için meydana gelen meslek hastalıkları ve iş kazaları nedeniyle alınıyor. Dolayısıyla bunların tedavisi için hastaneye gidiliyor, istirahat alınıyor, ameliyat olunuyor. Bunları patron işgücü kaybı olarak görüyor. Bunlardan verim alamadığını ileri sürüyor. Bunlardan kurtulmak istiyor. Yerlerine daha genç, asgari ücretli ve sınıfsal bilinci olmayan yeni işçilerle çalışmak istiyor. Sendika, toplu sözleşmenin hükümlerine göre, bu anlayışın karşısında durması gerekirken, maalesef tam tersini yaptı. Patronla işbirliği içine girdi. Çünkü buradan kendisine pay çıkardı. İşten çıkışlarda patronun istemediklerinin yanında sendika da kendi istemediklerini listelere yerleştirdi. Sendika yöneticileri listede kendi yakınlarının, akrabalarının isimleri varsa onları çıkardı, onların yerine muhalifler yazıldı. Şimdi bizim toplu sözleşmemizde toplu işten çıkarma maddesi var. Bu maddeye göre birinci sırada emekliliği hak edenler çıkarılır. Bu hükümsüz. Çünkü emekliliği hak edenleri patronlar artık tutmuyor. Çalışmak isteseler bile zaten çalıştırmıyorlar. İkincisi kendi rızasıyla ayrılmak isteyenlere öncelik tanınıyor. Üçüncüsü de kapanan bölümde çalışıp da çalışılması için başka bölüm gösterilmeyenler. Son olarak da son giren ilk çıkar maddesi var. Toplu işten çıkarmalarda bunların uygulanması gerekirken bizdeki çıkarmalarda bunlara hiç riayet edilmedi. Aksine işe giriş tarihi eski olanlar çıkarıldı. Emekliliği gelenlere teşvik verilerek bu işçiler gönderildi. Ama kapanan bölümdeki insanlar çıkarılmadı. Biz ortada toplu işten çıkarmayı gerektirecek bir durum olduğunu da düşünmüyoruz. Çünkü Şişecam bir-iki fabrikadan oluşan bir kurum değil. Yurtdışı da dahil olmak üzere 45'e yakın fabrikası var. Geçmişte Paşabahçe Beykoz fabrikası, Topkapı fabrikası, Gebze Çayırova'da Şişe fabrikası gibi fabrikalar kapandığında da oradaki işçiler bir şekilde gerek direnişle, gerek diyaloglarla başka fabrikalara dağıtıldılar. Yine bu yöntem izlenebilir.

yenidünya: Bu arada engelli kadrosundan da işçi atıldığını duyduk. Bu konuda neler yaşandı?

Şişecam işçileri: Evet, doğrudur. Engelli kadrosunda çalışan iki arkadaşımız vardı. Onlar bundan 8-9 yıl önce işe girmişlerdi. Patronların Türkiye'deki yasalara göre yüzde 3 oranında şehit yakını, gazi, engelli durumunda işçi çalıştırmaları gerekiyor. Ancak patron bu kadrolardan olan iki arkadaşımızı da işten çıkarttı.

yenidünya: İşten atılmalar nasıl gerçekleşti? Gelinen süreçte işinize ne zaman hangi gerekçelerle son verildi?

Şişecam işçileri: İşten atma süreci 6 Kasım'a gelmeden önce, 6 Ekim'de patronun İŞKUR'a ve Çalışma Bakanlığı'na bildirim yapmasıyla başladı. O süreçte sendikadan şunu beklerdik: Patron toplu çıkışı söylüyor, yazıyor ama bu öyle olmaz biz kendi rızası dışında kimsenin çıkışına izin vermeyiz diye en azından işçilere güven vermelerini beklerdik. Fakat bunlar olmadı. Olmadığı gibi listelere muhalefetten olanları yazdırıp kendi yakınlarını çıkarttırarak yönlendirdiler.

Biz bunlara dikkat çektik. Benim özellikle 18 Ekim tarihinde henüz çıkıp çıkmayacağım da belli değildi, tepki göstermek maksadıyla sendikadan istifa ettim. Bunu da ilan ettim. Nedenini de açıkladım. O tarihten sonra yine mücadelemiz devam etti. 2 Kasım tarihinde Anadolu Cam işletmesinde eylem başladı. Hemen yan yana fabrikalarımız. Oradan da 125 işçi çıkarılacaktı. İşçiler 4 gün boyunca fabrikayı terk etmediler. Sendika ile patron arasında görüşmeler oldu. Yalnız içeride üretim devam etti. Biz de iş çıkışlarında yandaki fabrikaya gidip arkadaşlarımıza destek verdik. 5 Kasım tarihinde genel merkez yöneticilerimiz geldi. Fabrikanın önünde açıklama yaptılar. İşten çıkarmalarla ilgili kendi rızasıyla çıkanların haricinde 14 kişinin daha belirlenmesi gerektiğini söylediler. Bu 14 işçinin kim tarafından tespit edileceğine ilişkin sorunlar yaşandığını söylediler. Biz kendi fabrikamızı sorduğumuzda 58 kişinin çıkarılacağını bizim fabrika için yapılacak bir şeyin olmadığını, toplantının bittiğini söylediler. Biz de cevap almak için direttik. Ama cevap alamadık, tepki gösterdik. Daha sonra işten çıkarıldık ve eylemlerimizi başlattık. 6 Kasım'da eylemlerimize başladık ve fabrikanın önüne çadır kurduk. Anadolu Cam fabrikasından atılan 14 işçiden 8 işçi de bize katıldı. Direnişimiz ilk günlerde fabrika içinden de destek gördü. Temsilciler de kısmen işçileri bilerek destek olacak şekilde birer vardiya beklettiler. Daha sonrasında eylemlerimizin güçlenmesini beklerken zayıfladı, kırıldı.

yenidünya: Geçen günlerde sizi ziyarete geldiğimizde burada bir otobüsteydiniz. Şu an otobüs yok. Sokakta kalmanızın nedenini izah eder misiniz? Bu konuda sendikadan yardım alamıyor musunuz?

Şişecam işçileri: Biz Mersin'deki ve Eskişehir'deki direnişlerimizi kendi çabalarımızla sürdürdük. Bazı siyasi girişimlerimiz oldu. Sendika arkamızda değil, patron duyarsız. İki defa Meclise gittik. CHP ve HDP yetkilileriyle görüştük, destek istedik. Onlar da destek vereceklerini söylediler. Hatta basın açıklaması yapıldı Mecliste, soru önergesi verildi. 1 hafta sonra TÜRK-İŞ Olağan Genel Kuruluna gittik. Orada sesimizi duyurmak istedik. Fakat orada TÜRK-İŞ ve polis engeliyle karşılaştık. Kürsü hakkı verilmedi ancak Ergün Atalay, Çalışma Bakanı müsteşarından bir randevu ayarlamıştı. Onunla görüştük. Kendisine bu haksızlıkları ilettik, ondan yardım istedik. O da yanımızda Şişecam Genel müdürü Ahmet Kırman'ı aradı. Onunla bir görüşme yaptı. Oradan yardım olacağı sözünü aldık, öyle umutlu bir şekilde gittik. Fakat bütün bu görüşmelerden hiçbir sonuç çıkmayınca, sendikamız da direnişimizi sahiplenmeyince  arkadaşlarla karar aldık. Bu işin çözümü sendika genel merkezidir. Sendika genel merkezini bu direnişi sahiplenmeye, bizleri işe döndürmeye çağıralım dedik. 23 Aralık'ta hızlı bir şekilde araçlarla 8 kişi buraya geldik. Bu arada 20 Aralık'ta da Mersin'de açlık grevi başlatmıştık. Kamuoyunun gündemine oturalım dedik. Ama öyle gelişmeler oldu ki, yani hepsi bizim işten atılmamızı bekliyormuş! Paris'teki saldırılar, uçak kazası, Can Dündar ve Erdem Gül'ün tutuklanması, Tahir Elçi'nin öldürülmesi, Doğu'daki savaş hali, ne olduysa bizim işten atılmamıza denk geldi. O yüzden açlık grevine başlayalım dedik. Belki sesimiz duyulur, kamuoyunun dikkatini çekeriz diye. 20 Aralık'ta başladık, 23 Aralık'ta da İstanbul Beykoz'a geldik. Genel merkez binamıza girdik, genel merkez yöneticilerimizle görüştük, sorunu sahiplenmelerini istedik. Asli görevlerini hatırlatmaya geldiğimizi söyledik. Bu işi siz çözersiniz, çözmek zorundasınız, çünkü biz üyeleriniziz, 20 yıldır aidat ödeyip eylemlerinize katıldık dedik. Direnişi devam ettireceğimizi, burayı asla terketmeyeceğimizi söyledik. Onlar da sendikada daha önce özel güvenlik yokken özel güvenlikle anlaştılar. Bir gün sonra bizleri direniş alanımızdan çevik kuvvet ve özel güvenlik zoruyla dışarı attılar. Kendileri de yılbaşı tailine gittiler. Beykoz halkı da, emek dostları da bizlere bir otobüs temin ettiler. Daha sonra otobüste uzun süre kaldık. Mali yönden belediye de kısmen destek verdi ama otobüsten çadıra geçtik. Çünkü sembolik olarak da, anlam olarak da, sağlık açısından da çadır eylemimize daha uygundu. Ancak çadırı kurar kurmaz genel merkez yöneticilerimiz çadırın kalkması için bizlere tehditlerle geldiler. Ama yılmayacağımızı söyledik. Geçen günlerde yine çevik kuvvet çadırımıza ve bizlere saldırdı. Ama biz direnişimize devam ediyoruz.

yenidünya: Patronla da, Sendika ile de sıkıntılar yaşıyorsunuz. Peki size göre işçi sınıfı kendi gerçek sendikacılarını kendi içinden nasıl çıkaracak? Gerçek sendikal hareket nasıl çıkacak?

Şişecam işçileri: Tabii ki işçi sınıfının temel düşmanı sermaye ve onun yandaşlarıdır. Ancak buna karşı koyması gereken de sendikalardır. İşçi sendikaları bunun için vardır. Patron bu durumda patron gibi davranıyor. Patron emek sömürüsü ister, daha ucuza çalıştırmak ister, örgütsüz çalıştırmak ister, istediği zaman işten işçi almak ister, hareket kabiliyetinin geniş olmasını ister, karşısında işleri koruyacak bir yasa istemez, bütün yasaları kendi koymak ister. Sendikalar ve emek örgütleri, emek dostları bugüne kadar verdikleri mücadeleyle sendikal hakları, işçi haklarını sağladığı için patronların hareket alanını daraltıyordu. Ama günümüzde bu noktada sorunlar var. Patron işçi çıkarıyor, işçi sömürüsü yapıyor, sözleşmelerde hak edilen zammı vermiyor, fabrikalarda işçileri ağır koşullarda, sağlıksız koşullarda çalıştırıyorsa bunun karşısında durması gereken işçi sendikalarıdır. Sendikalar görevini yapmalıdır. Sendikaların içinde demokratik mekanizmalar çalıştırılmalıdır. Sendika içi demokrasinin tabana yayılması gerekir. Bütün kararların tabana danışarak alınması gerekir. Seçimlerin demokratik bir ortamda yapılması gerekir. Bütün üyelerin o seçime ortak edilmesi gerekir. İşçiler patronun baskısı altında kalmadan özgür bir şekilde kendilerini temsil edecek kişileri seçmeliler. Bu da işçi sınıfı bilinci olmadan olmaz. İşçiyi temsil eden sendikalar olursa işçi gibi işçi olur. Bunlar birbirini doğurur. Bilinç olmadan olmaz. sınıfı bilincine sahip işçiler olur. O sendikacılar gerekli eğitimlerle duruşlarıyla işçileri o bilince kavuştururlar. Bu dengeyi sağlamak ve korumak lazım. Bu önceden Kristal-İş'te vardı. Son yıllarda maalesef bizde sınıf bilincinden uzak kişiler sendika yönetimine geldi. Bu olunca işçiler de tavırsız kaldı. Sendikal mücadeleden uzak, sınıf bilinci almamış, sendikadan soğumuş, sendikasına gitmeyen, sendikacısına soru sormayan bir kimliğe büründü. Eskiden böyle değildi. Eskiden emekli işçiler dahi yanımıza geliyordu.

yenidünya: İşçi sınıfının bilinçlenmesini istiyoruz. Sendikalar bu sorunların bilinçli bir işçi sınıfının gayretiyle çözüleceğine inanıyor. Peki bu konuda kim ya da kimler etkin bir rol oynayabilir?

Şişecam işçileri: Bu bilinci yerleştirmek için kesinlikle önce işyerlerinde örgütlenmek lazım. Önce işçilerin örgütlenmesi lazım. Ondan sonra işçi örgütlerinin, emekten yana örgütlerin örgütlenmesi etkin olması lazım. Ben meslek lisesi mezunuyum. Meslek liseleri işçi çıkarır. Meslek liselerinde sendika dersleri yok, işçi sağlığı ve iş güvenliği dersleri yok. İşçi hakları dersi yok. Peki bu işçiler mezun olup işe girdiklerinde haklarını nasıl öğrenecekler? Bu derslerin meslek liselerinde alınması lazım. Hükümetlerin bu konuda  yasa çıkarması ve bu eğitimlerin verilmesi gerekir. Ayrıca meslek liselerinden başlayarak işçi sınıfı bilincinin kazandırılması lazım. Meslek liselerindeki geleceğin işçilerine sınıf örgütlerinin o zamanlardan ulaşması gerekir. Ben isterim ki meslek lisesi mezunları derneği olsun. Bu mezunlar derneği meslek lisesi öğrencilerine bu eğitimleri verdirmek için çalışsın. İşçi sınıfının bu haklarını işçiliği öğrendiği yerde öğrenmesi lazım.

yenidünya: Bundan sonraki süreci nasıl planlıyorsunuz?

Şişecam işçileri: Bundan sonraki süreçte bizler direnişimize devam edeceğiz. Uzun soluklu bir süreç bizi bekliyor. Biz sendikaya ve patrona bu işten vazgeçmeyeceğimizi gösterdik. Kamuoyuna bunu gösterdik. Destek de alıyoruz. Ama bizler evlerimizden, ailemizden uzaktayız. Yüzlerce kilometre uzakta bir direnişteyiz. Bu nedenle en kısa vadede sonuç almak istiyoruz elbette. Kamuoyundan daha fazla destek almamız gerekiyor. Sendikanın mevcut yönetiminden bize destek yok. Eylemi bitirtmeye çalışıyorlar. İçimizden bazı arkadaşlara çeşitli tekliflerde bulunarak direnişimizi kırmaya çalışıyorlar. Patron da direnişimizden rahatsız elbette. Yürüttüğümüz bir imza kampanyamız var ve imzalarımızı düzenleyeceğimiz bir yürüyüşün ardından patrona ileteceğiz. Ne kadar çok destek alırsak kamuoyunun, basının, patronun da dikkatini o kadar çok çekeriz. Dostlarımızdan bizlere destek vermelerini istiyor ve bekliyoruz. Facebook  ve twitterda da bize destek hesapları var. Bu kanallardan da bize destek verilmesi çok önemli, desteğinizi bekliyoruz.

yenidünya: Mücadelenizde sınıf dostları olarak başarılar diliyoruz. Yenidünya halk gazetemiz her zaman yanınızdadır.

Röportaj: Yaşar SALTÜRK - Bilal KARA

paylaş