İşçi sınıfı(nın) tarih(i) yazı(lı)yor:

26 Şub 2016

"Emek tarihi alanında pek çok değerli araştırmacının yeni yeni bulgularla, yeni yayınlar ortaya koyması sevindirici bir gelişme. Henüz doygunluğa ulaşmadıysa da, zenginleşen literatür sayesinde geçmiş dönem işçilerinin ilmek ilmek örüp elde ettiği hakların, hangi meşakkatli yolları aşarak bu günlere vardığı ortaya çıkartılabiliyor artık.

Zafer Aydın, bu soruyu cevaplayıp işçi sınıfının yayınlarda da görünür hale gelmesine katkı sunan insanlarımızdan biri. Son olarak yayınladığı “Grevden İşgale Singer Eylemleri (1964-1967-1969)” Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne Singer fabrika ve mağazalarında çalışan işçilerin ücret ve haysiyet mücadelesini büyük bir titizlikle ortaya seriyor."

Sendika Eğitim Uzmanı Erhan Kaplan'ın bu eser hakkındaki değerlendirmesini siz Yeni Dünya okurlarımız aşağıdan okuyabilirsiniz.

“Grevden İşgale Singer Eylemleri”nde
Başrol İşçinin

Erhan Kaplan, Eğitim Uzmanı

Emek hareketinde geçmişin bilgisine hakim olmama, tarih bilincinden yoksunluk önemli bir sorundur. Geçmişin bilinmemesi, işçilerin mücadelesinin günümüze gerçek anlamıyla yansıtılamamasına yol açtı. Gerçek durumun yansıtılamamasının ise toplumsal yaşamda hiç de hafife alınamayacak iki sonucu oldu.

Öncelikle, sade işçilerin mücadele içinde gösterdiği kahramanlıklar, gerçeklikten yoksun, efsane ve abartılı hayal ürünü imiş gibi algılandı. Eski insanlarımızın yaptıklarını anlatanlar küçümsenerek, bir masal havasında dinlendi.

İkinci olarak da, kimi kesimler “Türkiye'de işçiler hakları için hiç mücadele etmediler, elde edilen haklar hep tepeden inme, lütuf olarak verildi” gibi tümüyle yanlış ve ne geçmişteki ne günümüzdeki sermaye sınıfının tutumunu asla yansıtmayan bir durumu gerçekmişçesine benimsedi.

Elde edilen haklar “sınıf mücadelesi” boyutu hesaba katılmadan değerlendirildiği için, işçi sınıfının reel gücü bir türlü bilince çıkartılamadı. Sendika, toplu sözleşme, grev hakkının ve saymakla bitmeyecek en küçük bir ekonomik, demokratik hakkın bile nice çabalar sonucu elde edildiği görünmez kılındı.
Halbuki, geçmişte hakların bir lütuf olarak verildiğini iddia edenlere, “aynı sermaye sınıfı dün bu hakları mücadelesiz verdi ise, bugün niçin herhangi bir ilave hak vermiyor” sorusu sorulsa, alınacak cevap gerçek durumu ortaya koyabilirdi.

Bu noktada, emek tarihi alanında pek çok değerli araştırmacının yeni yeni bulgularla, yeni yayınlar ortaya koyması sevindirici bir gelişme. Henüz doygunluğa ulaşmadıysa da, zenginleşen literatür sayesinde geçmiş dönem işçilerinin ilmek ilmek örüp elde ettiği hakların, hangi meşakkatli yolları aşarak bu günlere vardığı ortaya çıkartılabiliyor artık.

Zafer Aydın, bu soruyu cevaplayıp işçi sınıfının yayınlarda da görünür hale gelmesine katkı sunan insanlarımızdan biri. Son olarak yayınladığı “Grevden İşgale Singer Eylemleri (1964-1967-1969)” Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne Singer fabrika ve mağazalarında çalışan işçilerin ücret ve haysiyet mücadelesini büyük bir titizlikle ortaya seriyor.

Singer Kitabı, sadece belli uğraklarda yoğunlaşan grev ve direnişleri ayrıntılarıyla anlatmakla kalmıyor, bir dikiş makinesi markası üzerinden Sultan Abdülhamit Suikasti'nden Kavel Grev Çadırı'na bir polisiye roman örgüsü içinde adeta 100 yıllık bir dönem filmi çıkartıyor.

Zafer Aydın, Singer kitabı için üç sayfayı aşan kaynakça taramış, makale, dergi ve gazeteleri gözden geçirmiş, pek çok kurumun arşivinde ayrı ayrı çalışmalar yapmış ve kimileriyle birkaç kez olmak üzere onlarca dönem tanığıyla görüşmeler gerçekleştirmiş. Tek bir eserden yararlanmak için ne kadar zaman verilmesi gerektiğini bilenler, Zafer Aydın'ın kitabını ortaya çıkartmak için harcadığı emeği tahmin edebilirler.

Aslında kitap, Zafer Aydın'ın daha önce yayınladığı Kavel ve Derby kitapları ile birlikte ele alınmayı hak ediyor. Aralarında doğrudan bir bağ olmadığı için üçleme diyemesek de, kitapların ortaklaştığı bir çok yan var. En başta her üçü de olmadık zorluklar içinde, dönemin toplumsal havasından etkilenerek mücadele yürüten işçilerin gerçekleştirdiği özverili grev ve direnişleri anlatıyor.

Üstelik de, her üç kitapta da ele alınan direnişlerin, henüz işçi sınıfının gücünün diğer toplumsal kesimlerce -özellikle gençlik tarafından- pek bilinip ciddiye alınmadığı bir zaman diliminde gerçekleşmiş olması, bu eylemlerin önemini bir kat daha fazla arttırıyor.

Peki, Zafer Aydın'ın, Singer fabrikasından yola çıkarak anlattığı bir dönemin günümüz işçileri için bir anlamı var mı, yoksa sadece emek tarihi araştırmacılarına bir parça daha veri sunmaktan ibaret bir çalışma mı elimizdeki?

Soruya, çok net olarak, günümüzde mücadele eden her işçinin kitaptan alacağı birden fazla ders, örnek var diye kestirmeden cevaplayabiliriz.

Singer, dikiş makinesinden ibaret değildi
Kitabı okurken, ilginç pek çok anektod ile karşılaşıyorsunuz.

Mesela, kitabı okuyunca uluslararası bir dev olan Singer'in Türkiye'nin siyasal hayatında Sultan Abdülhamit Suikasti gibi çok kritik bir olayın evsahipliğini nasıl yaptığını öğreneceksiniz! Aynı olayda yer alan bir Belçikalının, Ermeni komitacıların ve Tevfik Fikret'in nasıl bir araya gelebileceğini de merakla okuyacaksınız. Bu arada, Tevfik Fikret'in yazdığı şiir sayesinde “istibdat dönemi” denen dönemle şimdiki “demokrasi” dönemini de mukayese etmeden duramayacaksınız. Detaylara girmiyorum, meraklı gözler zaten arayıp bulacaktır!

Kitabın ilerleyen sayfalarında, yine Singer merkeze alınarak Türkiye işçi hareketinin kısa bir tarihi verilmiş.

İşçilerin nasıl birbirlerinden öğrendiğini, mücadelenin nasıl diğer mücadeleleri tetiklediğini bir kez daha hissediliyor. Greve büyük kaygılarla çıkan bir işçinin psikolojisi bir bildiride ele alınmış örneğin:

“Sen akşam eve gittiğinde boynunu büküp 'Ne yapayım, sizlerin hakkını koruyacak yürek bende yok. Böyle sefil şartlar altında yaşamaktan başka çare yok' mu diyeceksin? Yoksa başın dik eve gidip 'Biz Singer'de greve karar verdik. Mücadeleyi bizlerin ve çocuklarımızın haklarını ve geleceklerini korumak için yapıyoruz' mu diyeceksin?

Ne mutlu evine vazifesini yapmanın huzuru içinde dönebilenlere.”

52 yıl önce işçiler tarafından dile gelmiş bu sözlerde günümüzün metal direnişinin yansımasını görmemek mümkün müdür?

Peki ya, sermayeye karşı, patronlara karşı yükseltilen her hak mücadelesinden sonra işçilerin, sendika yöneticilerinin gözaltına alınması bize bu işin doğasında (fıtratında!) gözaltı, hapis var dedirtmiyor mu?

İşçilere desteğe giden Türk-İş genel başkanı Seyfi Demirsoy'u bile gözaltına almaktan çekinmeyen pervasızlığa karşı, mesela Seyfi Demirsoy'un başbakana çektiği “İçerideyiz. Saygılar” gibi alt tarafı bir kelime ve bir nezaket sözünden ibaret olan, ama büyük anlamlar yüklü telgrafı ile son Türk-İş genel kurulunu karşılaştırmamak mümkün mü?

Kitabın tümünü burada özetlemek elbette olanaksız. Merak duygusunu kamçılayacak örneklerden birini vermekle yetinelim. Ama, kitapta bu örneklerden çok daha fazlasının olduğunu da akılda tutalım.

İşçilerin fikri gelişiminin nasıl olduğunu gösteren etkileyici bir olay var. İşçiler sendikasına güvendiği zaman, bu güvenini doğal kendi fikri dünyasına yansıtıp o şekilde ifade edebiliyor.

Mesela sonradan hacı olan bir işçi, sendikasıyla kendi ilişkisini tarif etmek, sendikasına ne kadar bağlı olduğunu anlatmak için “din seçeceksen İslamiyet'i, sendika seçeceksen Maden-İş'i seçeceksin” deme ihtiyacı duymuş. Mücadele, sendika ile üyesinin ilişkisi böyle bir noktada ise başarılı olabiliyor zaten.

Son olarak, yaklaşık yüz yıllık bir zaman dilimini yansıtan bir tarih anlatımı, 1964, 1967 ve hemen ardından 1969 yıllarındaki Singer işçilerinin mücadelesini anlatan kitap sadece bunlarla yetinmemiş. Grevden İşgale Singer Eylemleri, günümüzde halen tartışmaları devam eden “profesyonel sendikacılık” kavramını, bir zamanlar işçilerin çok önemli bir kazanımı olan “yarı profesyonel, tezgah başında çalışmayan temsilciliğin” işçiler arasındaki olumlu olumsuz yansımalarını, “ekonomik taleplerden ötesine geçen sendikacılığın olanaklarını ve sorunlarını” da tarafsız biçimde değerlendirmeye almış.

Kitap, günümüzde sendikacılık yapmaya niyetlenen, işçi mücadelesinin herhangi bir yerinde bulunmayı hedefleyen her kesime çok şey katacaktır diye düşünüyorum.

Zafer Aydın'ı rahatlıkla okunan bir kitap yapmayı başardığı için tebrik ediyorum.

Ama, dünün “efsane ve abartılı hayal ürünü” işçilerini ete kemiğe büründürdüğü, capcanlı, yaşayan birer insan yaptığı ve bugünün sade işçilerinin de yarının kahramanları olabileceğini gösterdiği için ayrıca teşekkür ediyorum.

Zafer Aydın'dan emekçilerin sorunlarını ve çözümlerini günümüze taşımaya devam etmesini umuyorum.

Grevden İşgale Singer Eylemleri (1964-1967-1969), Zafer Aydın, İstanbul, Aralık 2015, Sosyal Tarih Yayınları, 222 sayfa.

(21 Şubat 2016 tarihli Birgün Gazetesinde, aynı başlıkla yayınlanan yazının kısaltılmamış halidir.)

 

paylaş