
ABD emperyalizmi çöküyor. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra dünyanın tek süper gücü olarak kalan ABD emperyalizmi, Birleşmiş Milletlerin ve NATO'nun her türlü askeri, ekonomik ve siyasi nimetlerinden faydalansa da artık dikiş tutturamıyor. Afganistan'da istediğini yapamadı, Irak'tan çekilmek durumunda kaldı, Libya lideri Muammer Kaddafi'yi devirdi ama sonrasında kendisi de Libya'da hiçbir şeyi kontrol edemedi, Gürcistan üzerinden Rusya'ya müdahale etmeye çalıştı ve boyunun ölçüsünü aldı, Ukrayna'da seçilmiş hükümeti devirdi ama sonunu getiremedi ve en nihayetinde Suriye'de durduruldu.
Bu süreçte ortaya çıkan iki büyük güç Rusya ve Çin bazı ticari anlaşmalarını Bretton Woods sistemini aşarak kendi para birimlerinde yaptılar. Bir taraftan özellikle Çin'in ekonomik büyümesiyle ABD'nin ekonomik hegemonyası kırılırken, Suriye'nin emperyalizme karşı direnişinde Rusya'nın Suriye tarafında yer almasıyla ABD'nin siyasi ve askeri hegemonyası da daha açıktan sorgulanmaya başladı.
İmparatorlukların yayılması durduğunda yağma ve talandan elde ettiği gelirler, ganimetler de azalır. Hele bir de bu talanlardan elde edilen ganimetler ülke içerinde eskiden sus payı olarak verilen kesimlere artık verilmiyorsa o zaman huzursuzluk başlar ve her şey altüst olana kadar ve yeni bir dengeye gelene kadar çalkalanır.
İşte ABD şimdilerde bu çalkantıları yaşıyor. ABD egemenleri tıpkı uluslararası gelişmeleri yönlendirmekte zorlandığı gibi ülke içi gelişmeleri yönlendirmekte de zorlanıyorlar. ABD tarihinde aralarındaki ayrılıklara rağmen kritik durumlarda çoğu zaman birlikte hareket eden egemenler kendi içlerinde çatışır hâle geldi. İşte bu çatlağın nedenlerini, nasıl ortaya çıktığını, işçi sınıfına ve sınıf mücadelesine yansımasını yazar James Petras anlatıyor. Ozan Eray Gökçin'in çevirisiyle siz Yenidünya okurlarına sunuyoruz. Yazının İngilizce aslını okumak isteyen dostlarımız https://petras.lahaine.org/imperial-recovery-and-disappearing-workers/ uzantısından ulaşabilir.
Emperyalizmin toparlanması ve kaybolan işçiler
Giriş
İmparatorlukları yanarken Neron keman çalıyordu, Obama basket oynuyordu. Trump ise twit atmakla meşguldü.
İmparatorlukları çürüten ve imparatorlukları genişleten şey yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkide yatar. Birkaç faktör bu konuda belirleyicidir. Kira, toprak ve ev sahibi olma, yaşam standartları, ölüm oranlarının yükselişi ya da düşüşü, ailelerin yükselişi veya çöküşü bu faktörlere dahildir.
Tarih boyunca yükselen imparatorluklar halklarını imparatorluğun görevlerine dahil ederken karşılığında ganimetin bir bölümünü paylaştı; halka toprak, ucuz kiralar ve barınma olanakları sağladı. Büyük toprak sahipleri savaştan dönen kıdemli genç askerlere iç karışıklık çıkarmalarını önlemek adına ucuzdan bolca toprak verirlerdi.
Yükselen imparatorluklarda yaşam kalitesi de yükselir, maaşlı çalışanlar olarak işçiler, esnaflar, tüccarlar ve katipler istihdam edilirler ve yönetici takımı gösterişçi tüketimi arttırır ve imparatorluğu yöneten devlet bürokrasisini genişletir.
Genişleyen bir imparatorluk ailelerin artmasına neden olur, yöneticilere sunulan ve servis edilen kölelerin daha eğitimli ve daha sağlıklı olmasını sağlar.
Tam aksine, güçten düşen imparatorluklar iç ekonomiyi yağmalar, işgücünün biriktirdiği bütün zenginliği, yaşam ve sağlık beklentilerini hesaba katmaz yağmalar. Sonuç olarak güçten düşen imparatorluklarda ölüm oranları yükselir; aslında beceri ve bilgiye dayalı olması gereken ev ve toprak sahipliği miras, spekülasyon ve kiralama yollarıyla elitlerin ellerinde toplanır. Bu durum üretim odaklı çalışmayı da sekteye uğratır.
Güçten düşen imparatorluklar bozulmuş ailelerin, madde bağımlısı işçilerin, yöneten ve yönetilen arasında artan eşitsizliğin hem nedenidir hem de sonucudur.
ABD emperyalizminin geçen yüzyıldaki deneyimleri imparatorluğunun hem yükselişini hem de çöküşünü ışık tutuyor. Diğer taraftan son çeyrek yüzyılda yöneten ve yönetilen arasındaki ilişki imparatorluğun çöktüğünü gösteriyor.
Amerika halkının yaşam standartları büyük bir hızla düşüyor. İşverenler emeklilik maaşı ödemeyi durduruyor, sağlık sigortasını düşürmeyi veya yok etmeyi planlıyor, ödedikleri vergiyi azaltarak kamu eğitiminin niteliğini düşürüyor.
ABD'de son 20 yılda maaşlar büyük oranda düştü, eğitim ve sağlık iflas etti ve üniversite mezunları büyük bir borç yüküyle hayata başlıyorlar.
45 yaş altı Amerikalılar’ın ev sahibi olma oranı 2006’da %24 iken 2017’de %14’e kadar düştü. Aynı zamanda, kiralar, özellikle büyük şehirlerde astronomik oranlarda arttı, kiralar genelde maaşın üçte biri ya da yarısına kadar çıktı.
Elitler ve onların uzmanları nesiller arası eşitsizlikler ve ücret farklarına, emekliler ile genç kuşak çalışanlar arasındaki farka vurgu yapıyorlar. Öte taraftan, CEO ile çalışan ve emekli arasında yükselen uçurumu gizliyorlar. Oysa bu alanda maaş farkı 100’e 1 iken, 400’e 1’e kadar yükselmiş durumda.
Elitlerin yaşam ve sağlık imkanlarıyla beraber yaşam beklentileri artarken, Amerika tarihinde ilk defa işçilerin yaşam beklentileri düşmekte! Elitler karları, şirket payları ve faizleri ile yüksek maliyetli özel sağlık hizmetleri ve uzun bir yaşam satın alabilirken, milyonlarca işçi ölene kadar acıyı azaltması adına reçeteli uyuşturucular kullanmakta.
Doğum oranları yüksek maliyetli tıbbi bakım, iş yerlerinde kreş, annellik ve babalık izinlerinin olmaması yüzünden düşüşte. Son çalışmaların gösteriyor ki son 30 yılın en düşük doğum oranı 2017 yılında oldu. Görünen o ki, 2008 finansal krizine karşı yapılan ekonomik iyileştirme dedikleri şey sınıf bazlıydı. Emlak ve finans elitleri 2 trilyon dolar üzerinde şirket kurtarma yardımı aldılar, 3 milyon ev sahibi işçi ise evden atıldı. Sonuç; özellikle krizden hızlı bir şekilde çıkmaya çalışan şehirlerde hızla yükselen evsiz sayısı oldu.
Evsizlik ve şehirlerdeki yüksek nüfus kiraları şişirdi, asgari ücreti, doğum oranlarını düşürdü ve ölüm oranlarını arttırdı.
Emperyalizm yayılıyor, yaşam standartları düşüyor
II.Dünya Savaşı sonrasında on yıllar boyunca emperyalizmin denizaşırı yayılması düşük eğitim masrafları, düşük maliyetli emlak kredileri ve ev sahibi işçi sayısını artırabiliyordu ve işverenler emeklilik ve sağlık harcamalarını karşılayabiliyorlardı. Oysa son 20 yıldır, emperyal genişleme yaşam standartlarının zorla geriletilmesine dayanıyor.
İmparatorluk büyüyor ve yaşam standartları düşüyor . Çünkü kapitalist sınıf trilyon dolarlık gelirlerini deniz aşırı vergi cennetlerinde tutarak transfer ücretleri bağışıklığı ve vergi muafiyetinden yararlanıp vergi ödemekten kaçıyor. Dahası, kapitalistler kendi altyapıları için büyük miktarda devlet yardımı bulabiliyor ve kamu yatırımları ile fonlanmış teknolojik yenilikleri bedavaya alabiliyorlar.
Emperyal genişleme artık çokuluslu şirketlerin deniz aşırı ülkelerde düşük işçi maliyetleri ile üretim yapmalarını ve ABD’de asgari ücretle çalışan hizmet sektörünü arttırmayı temel alıyor.
Çoğunluğun yaşam standartlarının düşmesi, azalan oranlı vergi sisteminin yaygınlaşması, devlet yardımlarının kamu harcamalarından çok özel sektöre; özel sektörde de özellikle finans ve emlak sektörlerine kayması ve onları kurtarması imparatorluğun kendini yeniden şekillendirmesinin sonucudur.
Sonuç olarak
Başlangıçta, emperyalizm (ABD) ile işçiler arasında bir toplumsal sözleşme vardı; deniz aşırı genişlemelerin kârı, vergisi ve geliri işçiler ile paylaşılacak ve işçiler bunun karşılığında deniz aşırı genişlemelere politik destek sunacak, deniz aşırı ekonomik sömürüye ve kaynak yağmalamalarına emperyal askeri güç olarak hizmet edecekti.
Bu toplumsal sözleşme bir güç dengesi gerektiriyordu; bu bağlamda sendikalı işçiler fabrika işçilerinin, kamu işçilerinin ve vasıflı işçilerin büyük çoğunluğunu temsil ediyordu. Fakat bu güç dengesi işçilerin sınıf savaşımına katılmasını ve devlete etki etmesini gerektiriyordu.
Zamanla emperyal genişlemeye karşı ulusal ve sosyalist muhalefet, şirketleri sermayelerini ülke dışına taşımaları için zorluyor ya da teşvik ediyordu. Avrupa’daki ve Asya’daki emperyal rakipler ABD’nin deniz aşırı pazarlarında verimliliği artırmaya, ABD’de çalışan işçilerin ücretlerini ve yaşam standartlarını düşürmeye, yurtdışı yatırımlarının yerini değiştirmeye veya kârı düşürmeye zorladı. Bu bağlamda ABD ülke içinde işçilerin yaşama standartlarını düşürmeyi ve yurtdışında bulunan yatırımlarının yerlerini değiştirmeyi seçti. Yine o dönemde emperyalizm ve ona bağlı refah düzenlemesi bu toplumsal sözleşmeye özgü özel bir takım koşullu ilişkiler bütününe dayanıyordu.
Sendikalar geniş tabanlı toplumsal hareketlerden ayrı düşerek bağımsız politika üretmekten aciz, içeriden çürümüş, yok olmuş olan toplumsal sözleşmeye bağlı, üye sayısı gün geçtikçe düşen ve sermayeyle arasındaki toplumsal sözleşmenin yok olmasının ertesinde ortaya çıkan yeni koşullara göre kendini yenileyemez bir hâle geldiler. Sermaye sınıfı, sınıf ilişkilerinde tam kontrol sağladı ve bunun sonucunda vergi sistemini, çalışma ilişkilerini ve haklarını, yaşam standartlarını ve en önemlisi de devlet harcamalarını kendisi tek taraflı olarak belirler hale geldi.
Emperyalizmin askeri ve ekonomik harcamaları artarken sosyal refah devletinin temeli olan sosyal ödemeler düştü. Ülkedeki rakip güç çevreleri kapitalist bütçe ve politik- askeri öncelikler için savaşır hale geldiler. Ekonomik emperyalistler askeri emperyalistler ile rekabete giriştiler veya örtüştüler; serbest pazar neoliberalleri denizaşırı pazarlar, kapalı ekonomiler ve itaatkar müşteriler için işgal ve fetih meraklısı milliyetçi militaristler ile rekabet ediyor. Rakip politik güçler emperyalizmin önceliklerini belirlemek için yarışıyorlar – güçlü Siyonistler İsrail’in bölgesel savaşları için uğraşırken çok uluslu şirketler Çin, Hindistan ve Günedoğu Asya pazarında ekonomik ve politik ayrıcalıklar için çabalıyorlar.
Rekabetçi elit gruplar bütçeleri, vergileri ve devlet harcamalarını kontrol ederek e işçilerin yaşam standartlarını aşağı çekiyorlar. Emperyalist sınıflar antlaşmalar yapıyorlar – ama sadece kendileri için – fakat bu bağlamda işçilerin sayını ve niteliği sefil bir hâle getirilen sağlık sistemi ve eğitim sistemi nedeniyle düştü. Bunun tam tersine elitlerin çocukları en iyi okullara gidiyorlar ve hükümette ve ekonomide en yüksek yerleri garantiliyorlar.
Ayrıcalık ve güç, emperyalist zaferleri yaratmaz. Çin üretmek için eğitim programlarından ve vasıflı işçilerinden yararlanmakta. Bunun tersine ABD üniversiteleri mezunları başkalarının sırtından geçinen ve bu şekilde çok yüksek oranlarda kâr sağlayan bir sektör olan finans sektöründe istihdam ediliyor; bilim, mühendislik ve ya sosyal refah alanında değil. Askeri akademi mezunları cinsel tacizlere göz yuman komutanlar ağına katılıyorlar, askeri alanları ve sivil bölgeleri vuracak füzeleri atacak olan subayları yetiştirip terfi ettiriyorlar.
Amerikan’ın en iyi 8 üniversitesinden (diğer adıyla Sarmaşıklar Ligi’nden) mezun olanlar hükümette bulunan bütün etkili pozisyonları garantilemiş durumdalar. Bu durum ABD’yi Orta Doğu’da bitmeyen savaşlara, gün geçtikçe artan düşmanlara, arkasından iş çeviren müttefiklere ve işçilerin maaşlarını yükseltmeye veya sosyal refahı arttırmaya yaracak trilyonlarca doların İsrail’in savaşlarına harcanmasına neden oluyor. Evet, haklısınız ekonomi iyileşiyor ...sadece insanlar bundan yararlanmıyor!
JAMES PETRAS
25 Mayıs 2018
İngilizce'den çeviren: Ozan Eray GÖKÇİN
