
İstatistiklere bakınca, en güvenli yolculuğun uçak ile sağlandığı, ikinci en güvenli yolculuğun raylı sistemler ile yapılabildiği ortaya çıkıyor. Ama uçak yolculuğunun toplumsal ve çevresel maliyeti göz önüne alındığında en ideal ulaşım aracı olmadığını düşünebiliriz.
İstatistik bilimi böyle söylemesine karşın havada giden bir taşıtın içinde olmak her insanı az veya çok korkutur. Bulutlu, fırtınalı bir ortamda uçak yolculuğu yapanlar, uçağın her hava boşluğuna girmesiyle derinden sarsılır, tedirginliği artar, yüzler sararır, uçak sağ salim havaalanına inince kaptana teşekkür anlamına gelecek yüksek bir alkış ve tezahürat kopar. Çok anlaşılabilir insani durumlardır bunlar.
Tren yolculuğunda ise genellikle böyle korkular oluşmaz, tren kendisine özel olarak ayrılmış raylar üzerinde hareket eder, treni tehlikeli biçimde sollayacak, karşıdan üstüne gelecek başka bir araç yoktur.
Kamusal ulaşım sağlamada raylı sistemler güvenli oluşunun yanı sıra ucuzdur da, güçlü bir lokomotifin ardına sıralanmış vagonlarla binlerce yolcuyu, tonlarca yükü taşıyabilir. Ucuz ve güvenilir bu yolculukları sağlıklı yapabilmek için ise karmaşık/kompleks bir sistem kurmak gereklidir.
8 Temmuz 2018 tarihinde Çorlu’da bir tren kazası meydana geldi, resmî açıklamalara göre yirmidört emekçi yurttaşımız yaşamını kaybetti, üçyüzden fazla yaralı var.
Ne oldu şimdi? Hani tren en güvenli ulaşım araçlarından biriydi.
İstimle çalışan kara tren döneminden beri demiryolu güvenliği kamusal güvence altındaydı. İşçisi, mühendisi, teknisyeni, makinisti ile özverili emekçiler sıcak, soğuk, kar fırtına demeden görevlerini yerine getirirler, ulaşımı sağlarlardı.
Şimdiyse kamuculuğun yerine vurgunculuk, bilimin yerine gericilik geçti.
‘Vurgunculuk’ sel yatağına ray döşüyor; ‘gericilik’ ise insanların ölümünü kadere bağlıyor.
