İşçi konfederasyonları torba yasaya tepkili

23 Eki 2020

DİSK ve Türk-İş, Meclise gönderilen “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” ile ilgili eleştirilerini kamuoyu ile paylaştı.

“Kıdem tazminatı ve emeklilik hakkımızdan elinizi çekin” başlılı açıklama DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, tarafından açıklandı.
Türk-İş ise, Genel Başkan Ergün Atalay ve Genel Mali Sekreter Ramazan Ağar imzasıyla, kamuoyunda "torba kanun" olarak adlandırılan "İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi"ne dair görüş ve değerlendirmelerini TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına iletti. Gönderilen metinde, konfederasyonun teklif edilen düzenlemelerden duyduğu rahatsızlığı ve bunun gerekçelerini açıkladı.

DİSK
DİSK Yönetim Kurulu adına yapılan açıklama şöyle:
43 maddeden oluşan “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”, AKP TBMM Grup Başkanlığı tarafından 16 Ekim 2020’de Meclis’e sunuldu.
Torba kanun teklifinin gerekçesinde, teklifin Covid-19 salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması, salgın nedeniyle işçi ve işverenler üzerinde oluşan yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılması ve giderilmesi, istihdamda devamlılığın sağlanabilmesi amacıyla destek tedbirleri düzenlenmek olduğu belirtiliyor.
Sosyal devlet ilkesine gerekçelendirilen bir kanun teklifinden beklenen işçinin sağlığını, işini ve gelirini koruyacak önlemleri içermesidir. Ancak kanun teklifi işçiyi değil işvereni koruma yaklaşımına dayanmaktadır. Torba yasa teklifinin çalışma yaşamı ile ilgili bölümlerinde işçilerin payına ciddi hak kayıpları, işverenlerin payına ise daha çok teşvik, daha çok destek düşüyor. 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanları, başta kıdem tazminatı olmak üzere temel haklardan mahrum ederek çalıştırmanın yolunu açan düzenleme, torba yasadaki en tehlikeli madde olarak öne çıkıyor.

İktidar işçileri ve haklarını yok sayıyor
Her şeyden önce çalışma yaşamına ve işçilere dönük son derece yaşamsal düzenlemelerin yer aldığı bu yasa teklifi öncesinde sosyal tarafların görüşüne başvurulmamış, sosyal diyalog mekanizmasının işletilmemiş, sendikalar çalışma yaşamı ile ilgili yasa değişikliğini basından öğrenmiştir.
İş Kanunu’nun açık hükmüne rağmen Üçlü Danışma Kurulu mekanizması uzun süredir işletilmemekte, Bakanlık görevini yerine getirmemektedir. Yasanın hazırlanma sürecindeki bu usul, esasa da yansımış, işçileri ve işçilerin kazanılmış haklarını yok sayan, işverenlere bol kepçe teşvik dağıtan bir düzenleme ortaya çıkmıştır.

İşveren teşvikleri ile istihdam artmıyor, işçiden işverene kaynak aktarılıyor
Teklifin onlarca maddesi ile işverenler için çok sayıda yeni “istihdam teşvikleri ve destekleri” getirildiği görülüyor. Konfederasyon olarak, asıl amacı işsizleri korumak olan İşsizlik Sigortası Fonundan işverenlere dönük ölçüsüz kaynak aktarımını doğru bulmuyoruz.
Uzun zamandır uygulanmakta olan işveren teşviklerinin istihdamı artırma sonucu yaratmadığı da ortadadır. Örnekleyecek olursak, 2017-2020 arasında işverenlere bütçeden 5 puan işveren sigorta prim desteği olarak 114,2 milyar TL kaynak aktarıldı. Yine 2017-2020 arasında İşsizlik Sigortası Fonundan işverenlere 43 milyar TL doğrudan destek ve teşvik verildi. Toplam olarak 2017-2020 döneminde sadece doğrudan istihdam teşvikleri için sermayeye en az 134 milyar TL kaynak aktarıldı. Ancak bunun sonucunda istihdam artışı yaşanmadığı biliniyor. Mevcut teşvik politikaları istihdamı artırmıyor. Bu politikaların etkin olmadığı ortadayken yeni teşvikler verilmesinin istihdamı artırmayacağı, sadece ve sadece işçilerden işverenlere kaynak aktarmaya yarayacağı açıktır.
Pandemide milyonlarca işçi yaşam ve geçim savaşı verirken, işçilere ait kaynakların bol keseden işverenlere dağıtılmasının “sosyal devlet” ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı açıktır.

“Belirli süreli sözleşme” geçici işçiliktir, güvencesizliktir!
Yasa teklifinde çalışma yaşamını ve işçileri olumsuz etkileyecek çeşitli düzenlemelere yer veriliyor. Bunlardan biri 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler için belirli süreli sözleşmelerin koşulsuz olarak yapılabilmesine olanak tanınmasıdır.
Mevcut yasalarda belirli süreli sözleşmeler istisnai durumlarda yapılabilmektedir. 4857 sayılı yasanın 11. maddesine göre belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için, işin belirli süreli olması veya işin konusunun belirli bir işin tamamlanması şeklinde olması gibi objektif koşulların bulunması gerekmektedir. 4857 sayılı yasanın 11. maddesindeki düzenlemeyle birlikte iş sözleşmesinin belirli süreli yapılıp yapılmayacağının belirlenmesinde işçinin niteliği değil, işin niteliği belirleyici olacaktır. İşin niteliği belirsiz süreli iş sözleşmesi yapılmasına uygunsa, bu durumda belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacaktır. Ancak söz konusu kanun teklifi, 4857 sayılı yasanın belirli süreli iş sözleşmesi yapılması için aradığı koşullar bulunmaksızın 25 yaşın altındaki çalışanlarla 50 yaşın üstündeki çalışanlar açısından hiçbir sınırlamaya tabi olmadan belirli süreli iş sözleşmesi yapılması olanağını işverene tanımaktadır.
İş sözleşmesinin belirli süreli yapılmasının iki önemli hukuki sonucu vardır. Birincisi, belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışanlar İş Yasasının iş güvencesine ilişkin hükümlerinden yararlanamayacaklardır. İkinci önemli sonuç ise belirli süreli iş sözleşmesi süre bitimi nedeniyle sona erdiğinde işçi kıdem ve ihbar tazminatından yoksun kalacaktır.
Teklif bu haliyle yasalaşırsa işverenler iş güvencesi hükümlerine tabi olmadan, kıdem ihbar tazminatı ödemek zorunda kalmadan 25 yaş altı ile 50 ve daha üstü yaş grubundaki işçileri çalıştırma olanağı elde edeceklerdir.
İki yıl sınırlaması işçi açısından getirilmiş bir sınırlama değildir. 18 yaşından 25 yaşına kadar iki yıllık sürelerle işveren farklı gösterilerek işçiler iş güvencesinden, kıdem ve ihbar tazminatından yoksun çalıştırılacaktır. 50 yaş ve üzeri işçiler için bu süre daha da uzayacaktır. 50 yaş ve üzeri işçiler iki yıl bittiğinde kâğıt üzerinde bir başka işveren yanında çalışıyormuş gibi gösterilerek emekli olana kadar iş güvencesinden ve kıdem tazminatından yoksun çalışmaya mahkûm edilebileceklerdir.

Genç ve ileri yaştaki işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı hakkı gasp ediliyor!
Bu değişiklik teklifi her şeyden önce yaşa bağlı ayrımcılık sonucunu doğuracaktır. Bu ayrım Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Sırf belli yaş gruplarında oldukları için işçiler temel haklarından yoksun bırakılmaktadır.
Sosyal devletin ve iş hukukunun temel ilkesi çalışma yaşamında öncelikle korunması gereken gruplar olarak kabul edilen kesimlerin korunmasıdır. Gençler ve yaşlı işçiler çalışma yaşamında özel olarak korunması gereken gruplardır. Oysa bu teklif ile belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmak işçi açıdan büyük hak kayıpları yaratacaktır.
Bu teklif milyonlarca genç çalışan ve işsiz ile emekliği yaklaşan milyonlarca işçiyi olumsuz etkileyecektir. Bu düzenleme en çok emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) olarak bilinen işçileri etkileyecektir. Bilindiği gibi emeklilikte yaşa takılanlar çalışma yılı ve pirim gün sayısını doldurup yaş koşulu nedeniyle bekleyen işçilerden oluşuyor. Bu kişiler genellikle 50 yaş üzeri işçilerden oluşuyor. Bu teklif yasalaşırsa emeklilikte yaşa takılanlar belirli süreli sözleşme ile çalışmaya zorlanacak ve daha güvencesiz koşullarda çalışmış olacaklar.

Şaka değil gerçek: Kayıt dışı çalıştırmaya af ve ödül!
Kanun teklifinin 8. maddesine göre, “Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeksizin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla istihdam edilmeye devam edilmekte olanların”, yani kayıt dışı bir şekilde yasaya aykırı çalışanları işveren yasa dışı çalıştırmakta olduğunu kabul ederse işsizlik sigortası fonundan destek alacaktır. Kayıt dışı işçi çalıştırdığını kabul ettiği işverenin aldığı ödül prim ödeme gün sayıları 44,15 TL ile çarpılarak hesaplanacak ve bu teşvik her ay bu işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri tüm primlerden mahsup edilecektir.
İşverenin bu kanunun yayım tarihine kadar kayıt dışı işçi çalıştırdığı için aldığı ödül, sadece prim desteği ile sınırlı değildir: Kayıt dışı işçi çalıştırdığı için işverene idari para cezası uygulanamayacaktır, işsizlik sigortası primi de dâhil olmak üzere sigorta primi tahakkuk ettirilmeyecektir. Kayıt dışı işçi çalıştıran işveren sigorta primi indirimi, teşvik ve desteklerden yararlanmaya da devam edecektir. Kayıt dışı çalıştırıldıkları yönünde başvuruda bulunan işçiler ise, işverenin kayıt dışı çalıştırdığını kabul etmesi karşılığında kayıt dışı çalıştıkları dönemde işçilik alacakları dışındaki tüm haklarından feragat etmiş sayılacaktır.
Bu kanun teklifiyle sigortalılığın zorunlu olduğuna ilişkin temel sosyal güvenlik ilkesini ortadan kaldırmaktadır. Kayıt dışı çalışmayı cezalandırması gerekirken, işverenin suçunu kabul etmesi karşılığında af etmekte üstüne üslük prim teşviki ile ödüllendirmektedir.
Kayıt dışı çalışmaya zorlanarak sosyal güvenlik hakkından yoksun bırakılan işçiler ise kayıt dışı çalıştırıldıkları döneme ilişkin haklarından feragate zorlanarak kayıt içine alınmalarının bedelini kayıt dışı çalıştıkları dönemin sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesinden, prim gün sayılarının eksik yatırılmasından doğan hak kayıplarını sineye çekmek zorunda bırakılmaktadır.

25 yaş altındaki işçilerin sosyal güvenlik hakkına tırpan
Teklife göre, 25 yaşın altında ve ay içerisinde çalıştığı saatler toplamı 10 günden az olan işçinin işvereni yaşlılık aylığı primi ödemek zorunda olmayacak. Bu düzenleme sosyal güvenlik hakkının yaşa bağlı olarak gasp edilmesidir. Sosyal güvenlik hakkının öznesi, anayasa ve sosyal güvenlik hakkını düzenleyen Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre “ayrımsız herkestir”.
Kanun teklifi sosyal güvenliğin öznesini ayrımsız herkes olmaktan çıkartmakta “25 yaşından küçük olup hizmet akdine tabi olarak bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma g ün sayısı 10 günden az” olanlar için yaşlılık aylığı primi ödeme zorunluluğunu kaldırmaktadır.
25 yaşın altındaki bu işçi, bir ayda birden fazla işverenin yanında 10’ar günün altında ama toplamda 30 gün de çalışsa her bir işveren yine yaşlılık aylığı primi yatırma yükümlülüğünden kurtulmuş olacaktır.
Bu teklif ile 25 yaşın altındaki işçilerin emeklilik hakları tırpanlanmaktadır. Bu öneri Anayasanın sosyal devlet, eşitlik ve sosyal güvenlik hakkına ilişkin hükümlerinin ihlali anlamına gelmektedir. Yaşa bağlı olarak hiç kimse temel bir haktan yoksun bırakılamaz. Sosyal güvenlik hakkı tüm çalışanların temel, evrensel ve anayasal hakkıdır.

Elinizi haklarımızdan çekin!
İşverenlere vergi ve pirim teşvikleri artırılırken, kayıt dışı işçi çalıştıran işverenler dahi ödüllendirilirken işçilerin kıdem tazminatlarının ve emeklilik haklarının parça parça kaldırılmasını hedeflemek haksızlıktır, hukuksuzluktur, vicdansızlıktır.
İktidar işçi sınıfını yaşa göre bölerek, 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin kıdem tazminatı ve emeklilik haklarını gasp etmeye çalışmaktadır. Biz biliyoruz ki, kıdem tazminatı ve emeklilik hakkı bize çocuklarımızın emanetidir ve çocuklarımızın bu hakkını savunmak tüm işçi sınıfının görevidir. Evet, tüm işçilerin 25 yaş altında çalışacak çocukları olacak ve bugünün genç işçileri de bir gün 50 yaşına gelecek.
İktidarı bir kez daha uyarıyoruz: Çocuklarımızın emanetinin ve geleceğimizin gasp edilmesine sessiz kalmayacağız!

TÜRK-İŞ
Bütün olarak incelendiğinde 43 maddelik kanun teklifinin pek çok maddesiyle işveren odaklı olduğu, işveren odaklı kurgulanan düzenlemelerin işçiler yönünden olumlu sonuçlar doğurmadığının geçmişte çok defa tecrübe edildiği vurgulanan metinde, şu görüşler aktarıldı:
"Kaldı ki işveren lehine yapılan tüm bu düzenlemeler için İşsizlik Sigortası Fonu kaynak olarak kullanılmaktadır. Fonun kurulduğu günden bu yana fondan işverene verilen destek işçiye verilen desteğin çok üzerindedir. Hatta bu destek son yıllarda bariz bir şekilde işveren lehine kullanılmıştır. Fonun oluşturulma amacı işvereni desteklemek değildir. İşsiz kalan işçiye bu süreç içinde hayatını idame ettirecek imkan sağlanmasıdır."
TÜRK-İŞ’in ısrarlı taleplerine rağmen fondan yararlanma koşullarının işçi lehine düzenlenmediği belirtilen metinde, "İşçiler ekonomik hayatın kurucu unsurlarıdır. Sosyal dengeler bakımından işçinin zayıflatılması ve yoksul bırakılması çalışma barışını olumsuz etkileyen unsurların başında gelmektedir. İşvereni yaşatmak adına işçi korumasız bırakılmamalı." ifadelerine yer verildi.

"İşçiler iş güvencesinden de mahrum edilecek"
Teklifin 28'inci maddesiyle 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11'inci maddesine eklenen fıkranın, 25 yaşını doldurmamış veya 50 ve daha yukarı yaştakilerle 2 yıla kadar belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına imkan sağladığına dikkat çekilerek, şunlar dile getirildi:
"Teklif edilen düzenleme ile işverenlerin yıllardır talep ettikleri düzenleme hayata geçirilmiş olacaktır. Yapılmak istenen düzenleme 'istihdam artışına yönelik' olarak gösterilmek istenmektedir. İş Kanunu'nda yapılacak ufak bir değişiklik ile tüm çalışanların neredeyse yüzde 25'lik bir bölümü başta kıdem tazminatı hakkı olmak üzere İş Kanunu'nun koruyucu hükümlerinden mahrum edilmektedir."
İşçilerin sadece kıdem tazminatı hakkından değil iş güvencesi hakkından da mahrum edileceği vurgulanan metinde, "Bu durumdaki işçilerin işe iade davası açma hakkı olmadığı gibi ihbar tazminatı hakkı olmadığı için de pratikte iş arama izni hakkı da bulunmamaktadır. Bu düzenleme hayata geçerse örgütlenme önündeki engellere bir yenisi daha eklenmiş olacak. Sendikalar sırf bu düzenleme nedeniyle üye kaybına uğrayabileceklerdir. 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin sendika üyeliği ve toplu iş sözleşmesinden yararlanma hakları bu düzenlemeden olumsuz etkilenebilecektir." ifadeleri kullanıldı.
Teklifin yasalaşmasıyla ay içerisinde 10 günden az çalışan 25 yaş altındakilerin yüzde 2 iş kazası ve meslek hastalıkları primi ile yüzde 7,5'i işveren, yüzde 5'i sigortalıya ait olmak üzere yüzde 12,5 oranındaki genel sağlık sigortası priminin işverence ödeneceğine işaret edilerek, "Bu durumdaki gençler için işverence ihtiyarlık primi ödenmeyecek. İlk defa 16 yaşında sigortalı olan bir işçi 25 yaşına kadar 9 yıl boyunca uzun dönemli sigorta kollarının primi ödenmeden çalıştırılabilecek. Güvencesiz ve emeklilik hakkı ötelenmiş bir çalışma ilişkisi yaşayacaktır." görüşleri paylaşıldı.

"Düzenleme bu haliyle Anayasa'ya aykırı"
Metinde, ilgili teklifin 8'inci maddesiyle 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'na "Geçici Madde 27" ile 1 Ocak 2019 ila 17 Nisan 2020 arasında işten çıkarılan ya da kayıt dışı çalışan işçilerin söz konusu kanun yürürlüğe girdikten sonraki 30 gün içerisinde en son çalıştıkları özel sektör işverenine başvurmaları ve fiilen çalışmaya başlamaları halinde işverene her prim günü için günlük 44,15 lira teşvik sağlanacağı belirtildi.
Bu maddenin kayıt dışı çalışan işçilerin de başvuru yapması halinde kayıtlı hale gelmesini teşvik eder nitelikte olduğuna vurgu yapılarak, şu uyarılarda bulunuldu:
"İşverene kayıt dışı çalıştırdığı dönem için herhangi bir idari para cezası uygulanmasını da önlemektedir. Kayıt dışı çalıştırarak işçiyi mağdur eden, devleti aldatan ve teşviklerden yararlananların, aldıkları teşvikler de usulsüz olduğu için geri istenmesi gerekmektedir. Düzenlemenin bu haliyle Anayasa'ya aykırı olduğu düşünülmektedir."

paylaş