
Bartın'ın Amasra ilçesinde, Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü’ndeki maden ocağında dün (14 Ekim) 18.15 sıralarında meydana gelen patlamada 25 madenci yaşamını yitirmişti. Kazada yaşamını yitiren madenci kaybı 40’a yükseldi.
Maden kazası ile ilgili Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da soruşturma başlatıldı, olayla ilgili 3 savcı görevlendirildi.
Madende 110 işçinin çalıştığı, 49 işçinin ise riskli bölgede kaldığı, 58 işçinin kurtarıldığı açıklandı.
Maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “...biz kader planına inanmış insanlarız. Kader planına inandığımız için bunun ne dünü ne bugünü ne de yarını olmayacaktır. Bunlar her zaman olacaktır, bunları da bilmemiz lazım. Maden kazalarını inşallah tarihe gömmek için elimizden gelen gayreti göstermenin içindeyiz.” açıklamasını yaptı.
İSİG raporu
İş Sağlığı ve İşçi Meclisi Güvenliği (İSİG), “AKP'li yıllarda en az 1989 maden işçisi iş cinayetinde yaşamını yitirdi.” paylaşımını yaptı.

Sayıştay uyarısı
Sayıştay'ın TTK 2019 Yılı Denetim Raporu'na ait belgede, kurumun, patlamanın yaşandığı -300 kotuna ilişkin uyarıda bulunduğu görülüyor.
Raporda şu bilgiler yer alıyor:
"2019 yılında müessesenin dengelenmiş üretim derinliği -300 metre olmuştur. Bu derinleşme, ani gaz degajı ve grizu patlaması gibi ciddi kaza risklerinin artmasına neden olmaktadır. Çalışılan damarların tamamında gaz içeriklerinin yüksek olduğu, dolayısıyla degaj kapasitelerinin de yüksek olduğu, arıza zonlarında riskin daha da arttığı bilinmektedir. Bu nedenle müessese ocaklarında ilgili mevzuat hükümlerinin yanı sıra “Kurum Degaj Yönergesi” hükümlerinin titizlikle uygulanması gerekmektedir."
Türkiye Taş Kaşkömürü Kurumu ise, Sayıştay raporuna karşılık şu açıklamayı yaptı:
“2019 yılında yayımlanan Sayıştay raporuna atıfta bulunularak yapılan haberlerde, çalışan damarların tamamında gaz içeriğinin yüksek olduğu ifade edilmektedir. Söz konusu haberlerde kömürün içerisinde yer alan metan gazı, "Çalışılan ortamdaki havada yüksek metan gazı tespit edildi" şeklinde lanse edilmektedir. Söz konusu ifade tamamen yanlıştır. Ocak içerisindeki havalandırma ile kömürün bünyesindeki metan gazı birbirinden farklı konulardır. Dolayısıyla bu durum iş sağlığını ve güvenliğini etkileyen bir durum değildir. Öte yandan Kurumumuzdaki tüm müesseselerimizde maden iş sağlığı ve güvenliği kurallarına sıkı sıkıya riayet edilerek üretim yapılmaktadır.”
Türk-İş
Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, “3 hafta önce Bakan beyle geldik, madencilerin sorunlarını anlattık. Ama maalesef bugün buradayız” dedi.
DİSK
Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessesesi’nde dün akşam saatlerinde meydana gelen patlamayla ilgili olarak DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu “Üzgünüz ve öfkeliyiz” başlıklı bir açıklama yaptı:
“Bartın’ın Amasra ilçesinde bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessesesi’nde dün akşam saatlerinde meydana gelen patlamanın ardından şu ana kadar elimize ulaşan verilerle 40 madencinin yaşamını yitirdiğini 10’un üzerinde yaralının da tedavilerinin sürdüğünü öğrenmiş bulunmaktayız.
Yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin acısını paylaşıyor, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.
Üzgün ve öfkeliyiz!
Madenler bir kez daha bütün toplumu yasa boğan bir katliama sahne olmuştur.
Sadece son 20 yıla baktığımızda, Karaman/Ermenek’te, Kastamonu/Küre’de, Bursa’da, Balıkesir’de, Zonguldak’ta, Elbistan’da, Soma’da, bir kez daha Ermenek’te, Siirt Şarvan’da ve Şırnak’ta meydana gelen büyük facialarda yüzlerce işçiyi kaybettik.
Öfkeliyiz çünkü her büyük kıyımın ardından “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”, “Gerekli önlemler alınacak” dendiğine ve sonrasında her şeyin eskisi gibi devam ettiğinin tanığıyız.
Öfkeliyiz çünkü tarihin en büyük iş cinayeti olan Soma’da bile tek tutuklu kalmadığının, 301 işçinin canının sorumlusu olarak kimsenin hesap vermediğinin, tek bir idarecinin bile görevden alınmadığının, istifa etmediğinin tanığıyız.
Öfkeliyiz çünkü bu memleketin normali, madencilerin kaderi haline getirilmeye çalışılan ölümlerin önlenebilir olduğunu biliyoruz, yıllardır defalarca dile getirdiğimiz, meydanlarda haykırdığımız, rapor olarak hazırladığımız, ilgili bakanlıklara ilettiğimiz önlemlerin alınmadığının tanığıyız.
Öfkeliyiz çünkü insan yaşamı için alınması gereken, aklın ve bilimin emrettiği önlemlerin, sadece ve sadece maliyet artmasın, işçilerin söz hakkı olmasın, kârlarımız azalmasın diye alınmadığının farkındayız.
Öfkeliyiz çünkü sorumluluk sahibi makamları işgal edenlerin görevlerini yapmak yerine, böylesi bir ortamda dezenformasyon yapmakla meşgul olmasını, patlamanın nedenini konusunda tıpkı Soma’da yaşandığı gibi “trafo patlaması” yalanının ifade edilmiş olmasını, aynı filmi izlemeyi kabul edemiyoruz.
Öfkeliyiz çünkü tarihinde çokça kitlesel iş cinayeti bulunan Türkiye Taşkömürü İşletmesi’nde bunlardan ders çıkarılması gerekirken, bilgi, birikim, teknoloji kullanımı ve organizasyonda gelişmiş bir sistem olması beklenirken, bu kurumu yönetenlerin sorumluluklarını yerine getirmemiş olmasını affetmiyoruz.
Bu kurumu yönetenlerin böylesine bir facianın sorumluluğunu üstlenmek bir yana, bu madendeki patlama riskine dikkat çeken Sayıştay raporu üzerinden polemik yapmasını hiçbir ahlak ve vicdan anlayışına sığdıramıyoruz.
Öfkeliyiz çünkü sadece madenlerde değil, tüm işkollarında işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin göçük altında olduğunu yıllardır söylüyoruz. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile işçileri piyasanın insafına bırakan bu düzenin değiştirilmesi gerektiğini yıllardır anlatıyoruz.
Öfkeliyiz çünkü daha fazla kâr için dayatılan “üretim zorlaması” ve “verimlilik politikası” sonucunda İSİG önlemlerinin göz ardı edilmesi, özellikle madencilik sektöründe büyük katliamlara yol açıyor. Metan gazının patlamaya neden olacak sınır değerleri aşmasının, “gözden kaçmasının” temelinde “üretim zorlaması” aranması gerekiyor. Kamu madenciliğinde dahi bu zihniyetin yerleşmeye başlamış olması durumun vahametini büyütüyor.
DİSK olarak bu katliamın takipçisi olacak, sorumluların hesap vermesi için seferber olacağız. Çökmüş bir sistemin alternatifini yaratmak için mücadele edeceğiz. İnsan onuruna yakışır bir çalışma yaşamı için bütün gücümüzle çaba sarf edeceğiz. Özgür ve demokratik bir sendikal alanın yaratılması, işçi sağlığı ve iş güvenliği için olmazsa olmaz koşuldadır. Bunu mutlaka sağlayacağız. Sağlık, güvenlik ve çevreyle ilgili bir kurumsal yapının, sendikalar, üniversiteler, meslek oda ve birlikleri tarafından oluşturulması için ısrarlı mücadelemizi sürdüreceğiz.
En önemlisi daha fazla kâr için daha fazla kan dökmekten çekinmeyen bu vahşi sermaye düzenini yıkacak, emeğin Türkiye’sini kuracağız!”
