
“Şahane bir aşk, çoğu zaman harcanmış bir hayat demektir.” Bu cümle ile başlıyor Ahmet Ümit'in son kitabı Sultanı Öldürmek. Ama yanıltmasın bu sizi. Çünkü kitabın kapağını kapattıktan sonra sadece bir aşk ya da Ahmet Ümit kitaplarından alışık olduğunuz üzere salt polisiye bir roman okumuş gibi hissetmiyorsunuz. Zira Ümit polisiye, aşk, tarih ve psikoloji temalarını ustaca harmanlayıp sunmuş biz okurlarına.
İstanbul'un köklü ailelerinden Serhazin'lerin son erkek ferdi, Müştak Serhazin, iki karanın ve iki denizin hâkimi, Kostantiniyye'yi zapt eden bir padişah; Fatih Sultan Mehmet. Ve sapında Fatih'in tuğrasının bulunduğu bir mektup açacağı ile öldürülmüş bir kadın. “Sultanı Öldürmek” kitabının temel çıkış noktaları bunlar olsa da Ahmet Ümit'in bu romanda sorguladığı daha önemli bir kavram var aslında. “Baba Katilliği”. Burada sözü edilen gerçek anlamda bir “baba” katilliği değil elbette. Her türlü iktidar ve o iktidarla hesaplaşma durumundan söz ediliyor. Romanın bir tür psikolojik roman olma özelliği de buradan kaynaklanıyor. Sevgisi hastalık boyutunda olan bir anne ve son derece otoriter bir baba tarafından yetiştirilen tarih profesörü Müştak Serhazin 21 yıl önce kendisini yurt dışında akademik kariyer yapmak için terk eden Nüzhet'i hâlâ büyük bir tutkuyla beklemektedir. Bu terk edişten kendisine miras kalan psikojenik füg hastalığı ile de mücadele etmektedir. İlk belirtisini Nüzhet'in gidişinin ardından gösteren hastalık; bir tür hafıza kaybı. Tekrar etmesi seneleri bulsa da, ortaya çıktığında roman kahramanının günün birkaç saati hakkında hiçbir şey hatırlamamasına yol açıyor. Tüm bunlara ek olarak Müştak Serhazin bir taraftan annesinin etkili olduğu uysal, içe dönük bir karakter olarak yaşamını sürdürse de babasından miras kalan kavgacı, içinde şiddet ve nefret barındıran ikinci bir kişilik de taşıyor. Bu noktada başka bir kahramana Müştak Serhazin'den yüzyıllar önce yaşamış bir padişaha götürüyor roman bizi. Fatih Sultan Mehmet. 12 yaşında tahta çıkmış, saray entrikaları sonucunda tahtan inip sonrasında tesadüfler sayesinde tahta tekrar geçmiş bir padişah. Bir taraftan dönemin en iyi kütüphanesine sahip olan, çeşitli bilim adamlarını, alimleri sarayında barındıran usta bir şair Sultan Mehmet diğer tarafta hiçbir komutanın, hükümdarın zapt edemediği şehri Kostantiniyye'yi zapt eden, en yakınlarına bile güvenmeyen, ömrünü savaş meydanlarında sonlandırmış bir hükümdar. Ve bu hükümdarın günümüzde bile çözülemeyen ölümü. Romana ağırlığını veren bu iki karakterin değişik ruh hâllerinin ustaca işlenmesi psikolojik roman özelliğini kazandırıyor kitaba.
Fatih Sultan Mehmet'in ve Kostantiniyye'yi zapt edildiğinin anlatıldığı bölümlerde ise kendinizi bir tarih ziyafetinin içinde bulabilirsiniz. Ahmet Ümit'in akıcı üslûbunun da bunda önemli payı olduğunu eklemek gerek. Kitabı okuyanlar ya da okumak için eline yeni alanlar ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaklardır.
Yazarın diğer kitaplarında görmeye alışık olduğumuz Komiser Nevzat ve ekibi bu kitapta çok yer tutan karakterler değil. Yazar, Müştak Serhazin üzerinden anlatmayı seçmiş öyküsünü ve Komiser Nevzat bu romanda yan karakter olarak yer bulmuş kendisine. Bu seçimin olayın bütünlüğü ve anlatım tarzı göz önüne alındığında gayet mantıklı olduğunu söylemek gerek.
Sultanı Öldürmek kitabı, öyküsü ve anlatım tarzı bakımından başarılı bir kitap. Ahmet Ümit'in onuncu kitabıyla birlikte artık tarzının ne kadar iyi oturduğunu gözlemleyebiliyorsunuz. Ümit polisiye-tarih romanlarına, Kavim ile başlamış, İstanbul Hatırası ile çıtayı daha da yukarı taşımıştı. Sultanı Öldürmek bu çıtayı yükselten bir roman. Ama akılda tutulmasında faydalı olan bir nokta var. Sultanı Öldürmek bir polisiye roman. Tarih romanı değil. Yazar tarih konusunda sorular soruyor ve cevaplarını bizim bulmamızı bekliyor haklı olarak. Kitabın kaynaklar bölümünde uzunca bir tarih okuma listesi var. Son zamanlarda dizilerden ve gişe kaygısı ile çekilmiş sinema filmlerinden öğrenilen bir tarih yerine aklımıza sorular yoluyla takılıp donanımlı tarih kitaplarından öğrenilen bir geçmiş sanırım bizler açısından daha iyi olacaktır.
Yazıya başlarken romanda baba katilliği üzerinden insanın kendisiyle ve iktidar ile hesaplaşması kavramından söz etmiştik. Bitirirken “Sultanı Öldürmek” kitabının mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunun altını çizerek kitabın son cümlesi ile bitirelim. Şu anda ülkemizde yaşanan sorunların baş mimarı hükümete de bir gönderme olsun bu cümle. “Gün akşamlıdır devletlum”.
* Ahmet Ümit, Sultanı Öldürmek, Everest Yayınları, 2012, İstanbul.
