12 Eylül'e zamanaşımı!

08 Ara 2014

Darbeci Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanması iddiasıyla başlatılan 12 Eylül Referandumu’nun hemen ardından açılan ilk dava 2010 yılında açılan, işkencede öldürülen öğretmen Ali Ekber Yürek'in davası oldu. 

Mehmet Yürek, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde öğretmenlik yapan kardeşi Ali Ekber Yürek’in 1981’de Eğitim Enstitüsü binasında işkencede öldürüldüğünü söyleyerek 2010 yılında savcılığa başvurdu ve dönemin Kahramanmaraş Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı Yusuf Haznedaroğlu ile diğer görevlilerden şikayetçi oldu. Mehmet Yürek’in talebi üzerine 2011 yılında kardeşinin Ovacık’a bağlı Güney Konak Köyü’ndeki mezarı açıldı ve cesedi Adli Tıp Kurumu’nda incelendi. 

'İntihar' kaydı düşüldü, dosya kapatıldı!

Soruşturma dosyası, Kahmanmaraş Başsavcılığı’ndan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Ankara, işkencenin Afşin’de gerçekleştiği gerekçesi ile, dosyayı ilçeye yolladı.

 Afşin Başsavcılığı, Ali Ekber Yürek’e klasik otopsi işleminin yapılmadığını, ‘intihar’ kaydı düşülerek, dosyanın kapatıldığını belirledi. Otopsiye katılan Nevzat Özcan Yürek’in vücudunun birçok yerinde darp ve cebir izi gördüğünü anlattı.

Ayrıca başka işkence mağdurlarının suç duyurusunda bulunmasıyla soruşturma genişletilince, 1980-1983 yılları arasında sadece Yürek’in değil, Mehmet Ceren ve Fehim Özarslan’ın da işkencede öldürülüğünü saptayan savcılık, dosyayı Kahramanmaraş’a gönderdi. 

İşkence tespitine rağmen kovuşturmaya yer yok! 

Kahramanmaraş Savcısı Müge Zelda Hüner dört yıllık soruşturma sonunda, geçen 17 Kasım’da kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti. Kararda, Haznedaroğlu’nun talimatıyla gerçekleşen suçların ayrı ayrı suç oluşturduğu, bunların 765 sayılı TCK’nın 146. maddesinde düzenlenen “anayasal düzeni alaşağı etmek” suçu veya 243. maddede düzenlenmiş “cürüm söyletmek için işkence” kapsamında kaldığı ifade edildi. Kararda, işkence suçunun somut olduğu vurgulandı.

Kararda, Haznedaroğlu ve diğer şüphelilerin eylemlerinin eski TCK’nın 146 ve 243. maddeleri kapsamında kaldığı, bu suçlarda zamanaşımı sınırının en fazla 22,5 yıl olabileceği ifade edildi. 2005’te yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni TCK’nın 77. maddesinde düzenlenmiş, ‘insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı sınırının olmadığı’ yönündeki hükmün geçmişe dönük olarak uygulanamayacağı vurgulanarak, kovuşturmaya yer olmadığı belirtildi. 

paylaş