
Modern zamanın sömürgecilerinin, kapitalist-emperyalist sistemin artık rakipsiz olacağını ve eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği savunanların sonsuza kadar yenildiğini, emperyalist işgallere ve müdahalelere karşı gelmenin imkânsız olduğunu ilan etmesinin üzerinden yıllar geçti.
Bütün bu yıllarla birikte kalemini egemenlere kiraya verenlerin bu fikirleri de geldi ve de geçti.
Geriye liberalizmin kesin zaferini ilan eden Fukuyama'nın açıklayamayacağı Latin Amerika'daki sınıf savaşımları sonucu geriletilen liberalizm, her çatışmayı medeniyetler çatışması diye açıklamaya çalışan Huntington'un açıklayamayacağı aynı medeniyetin temsilcileri Rusya ve Ukrayna çatışmaları ve Yeni Dünya Düzeni'ni ilan eden ve ABD'nin yenilmez dünya bekçisi olduğunu söyleyenlerin açıklayamayacağı Suriye halkının mücadelesi karşısında ABD'nin çaresizliği kaldı.
Geriye bir de yıkılmaya yüz tutan, yıkılmamak için dünyayı yakıp yıkmayı amaçlayan bu emperyalist-kapitalist sistemin nasıl yıkılabileceği, küresel düzeyde halkların nasıl bir yol izleyebileceği sorusu kaldı. Yani ne yapmalı ve nasıl yapmalı soruları yine elimizde bâki kaldı.
Birçok yazısında emperyalist sistemi irdeleyen Samir Amin, orijinali Katehon isimli web sitesinde yer alan makalesinde bu sorulara cevap vermeye çalışıyor. Biz de yenidünya olarak bu makaleyi sizler için çevirdik. İyi okumalar.
Samir Amin
Samir Amin, dünya çapında bilinen bir ekonomist, modern ekonominin çöküş nedenlerini açıklıyor ve emperyalizmden kurtuluş reçetesini veriyor.
Katehon için özel bir röportaj
Modern ekonominin içinde bulunduğu durum konusundaki görüşümü şu şekilde özetleyebilirim. Kapitalizm uzun sistemik bir kriz içerisinde. Bu kriz, 1975 yılında doların altına konvertibilitesinin sona ermesi ile başladı. Bu kriz, 2008 yılındaki ünlü mali krize benzemiyor. Hayır, bu kriz kırk yıl önce başlayan ve hâlâ devam eden tekelci kapitalizmin uzun sistemik krizidir. Kapitalistler krize bir dizi önlemle karşılık verdiler. Bunlardan ilki ekonomi üzerindeki kontrolün merkezileşmesini tekellerle güçlendirmekti. Kapitalist ülkeleri bir oligarşi yönetiyor – ABD, Almanya, Fransa, Büyük Britanya ve aynı zamanda Rusya. İkinci önlem bütün ekonomik üretim faaliyetlerini tekelci sermayenin taşeronlarına devretmekti. Şunu demek istiyorum: Onlarda özgürlüğün izi bile yoktur. Rekabet sadece bir retorik, rekabet diye bir şey yok. Bütün ekonomik sistemi kontrol eden bir oligarşi var. Şimdi ise Üçlü'nün kolektif emperyalizmini şekillendiren birleşik emperyalist güçler cephesi ile yüz yüze geliyoruz.
Üçlüyü oluşturan güçler: Amerika Birleşik Devletleri, Batı ve Orta Avrupa ve Japonya'dır. Bu gruptaki ülkeler, liderlerinin Amerika Birleşik Devletleri olduğu tek bir emperyalist güç oldular. Bu, krizin daha da derinleşmesine neden oldu. Bu karşılaştığımız L tipi bir krizdir. Normal krizler U şeklindedir ve ekonomi çöktükten sonra yeniden yükselir. Fakat bu kriz farklı. Krizden çıkış yok. Krizden çıkmanın tek yolu kapitalizmi terketmektir. Olası başka bir çözüm yok. Kapitalizm can çekişen bir sistem olarak düşünülmelidir. Varlığını sürdürmek için yıkım ve savaşları dayatıyor.
Bir alternatifimiz var. Sosyalizm. Söylemenin çok popüler olmadığını biliyorum, ama tek çözüm Sosyalizm. Bu, kapitalizmin yerini alması gereken ve oligarşinin gücünün azaltılması, devlet kontrolünün dayatılması ve devlet kapitalizminin kurulması ile başlayacak uzun bir yoldur. Bu, kapitalizmin varlığını sürdürmeyeceği anlamına gelmez, fakat kapitalizmi devlet kontrolüne tabi kılacaktır. Devlet kontrolü sosyal ilerlemeci bir politikanın desteklenmesi için kullanılmalıdır. Bu, tam istihdamı, sosyal hizmetleri, eğitimi, ulaşımı, altyapıyı, güvenliği ve benzeri hizmetleri garanti altına almalıdır.
Burada Çin'in rolü çok büyük. Çünkü Çin bugün belki de dünyada egemen bir projeye sahip olan tek devlet. Şöyle ki Çin, elbette ki özel sermayenin geniş yer tuttuğu fakat aynı zamanda sıkı bir devlet kontrolü olan, modern bir sanayi modeli kurmayı deniyor. Çin bu değişimleri aynı zamanda kültürüne de yansıtıyor. Çin ekonomik kültürünün bir diğer özelliği ailenin üretimde yer almasıdır. Çin, iki bacak üzerinde yürümeye devam ediyor: gelenekleri takip ediyor, küreseleşmeye katılıyor. Yabancı yatırımları kabul ediyorlar, ancak mali sisteminin bağımsızlığını koruyor. Çin bankacılık sistemi münhasıran devlet kontrolündedir. Çin para birimi Yuan belirli bir dereceye kadar konvertibiliteye sahip, ancak Çin Bankası'nın kontrolü altında. Bu, bügün sahip olduğumuz ve küresel emperyalizmin meydan okumasına cevap verecek en iyi modeldir.
Çin kadar olmasa da belki de Rusya da bu yönde ilerliyor. Çünkü Rusya, Gorbaçov ve Yeltsin'in şok terapisinin yıkımı için büyük bir bedel ödedi. Bu liderler Rusya'yı Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve diğerlerinin finans kapitalizmiyle yakından bağlantılı bir özel oligarşiye doğru yönlendirdiler. Bu, Rusya'nın kontrol kapasitesini azalttı. Fakat şimdi Rusya aşamalı bir şekilde kendi ekonomisi üzerinde yeniden devlet kontrolünü kurmaya doğru ilerliyor.
Bugün dünya büyük bir tehlike içerisinde. Amerika Birleşik Devletleri, Batı Avrupa ve Japonya kolektif emperyalizmi ABD liderliğinde yürütülüyor. Bunlar bütün gezegende kendilerine özgü kontrolü sürdürmek için diğer ülkelerin bağımsızlığını kabul etmiyorlar. Çin ve Rusya'nın bağımsizlığına saygı duymuyorlar. Bugün bütün dünyada sürekli savaşlarla yüzyüze gelmek üzere olmamızın nedeni budur. Radikal İslamcılar emperyalizmin müttefikleridirler. Çünkü onlar istikrarsızlığın devam etmesi için ABD tarafından destekleniyorlar. Bu sürekli savaş anlamına gelir. Buna en iyi cevabın Avrasya Projesi olduğuna inanıyorum. Rusya; Çin, Orta Asya ülkeleri, İran ve Suriye ile birleşmelidir. Bu ittifak Afrika ülkeleri ve Latin Amerika'nın iyi yönetimleri için de çok cazip olabilir. Böyle bir durumda emperyalizm tecrit edilebilir.
