Bir halk uyanıyor

Başta işçiler ve emekçiler olmak üzere Türkiye halkı yakın dönemlerde emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı iki kez ayağa kalktı. Halk egemenliğini, bağımsızlığı, laikliği, sosyal devleti, ülkenin ve halkın birliğini, barışı savundu. Osmanlı düzenine dönüşü, kapitalist vurgunculuğu, yayılmacılığı reddetti.

Gezi
Bu iki halk ayaklanmasından birincisi, 31 Mayıs 2013 Gezi protestosuyla patlayan ve ülkenin büyük kesimine yayılan Mayıs-Haziran 2013 Büyük Halk Direnişi’dir. Direnişin öznesi Türkiye halkının özellikle laikliğe duyarlı, ilerici yurtsever, devrimci demokrat kesimleriydi. Sosyalist ve devrimci demokrat örgütlerin katkısıyla direniş ağırlıklı olarak açıkça sol muhalif bir nitelik kazandı.

Gerici koalisyon
Mayıs-Haziran 2013 Büyük Halk Direnişi MÜSİAD ve TUSKON çevresinde örgütlenmiş dinci-mezhepçi büyük holdinglere dayanan, TÜSİAD çevresinde örgütlenmiş geleneksel büyük holdinglerin kısmi ve ikircikli desteğinden yararlanan, emperyalizmin hizmetkârı gericilik, vurgunculuk ve savaş rejimine ağır darbe vurdu. Siyasal olarak emperyalizmin, AKP’nin ve Fethullah Gülen örgütünün koalisyonu anlamına gelen gericilik, vurgunculuk ve savaş rejiminin görünür yüzü Erdoğan-AKP yönetimiydi.

Ağır kan kaybı
Bu koalisyon, halk direnişini bastırmak için polis örgütünü acımasızca kullandı. Aynı doğrultuda, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin geleneksel kitle tabanı olarak suistimal ettiği, siyasal bilinci yeterince gelişmemiş, sol ve devrimci demokrat akımlarla tanışmamış sağcı-muhafazakâr kitleleri “çapulcu”lara karşı seferber etmeye çalıştı. Büyük kapitalist medyaya çöreklenmiş işbirlikçi liberallerin propaganda korosu eşliğinde “Yüzde 50’yi evlerinde zor tutuyoruz” tehdidi savruldu. “Gezici” kitleler dağıtıldı ve egemen koalisyon günü kurtardı. Fakat egemenler çok kan kaybetmişti. Halkın en azından yarısını kontrol edemediği anlaşılan koalisyonun fiyakası iyice bozulmuştu.

At değiştirme kararı
Gezi direnişinin ardından içte Erdoğan-AKP yönetimi ile Fethullah Gülen örgütü arasındaki siyasal koalisyon, MÜSİAD-TUSKON arasındaki ekonomik ve sosyal koalisyon adım adım çöktü. Eşzamanlı olarak ABD ve AB ile AKP hükümeti arasındaki ittifak da yavaş yavaş bozuldu. Emperyalist blokun lideri ABD, Gezi’de ortaya çıkan devrimci enerjinin Türkiye’yi emperyalizmin, Batı’nın kontrolü dışına çıkarabileceği saptamasını yaptı ve politikasını bu olasılığı önlemek üzere yeniden düzenlemeye karar verdi.

İçeride ana ortağı Fethullah Gülen örgütünün, dışarıda emperyalizmin desteğini adım adım yitiren Erdoğan-AKP yönetimi dünya kapitalist medyasında “tek adam diktatörlüğü”, “radikal İslamcı iktidar” ve sözüm ona “Putinci yönetim” olarak damgalandı. İşbirlikçi liberallerin çoğunluğu, emperyalizmin işaretiyle Erdoğan karşıtı ve Gülen yanlısı pozisyona geçti.

Darbeye karşı direniş 
Yakın dönemlerin ikinci halk ayaklanması, 15 Temmuz 2016’da Amerikancı-Fethullahçı dinci-mezhepçi faşist darbe girişimine karşı patlayan ve ülkenin belli başlı merkezlerini saran Temmuz-Ağustos 2016 Büyük Halk Savunması’dır.

Direnişin öznesi ordunun yurtsever-laik kesimi, polis örgütünün Fethullahçı olmayan bölümü ve Türkiye halkının en geniş kesimleriydi. Büyük Halk Savunması’nı gerçekleştiren direnişçiler Amerikan-NATO güdümünde hareket eden, TUSKON çevresinde örgütlenmiş dinci-mezhepçi büyük holdinglere dayanan Fethullah Gülen örgütüne bağlı subayların başlattığı kanlı darbe girişimini ezdi.

ABD, AB ve NATO’nun suçüstü yakalandığı bu darbe girişimine sadece MÜSİAD’a dayanan ve TÜSİAD’la ikircikli bir ilişki sürdüren AKP hükümeti değil, Türkiye toplumunun en yaygın kurum ve kesimleri karşı koydu. İlerici, yurtsever, devrimci, sosyalist partiler, cumhuriyetçi dernekler, işçi sendikaları, burjuvazinin en yaygın örgütü TOBB, TÜSİAD, büyük medya, ana muhalefet partisi CHP, MHP ve HDP darbe girişimine karşı yan yana geldi.

Uyanışın diyalektiği
Fakat sokaklara ve meydanlara çıkan, kışlaların önünü kapatan, tankları durduran kitlelerin büyük bir kısmı AKP’ye oy veren “Reisçiler”di. Daha önce “Geziciler”e karşı seferber edilmek istenen bu kitleler, içinden geldikleri akımın özelliklerine bağlı olarak sağcı-muhafazakâr İslamcı sloganlar da atıyordu.

Bu görüntü direnişin antiemperyalist ve Fethullahçılık somutunda dinci-mezhepçi gericiliğe ve kapitalist vurgunculuğa düşman özünü kimi gözlerden gizledi. Dünya egemenliği planları doğrultusunda Türkiye’yi toptan teslim almak için tezgâhladıkları stratejik komploda başarısız olan emperyalistler ve gericiler ise, dünya kapitalist medyası aracılığıyla direnişin görüntüsünü sömürerek özünü karaladılar, Büyük Halk Savunması’na iftiralar savurdular.

Kitlelerin kopuşu
Oysa onları asıl öfkelendiren olgu, 70 yıldır bağımsızlığa, demokrasiye, laikliğe, sosyalizme, devrime karşı tepe tepe kullandıkları sağcı-muhafazakâr halk kesimlerinin artık emperyalizmden ve işbirlikçilerinden, kapitalist vurgunculuktan ve gericilikten kendilerine özgü yollarla kopmaya başlamasıydı.

Bu kesimlerin egemenlerden kopmaya başlaması Türkiye’nin geleceğini belirleyecek stratejik bir gelişmedir. Emperyalizm ve işbirlikçileri tabanlarını yitiriyor, kitlesiz kalıyor, halktan iyice tecrit oluyor. Bir halk uyanıyor, egemenlerin oyunlarıyla birbirine düşman edilen kesimler birleşiyor.

Ayağa kalkış
Türkiye halkı Mayıs-Haziran 2013’te gericilik, vurgunculuk ve savaş rejiminin temelini sarstı. Temmuz-Ağustos 2016’da Amerikancı-Fethullahçı darbe girişimini ezdi. Sırada işçilerin, şehir ve köy emekçilerinin, bütün halkın el ele vererek emperyalizmin ve işbirlikçilerinin sömürü ve baskısından kesin kurtuluşu var.

27 Kas 2016
paylaş