
Yargıçlar ve Savcılar Birliği YARSAV 17 Aralık’ta başlayan rüşvet ve yolsuzluk operasyonu ile ilgili Hükümet ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na uyarılarda bulundu.
Açıklama metni Öncelikle daha önce de defalarca ifade ettiğimiz gibi şunu söylemeliyiz ki; dar bir siyasal anlayışın sistemin zaaflarından yararlanarak iktidar gücü elde etmesi ve özel nitelikteki bazı kurum ve kuralları kendi çıkarları için kullanmasıyla, tarihte örnekleri çokça görüldüğü üzere ülkemizde de yönetimi demokratik ve hukuk devleti bağlamından kopararak totalitarizme ve faşizme kaydırdığı, bunun gerçekleşmesi için de en büyük silahın yargı olduğu, yargının iktidar savaşının bir aracına dönüştüğü, hem siyasetin, hem kurumların, hem de toplumun yargı aracılığıyla yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı aşikârdır.
Siyasal iktidarın son operasyona yönelik müdahaleleri ise; kendi elleriyle yarattıkları Frankeştayn’ın bu kez kendilerini tehdit etmesiyle büyük bir paniğe kapılarak soruşturmanın içeriğini unutturup, “cambaza bak” numarasıyla kendilerini düştükleri bu kötü durumdan kurtarmak için her türlü hukuksuz müdahaleyi meşru gördüklerini göstermektedir.
Geçmişte, haklarında özel soruşturma usulleri bulunmasına rağmen; özel yetkili mahkemeler eliyle MİT görevlileri, Cumhuriyet başsavcıları ve Genelkurmay başkanları CMK 250. maddenin kendilerine göre derin ve sınırsız yetkisi dâhilinde gözaltına alınıp tutuklanmasına rağmen hukukun özgür ve bağımsız sesine kulağını kapatan siyasi iktidar, bu sefer namlu kendisine doğrultulduğunda kendi iyi çocuklarını koruma noktasında adeta etten bir duvar örmüştür.
Tüm bunlarla birlikte hukukun nefes almakta zorlandığı bu atmosferde, soruşturmaya yönelik yapılan müdahaleler, yargının siyasi iktidarın istemediği bir alanda soruşturma yapabilme imkânının kalmadığının, yargının bağımsız bir erk olmaktan öte, siyasi iktidarın yargıyı ancak muhaliflere yönelik bir silah olarak kullanılmak üzere tasavvur ettiğinin en açık ve somut göstergesidir. Yargının etkin bir biçimde soruşturma yapma imkânının dahi olmadığı bir ortamda hukuk devletinden, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden ve insan haklarından söz etmenin olanağı yoktur.
Diğer yandan, oldukça hızlı gelişen bu sürecin şu ana kadar pasif bir aktörü konumundaki HSYK’nın, iktidar ya da başka güç odaklarınca araçsallaştırılma çabası içinde olunan yargının gidişatına daha ne kadar seyirci kalacağına yönelik merakımızı da belirtmek durumundayız.
Bu aşamada, siyasi iktidarın işlemekte olan yargısal sürece müdahale niteliğindeki her türlü söz ve eylemden kaçınması gerektiğini, aksi takdirde yapılan müdahalelerle yargı önünde kendilerini aklasalar bile hem ülkemiz, hem de uluslararası kamuoyu önünde artık aklanmalarının mümkün olmadığını hatırlatmak istiyoruz.
