Darbeci Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanması iddiasıyla başlatılan 12 Eylül Referandumu’nun hemen ardından açılan ilk dava 2010 yılında açılan, işkencede öldürülen öğretmen Ali Ekber Yürek'in davası oldu.
Mehmet Yürek, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde öğretmenlik yapan kardeşi Ali Ekber Yürek’in 1981’de Eğitim Enstitüsü binasında işkencede öldürüldüğünü söyleyerek 2010 yılında savcılığa başvurdu ve dönemin Kahramanmaraş Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı Yusuf Haznedaroğlu ile diğer görevlilerden şikayetçi oldu. Mehmet Yürek’in talebi üzerine 2011 yılında kardeşinin Ovacık’a bağlı Güney Konak Köyü’ndeki mezarı açıldı ve cesedi Adli Tıp Kurumu’nda incelendi.
'İntihar' kaydı düşüldü, dosya kapatıldı!
Soruşturma dosyası, Kahmanmaraş Başsavcılığı’ndan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Ankara, işkencenin Afşin’de gerçekleştiği gerekçesi ile, dosyayı ilçeye yolladı.
Afşin Başsavcılığı, Ali Ekber Yürek’e klasik otopsi işleminin yapılmadığını, ‘intihar’ kaydı düşülerek, dosyanın kapatıldığını belirledi. Otopsiye katılan Nevzat Özcan Yürek’in vücudunun birçok yerinde darp ve cebir izi gördüğünü anlattı.
Ayrıca başka işkence mağdurlarının suç duyurusunda bulunmasıyla soruşturma genişletilince, 1980-1983 yılları arasında sadece Yürek’in değil, Mehmet Ceren ve Fehim Özarslan’ın da işkencede öldürülüğünü saptayan savcılık, dosyayı Kahramanmaraş’a gönderdi.
İşkence tespitine rağmen kovuşturmaya yer yok!
Kahramanmaraş Savcısı Müge Zelda Hüner dört yıllık soruşturma sonunda, geçen 17 Kasım’da kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti. Kararda, Haznedaroğlu’nun talimatıyla gerçekleşen suçların ayrı ayrı suç oluşturduğu, bunların 765 sayılı TCK’nın 146. maddesinde düzenlenen “anayasal düzeni alaşağı etmek” suçu veya 243. maddede düzenlenmiş “cürüm söyletmek için işkence” kapsamında kaldığı ifade edildi. Kararda, işkence suçunun somut olduğu vurgulandı.
Kararda, Haznedaroğlu ve diğer şüphelilerin eylemlerinin eski TCK’nın 146 ve 243. maddeleri kapsamında kaldığı, bu suçlarda zamanaşımı sınırının en fazla 22,5 yıl olabileceği ifade edildi. 2005’te yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni TCK’nın 77. maddesinde düzenlenmiş, ‘insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı sınırının olmadığı’ yönündeki hükmün geçmişe dönük olarak uygulanamayacağı vurgulanarak, kovuşturmaya yer olmadığı belirtildi.
işkence
AKP'nin yeni Türkiye'sinde bir iş kazası olduğunda olay yerine kurtarma ekiplerinden önce tam teşekküllü çevik kuvvet polisleri gidiyor. Üzerlerinde zırh, bellerinde çeşit çeşit gaz bombaları olan çevikler hemen olay yerinin güvenliğini alıyor. Çünkü iyi biliyorlar ki halk her an "artık yeter" diyebilir. AKP'nin sınırsız sömürü düzeninde emekçiye düşense susmak ve kadere razı olmak emekçinin ödevi.
Önce inkâr etmişlerdi
Arada çıkan bozguncularla mücadele etmek ise yine AKP rejiminin öncelikli işi. Bu amaçla özellikle güvenlik teşkilatlarına paralar akıtılıyor ve sürekli yeni silahlar alınıyor. Bunun son örneği ise İçişleri Bakanlığı'nın 5 bin adet olarak aldığını duyurduğu yeni coplar. Daha önce de gündeme gelen ancak bakanlık yetkililerince inkâr edilen portatif coplar illere gönderilmeye başlandı.
İnsan haklarına aykırı
Kullanımı kişi halk ve özgürlüklerine aykırı bulunan portatif coplar insan hakları örgütleri tarafından yıllardır eleştiriliyor ve yasaklanmaları talep ediliyor. Bu talep karşısında ise emniyet yetkilileri polislere temel cop kullanımı isimli ders vereceklerini, böylece polisin toplumsal olaylarda elindeki copu daha "bilinçli" kullanacağını iddia ediyor.
Hapsettikleri yetmiyor
Cezaevlerinde hak ihlallerinin sonu gelmiyor. Özellikle siyasi suçlardan dolayı mahkum olanlara yönelik baskılar ise utandırıcı boyutta. İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi de benzeri bir uygulamayı protesto etmek ve uyurmak için bir basın toplantısı düzenledi. İHD, Kırıklar 2 Nolu F Tipi Hapishanesi'nde tutukluların tüm itirazlarına rağmen havalandırmalara takılan kameralara karşı çıtklarını duyurdu.
Basın toplantısında konuşan İHD İzmir Şube Yöneticisi Ali Aydın Kırıklar F Tipi 1 ve 2 Nolu hapishanelerde havalandırmalara kameraların takıldığını, tutuluların defalarca kameraların takılmasına izin vermeyecekleri ve kabul etmeyecekleri yönünde idareye dilekçe verdiklerini hatırlattı. Kameraların takılmasına karşı çıkan 17 tutsağa "Kamu malına zarar verdikleri" iddiasıyla 10 gün hücre cezası verildiği ayrıca 7 kişi hakkında ise adli soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Cezaevlerinde kamera uygulması son yıllarda hızla yagınlaşırken, bu uygulamanın daha çok mahkumları 24 saat takip etmek ve cezaevi içindeki sosyal ilişkilerini tespit etmek için geliştirildiği biliniyor. F tipi cezaevlerinde benzer hak ihllaleri son yıllarda hızla artıyor.