Gezi Parkı Direnişi, geçen yılın 31 Mayıs’ından bu yana Haziran ayı boyunca ülkenin dört bir yanına sıçramış, artarak yayılmıştır. Çok uzun zamandır 12 Eylül Faşizmi'nden bu yana topluma enjekte edilmiş depolitizasyon dönemi aniden bitmiştir. Adeta kırılmış bir küreden fırlamış adını “Gezi Direnişi”ne dönüştürmüştür. Dahası halk isyanı, halk devrimi, Gezi ruhu gibi haklı tanımlamalara gidilmiştir. Esas olarak da Mayıs-Haziran Büyük Halk Direnişi demek daha doğru olacaktır. Hatırlanacağı üzere Başbakan da yeni yıl konuşmasında "Mayıs ayında başlayan ve Haziran ayında tırmanışa geçen olaylar" ifadesini birkaç defa kullanmıştı. Ama benim burada üstünde durmak istediğim konu, bu tanımlamaların hangisi olursa olsun, tümünü de içine alarak ifade ettiğini düşündüğüm “Gezi Ruhu” anlayışıdır. Nedir peki bu Gezi Ruhu? Kısaca özetlersek sanırım uzun zamandır kandırılan, dolandırılan, yolunan, soyulan halkımızın, işbirlikçi tekelci burjuvazinin baskıcı ve dikte edici yönetimine karşı artık dur deme zamanının geldiğini düşünerek örgütsüz ve lidersiz topyekûn başkaldırması denilebilir. Bu öyle bir başkaldırma ki, iktidar tüm gücünü kullanarak gazıyla, copuyla, zehirli suyuyla tüm baskıcı yol ve yöntemleriyle üstüne gitmesine karşın, bir an duraklayıp gerilemeden, eksilmeden, aksine gün geçtikçe daha yığınsallaşarak tek kuvvet, tek güç olmayı bilmiş ve direnmeyi becermiştir. Böylesine bir başkaldırı ve yığınsal davranış karşısında gerici iktidar dahi, şaşkınlığa uğramış, tüm baskıcı yöntemleri deneme yoluna gitmiştir. Adeta uyuyan bir dev uyanmıştır. Gezi Ruhu defalarca çeşitli taktiklerle bozguna uğratılmak istenmişse de, halkımız her defasında iktidarın oyunlarını bozmasını bilmiş, 11 yıldır karabasan gibi üstüne çökmüş olan 12 Eylül Faşizmi'nin devamcısı bu anlayışa karşı, dik durma beceri ve kabiliyetini göstermiştir. Her ilde, her ilçede, her mahallede Halk Forumları kurulmuş; halkımız içinde bulunduğu durumu açık bir şekilde dile getirerek, tartışıp görüşerek hemen hemen her gün isyanını ve isteklerini sokaklarda haykırarak hükümeti istifaya zorlamıştır. Gerici İktidar çırpındıkça batmış, her geçen gün gerçek yüzünü daha çok gösterir olmuştur. Şapka düşmüş kel görülmüştür. Ortadoğu’da emperyalizmin uşaklığına soyunan gerici iktidar, yanlış ata oynamış ve kaybetmiştir. Birlikte hareket ederek yola çıktıkları ittifakları bu zaman içinde tekrar güç kazanarak yeni oluşumlar içine girmeye yönelmiş, ortadaki pastanın bir kısmını kaybetme pahasına da olsa, iktidara ters düşüp bir bir kirli çamaşırlarını gün yüzüne çıkarmaya başlamıştır. Tencere dibin kara seninki benden kara misali aralarındaki rant paylaşım kavgasının gün geçtikçe en çirkin kanıtlarını ortaya çıkarıyorlar. Önümüzdeki günler daha nelere gebedir henüz bunu bilemiyoruz. Yerel seçimler, ardından genel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri, hemen ardından da yapılacak yeni Anayasa duruyor. Her an her şeyin beklenebildiği bu günlerde, her an yeni gelişmeler yaşanabilir, dengeler değişebilir. Yeni dengeler de hızla başka gelişmelerle bozulabilir. Bu yazımda işbirlikçi gerici iktidarın yaptıkları, yapmaya çalıştıkları, varmak istedikleri noktalardan uzun uzun bahsetmeyeceğim. Bunu zaman içinde sık sık paylaşmayı zaten düşünüyorum. Burada dikkati çekmek istediğim nokta ”Gezi Ruhu.” Neredeyse her gün sokaklara taşıdığımız isyan, özgürlük, devrim şiarımızı halk forumlarında örgütlenen toplumun her katman ve görüşünden kesimler yılmadan, yorulmadan dile getirmeye devam ediyor. Ne var ki ilk zamanlar oldukça geniş katılımlı Halk Forumları gün geçtikçe kan kaybetmiş, katılımlarda azalmalar görülmeye başlamıştır. Bu aşamada kimi parti, dernek ve kuruluşların bazı yerellerde kendilerini dayatarak öne çıkma girişimleri, Gezi Ruhu'nu likidasyona doğru yönelten etkenlerden bir tanesi olmuştur. Oysa çok değil birkaç ay öncesine kadar hiçbir görüş farkı göz etmeden yığınlar alanları dolduruyor, iktidarı tir tir titretiyordu. Öyle ki ayakları birbirine dolanan işbirlikçi gerici iktidar içinde çözülmeler başlayarak birbirlerine düşecek hâle kadar da geldiler. Artık ben yaptım oldu anlayışını eskisi kadar dayatamaz hâle gelen iktidar yeni yeni yollar aramakta; içine düştüğü çıkmazdan çıkabilmenin arayışlarına girmektedir. Buna karşın Türkiye'nin halkın iradesi ile emperyalizmin güdümünden çıkma olasılığını gören emperyalist güçlerin, halkını önüne yeni Amerikancı - Avrupa Birlikçi seçenekler çıkarmaya çalıştığı aşikârdır. İşte tam da bu noktada tüm sol, sosyalist ve demokrasiden yana olan güçlerin her zamankinden daha uyanık ve daha yaratıcı olmak gibi bir yükümlülüğü vardır. Gezi Ruhu'nu elden kaybetmeden, toplumun tüm katmanlarıyla her zamankinden daha fazla tek güç olmanın yolunu açık bırakmalı ve bunu başarmalıdır. Kaybedilen her mevzi, her tek damla kan halkımızın gelecekteki refahına indirilmiş bir darbe olacaktır. Bunun vebali tarih karşısında yine kendilerini sorgulayan halk tarafından üstlerinde bir lanet gibi damgalı kalacaktır. Her ne kadar son zamanlarda Gezi Ruhu'ndan uzaklaşılmakta gibi görünüyorsa da halkımız; "Artık yeter, yolsuzluklara, soyulmaya hayır" demektedir. Bu anlayışın, bu ruhun devamı elzemdir. Tüm ulusal demokrasi güçlerinin birliği, Gezi Ruhu'nun payda olarak algılamasından geçmektedir. Hiçbir parti, dernek ya da kuruluşun kendini öne çıkarması zamanı değildir. Tıpkı geçen yılın Mayıs ayı sonunda nasıl tek güç, tek kuvvet olduysa halkımız, bundan böyle de aynı güç ve birliktelikle, tarihe geçmiş Gezi Ruhu'yla; faşizme, emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadelesine devam etmelidir. 90’lı yılların genç neslinin bizlere çok şeyler öğrettiğini sanıyorum. Zaman zaman pasif, dünyadan bi haber olarak görüp suçlamalarda bulunduğumuz 90’lı yılların gençleri bu sınavdan hiç de düşündüğümüz gibi olmadıklarını göstererek, bizleri birçok konuda yanıltarak geçmişlerdir. Bu tarihsel fırsatı umarım sol, sosyalist demokrasi güçleri boşa harcamaz. Tek güç, tek yürek olmaya devam ederler. Artık işbirlikçi gerici iktidarların alternatifi yok değildir. Her zaman vardı, var olmaya da devam edecektir. Bunu tarihsel fırsatları boşa harcamayarak gösterebiliriz.
- Mehmet Yaycı
