"Zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca
"dur!" diyen olmaz artık,
Cinayetler üst üste yığılmaya başlayınca görülmez
oluverirler.
Çekilen acılar dayanılmaz olunca duyulmaz artık
hiçbir çığlık.
Çığlıklar da yaz yağmuru gibi yağar."
Bertolt Brecht
Son yılların şiiridir bence Brecht'in “Zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca”sı. Zulmün yağmurdan doluya döndüğü, tenimizi acıttığı günler de yakında. Brecht'in şiirini bugün manasız bir bezginlikle okuyup “Alternatifimiz yok, ne yapabiliriz ki?” diyen de var, diyalektiği baş ucunda rehber eden şaire “Zulüm yağmur gibi yağdığında, direnen olur sokaklarda, doğrudur tarih yazar direnenlerin ölümünü, ve aynı tarih not eder, direnenlerin asla yenilmediğini de” diye seslenen de. Biz nerede olacağız, bunu düşünmenin tam zamanı geldi.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve kaçırılan fırsatlar
Direnenlerin mücadelesinde tek bir mutlak yolumuz, çözümümüz yok. Her topa koşan futbolcu gibiyiz. Top bazen taca çıkacak, bazen çok yaklaşacağız ama kalecide kalacak, bunlara hazırız. Bazen de top rakibe geçecek, hem de biz gole giderken. Üstelik iyi oynamadığımızdan değil, topu bile bile ayağımızdan kaçırdığımız için.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde topu ayağımızdan bıraktık. Önemli bir birlik hamlesini köşeye attık. Türkiye sosyalist-solu seçim öncesinde yaptığı görüşmelerde ortak aday çıkarma konusunda başarısız oldu. 10'u aşkın siyasi kurum oy vermeme ya da boykot çağrısında bulundu. Yerel seçimlerde artan oy kullanma oranının cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli oranda düşeceğini tahmin etmek zor değil. Şu an bırakın sosyalist-solun ortak adayını daha geniş yelpazede demokratik güçlerin “Evet” diyebileceği 1 aday bile bulunmamakta. Ortak aday çıkaramamızın nedenlerini hem bir adayı destekleyen dostlar, hem de oy vermeme ve boykot çağrıları yapan dostlarımızın hep birlikte değerlendirmesi gerekiyor. Ama Türkiye sosyalist-solunun bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde varlık gösteremediği kabul edilmesi gereken bir gerçek. Üstelik bu elimizden kaçan ilk fırsat değil, yerel seçimlerde ve genel seçimlerde yereller bazında yapılan tartışmaları ve kaçırdığımız fırsatları da hatırlamakta yarar var. Bu başka bir yazımızın konusu olsun. Gençlik çözecek demiştik bir zamanlar, işçisiyle, köylüsüyle, öğrencisiyle gençliğe bakalım.
Direniş romantizmiyle yaşlanan gençlik
12 Eylül Darbesi'nin yıkıcı etkisiyle çalışmaları yavaşlayan, örgütleri dağılan ak saçlı gençlerimizle bugünün ilerici, devrimci gençleri bir masaya oturduğunda söz dönüp dolaşır eski günlere gelir. Mücadele azmini yitirmeyen dostlarımız anlattıklarıyla o günlere gider, aynı anıları tekrar yaşarlar. Bugünün ilerici, devrimci gençlerinin çoğu zaman o anıları “Yoldaş tamam da bugün ne yapacağız? Geçmiş romantizmine kapılmayalım” havasında dinlediği de bir gerçek. -Burada mücadele azmini yitirmeyen ak saçlı gençlerimizi selamlamadan geçmemek gerek-. Bu sözleri söyleyen gençliğin bugün yeni bir romantizm eşliğinde yaşlanması ise gerçek bir sorun.
Mayıs-Haziran 2013 Büyük Halk Direnişi'ni hatırlayıp “Ne güzel günlerdi be” diyerek uzun uzun direniş anılarını anlatan sonrasında da “Ama artık o günler geçti. Bizi ezdiler, bak AKP'ye de şu kadar oy verildi. Değmez bu halka” edebiyatına kapılan gençliği nereye koymalı? O sokaklarda “Tek yol sokak” diye haykırdığımızı suratlarına tokat olarak çarpmalı mı? Yoksa kendilerini soktukları fanusta yalnız mı bırakmalı? Hem kendileri değil miydi “Bir halk ayaklanması başladı. Zor olacak ama he rşey çok güzel olacak” diyen. Buyurun arkadaşlar şimdi zor olacak faslındayız. Ağırlıkları üstümüzden atma vaktindeyiz. Sokağın gücünü öğrenmişken nedir bu yılgınlık, bitkinlik diye bir sormak lazım kendimize.
Büyük hayalleri birlikte kurmak
İster mücadeleyi direniş alanında öğrenmiş olsun, ister şanlı Mayıs-Haziran günlerinden önce mücadeleye katılmış olsun hepimizin büyük hayalleri var. Gezi Parkı'nda, Ankara-Kızılay Meydanı'nda, İzmir-Basmane Meydanı'nda, Musalla'da, Heykel'de, Türkiye'nin her kentindeki Cumhuriyet, Özgürlük vb. bilimum meydanda büyük hayallerimizle yer aldık. Direnişin öncesinde üniversitede stant açarken, fabrikada örgütlenme yaparken, köylerde siyanüre, HES'lere ve “Artık yeter” dediğimiz her şeye karşı koşarken de hep büyük hayallerimizle ilerledik. Gençlik hayalsiz olur mu? Bunun cevabını veren şuna da baksın “Büyük hayaller birliksiz olur mu?” Birliğin zayıflığı, bugün için yılgınlığı yok etmek için de önemli bir engelimiz. Büyük hayalleri birlikte kurarken yılgınlığı aşmak elimizde.
Sen-sen-sen bizimlesin, siz varsanız ben oynamam ya da en büyük benim meseleleri
Düşünen, tartışan, dünyayı değiştirecek genç insanın birliği de devrimi yapması kadar zorlu bir mesele. Nasıl? En önemli soru. “Siz varsanız biz yokuz”, “Biz üç kişi bir araya geldik ortak karara vardık siz olmasanız da olur”, “Biz biraz büyükçeyiz, bizim istemediğimiz şeyler olmaz” da en önemli sorunlar. Cümleleri bu şekle getirince bir çocuk kavgasına benzedi ama hem dışarıdan, hem içeriden görünen durum bu. O yüzden hep soruyoruz “Nasıl bir birlik? Sorunları nasıl aşarız?”. Ve bu nasılı ayrıntılandırmak için şu soruları ekliyoruz:
1) Herkesin karar almada eşit haklara sahip olmadığı bir birlik olur mu? Birlikten anladığımız kendi sözümüzün geçtiği kalabalık bir kitleyi yaratmaksa bu birlik olmaz. Bunun örneklerini çok yaşadık. Çeşitli platformlarda, derneklerde, partilerde her birimiz yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.
2) Kimin birliği? Gençliği salt öğrenci hareketi olarak düşünürsek bu birlik kime yarar ki? Bu satırları yazan genç bir emekçi, okuyan genç bir köylüyse, köylüye ulaştıran bir öğrenciyse tırnaktan ayrılmak istemeyen eti biz niye ayırıyoruz? Bahsimiz tüm gençliğin birliğidir. Üniversitede rektörlüğe yürüyeni de, fabrikada hakkını vermeyen patronun tepesine çökeni de.
3) Ne için birlik? Hep deriz birlik, birlik diye de bu soruyu unutuyor muyuz sanki? Bir araya gelelim bir şeylere çözüm bulalım demek yetmez! Emperyalizme karşı birlik! Kapitalizme karşı birlik!
Sistemle barışık bir birlik, bizi bir adım daha öteye götürebilir mi? Genç arkadaşlarımızın işten atılması yasaklansın! Öğrencilere eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim. Kapitalizmin de, bu sistemin yarattığı her şeyin de köküne kibrit suyu.
Sorular bu tartışmanın sadece başlangıcı. Cevaplanması belki yeni soruları da yaratacak. Sorusuz, cevapsız bir birlik ise kesinlikle olmayacak. Sorularımızı cevaplaya cevaplaya birleşeceğiz ama her şeyden önce birbirimize dönmeliyiz. Sorularımızı birbirimize sorup cevaplamak bize ne mi kazandıracak? Büyük hayallerimiz hayal kalsın istiyorsanız eğer, hiçbir şey deyip geçeyim bu sorunuza. Ama büyük hayallerin hayallerde kalmamasını isteyenler bir gelsin hele bir şey diyeceğim. Zulüm doluya dönmeden önce yapacak çok işimiz var.
- Ersu Eren
