Evet mi Hayır mı? 15 Temmuz'u Başkanlık mı durdurdu?

Referanduma sayılı günler kala halk oyuna sunulacak tasarıya odaklanmamız gerekirken kendimizi bir anda 15 Temmuz tartışmalarının içinde bulduk. Erdoğan “Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz sonrasında kuzu kuzu cumhurbaşkanlığı külliyesine geldi” sözleri ile tartışmayı başlatmak istemişti ama olmadı. Sonrasında Kılıçdaroğlu’nun “Kontrollü darbe girişimi” söylemi ile fırsatı kaçırmadı. Kararsızları “Evet” yönüne çevirmek için Kılıçdaroğlu’na yüklenmeye başladı.

15 Temmuz darbesi
Yanlış anlaşılmasın. Yazının amacı kimseye avukatlık yapmak değil. Doğrularla yanlışları birbirinden ayırmak. İlk önce darbe girişiminden başlayalım. 15 Temmuz kontrollü bir darbe girişimi değildi. Amerika-NATO tarafından planlanan, Fethullahçılar tarafından hayata geçirilmeye çalışılan faşist dinci-mezhepçi bir darbe girişimiydi. Darbenin başarısız olması ya da daha sonra Erdoğan-AKP yönetiminin darbeyi bastıran halk savunmasını kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışması bu gerçeği değiştirmez.

Darbe girişimine yalnızca MÜSİAD çevresine dayanan ve TÜSİAD’la ikircikli bir ilişkiye sahip olan Erdoğan-AKP hükümeti karşı çıkmadı. Türkiye toplumunun en yaygın kurum ve kesimleri karşı koydu. İlerici yurtsever devrimci sosyalist partiler, cumhuriyetçi dernekler, işçi sendikaları, burjuvazinin en yaygın örgütü TOBB, TÜSİAD, büyük medya, ana muhalefet partisi CHP, MHP ve HDP darbe girişimine karşı yan yana geldi. Darbe gecesi halkın en geniş kesiminin darbeye karşı çıkmasını da bu durum sağladı.

O gece Meclisin görevi başında olması, bombardımana rağmen görevinin başından ayrılmaması, darbeye karşı tutum alınmasında kritik bir rol oynadı. Gazetecilerin iktidar mensuplarına zar zor ulaşabildiği bir ortamda, muhalefet partilerinin darbeye karşı açıklamalar yapması darbecilerin elini kolunu iyice bağladı. Darbeye karşı halk hareketi o kadar geniş bir kesimi kapsadı ki, darbe yanlısı en ufak bir gösteri bile olmadı. Böylece polis örgütünün Fethullahçı olmayan bölümünün ve ordu içindeki yurtsever-laik kesiminin direnişi etkili oldu. Özellikle ordu içindeki yurtsever-laik subayların yürüttüğü direnişin, darbenin bastırılmasındaki hayati etkisi net bir şekilde ortaya çıktı.

Doğruya doğru eğriye eğri
Darbeye “kontrollü darbe” demek emperyalizme karşı mücadelede kafa karışıklığı yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Ama sonuç olarak bu tutum Kılıçdaroğlu’nu ya da olsa olsa ona gönül verenlerin bir kesimini bağlar. Bütün Hayırcıları bağlamaz. Ama Erdoğan-AKP yönetiminin, 15 Temmuz gecesi “Darbeye karşıyız” açıklaması yapan Kılıçdaroğlu’nu hedef tahtasına oturtmasının sonuçları çok daha ağır. Bu düpedüz emperyalizme karşı oluşan ulusal demokratik birliği dinamitlemek demek. Başkanlık hırsıyla ülkeyi ateşe atmayı göze almak demek. Oysa böyle bir dönemde Amerika’nın Türkiye’yi parçalama ve yok etme planlarının yeniden netleşmeye başladığı günlerde iktidar sahiplerinin ısrarla ulusal demokratik birliği geliştirmeye çalışması gerekir. Tabii, gerçekten emperyalistlere karşı mücadele etmeyi düşünüyorlarsa.

Darbeyi halk durdurdu
Görülüyor ki Erdoğan, başkanlık dayatmasını halka kabul ettirmek için 15 Temmuz Amerikancı-Fethullahçı darbe girişimini kullanıyor. Ama darbe girişimi ile başkanlığın ne ilgisi var? Darbeyi bastıran Türkiye, başkanlıkla mı yönetiliyordu? Fethullahçı komutanların, hâkimlerin, savcıların, emniyet müdürlerinin, bürokratların atanmasına, yükselmesine parlamenter sistem mi neden oldu? Peki, daha kampanya sürecinde bile halkı bu kadar kutuplaştıran başkanlık sistemi hayata geçtiğinde ulusal birliğimizin güçlenmesine hizmet edebilir mi?

13 Nis 2017
paylaş