Taşeron mücadelesinde yeni aşama

Taşeron çalışanların KİT ve BİT işyerlerinde kadrolu olması için başvuru sayısı bir milyon kişiyi buldu. AKP hükümetinin 696 sayılı KHK ile önünü açmak zorunda kaldığı başvurular en yoğun İstanbul ve Ankara'da oldu. İşçiler 2 Nisan gününden itibaren kadroya alınacaklar. 

AKP hükümeti, 1 Kasım 2015 genel seçimleri öncesinde verdiği “Kamuda çalışan tüm taşeron işçilerine kadro” sözünü, her tür yetersizliği ve eksiği barındırmasına rağmen tutmak zorunda kaldı.

Hükümetin attığı bu adım, emek çevrelerinde yoğun eleştiri aldı. Eleştiriler haklılık taşımakla birlikte, ister seçim ister başka nedenle olsun alınan bu hak, uzun zamandan beri ilerici sendikalar ve emek dostu çevrelerin sürdürdüğü taşeron karşıtı ardıcıl mücadeleler sonucu elde edilmiştir. Bu kazanım emekçilerin ve emek dostlarının hanesine yazılacaktır. Alınan hakkın eksiklikleri elbette tartışma konumuzdur ve tam da bu noktadan bu kazanımı koruyan ve geliştiren bir tutum sergilenmelidir.

Taşerona kadro hakkı tanıyan KHK ile ilgili yapılan eleştirilerin başında eşitlik ilkesinin çiğnenmesi yer almaktadır. Bu durum, aynı işyerinde çalışacaklar ve aynı işi yapacaklar arasında hukuksuzluklara yol açacaktır. Bu hukuksuzluğun üstüne gitme görevi ilerici sendikalar ve emek dostlarınındır. 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sarıeroğlu, KHK'da yer almayan düzenlemeler ile ilgili yaptığı açıklamada; "Kıdem tazminatı iş kanununda düzenlenmiş bir husus. Biz bu yüzden KHK'da yer vermedik. Son çalıştıkları işyerlerindeki kıdemleri geçecek. Geçmişteki en son çalıştıkları idaredeki süreleri geçiş olduktan sonra dahil edilecek. Kıdem tazminatı hakları saklıdır. Yıllık ücretli izin konusunda kazanılmış haklar saklıdır" dedi.

Bakanın bu açıklaması, Anayasa'nın eşitlik ilkesi (Madde 10: Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar) açısından yorumlamaya açıktır.

Anayasa Mahkemesi farklı dönemlerde şu kararlar ile "Eşitlik İlkesi"ne açıklık getirmiştir;
Anayasa Mahkemesi 27 Eylül 1988 tarih ve K.1988/27 sayılı kararında şöyle demiştir: "Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik, eylemli değil, hukuksal eşitliktir. Bu ilke, özdeş nitelikte ve durumda olanlar arasında farklı uygulamaya engel olup, tüm yurttaşların mutlaka her yönden aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermez. Eşitlik kavramı öncelikle Anayasa'nın 10. maddesinin birinci fıkrasında sayılan nedenlerle yasa önünde ayrımını yasaklanmaktadır. Bu nedenle, Anayasa'nın 10. maddesi kanunkoyucuya yasama yetkisini kullanırken eşitlik ilkesine uygun yasa yapma yükümlülüğünü getirmektedir."

Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi, 11 Mayıs 1999 tarih ve K.1999/15 sayılı daha yeni bir kararında; "Yasa önünde eşitlik ilkesi’ hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır" demiştir. 

Bakanın açıklamasında sadece kıdem hakkı ile ilgili yasaya vurgu yapması aslında çıkartılan KHK'nın varolan yasalar karşısındaki yetersizliğini sergilemektedir. Emek çevreleri, KHK ile ilgili eleştirlerinde yasa ile düzenlenmemiş olmasına yaptıkları vurgu ile bir kez daha kamuoyu önünde haklı durumdadırlar. Üzerine gidilmesi gereken konuların biri de budur. Yani KHK değil, yasa maddesi talebimizi, eşitlik hakkı ile eş zamanlı dile getirmeliyiz.

AKP hükümetinin attığı adımlarla hukuk siztemini hukuksuz bir hâle getirdiği ortadadır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve yerel mahkemeler arasında yaşanan krizlerde hukuk sisteminin geldiği nokta iyice açığa çıktı. Hukuk sisteminde yaşanan kurumlar arası çelişki ve çatışmaların yoğunlaşması, hukuk mücadelesini sürdürmenin anlamsızlığı eğilimini kuvvetlendirmekte, muhalif çevrelerde oluşan 'hukuk bitti' havası bu eğilimi derinleştirmektedir. Oysa, tam tersi tutum geliştirip, Anayasa ve yasalarda kazanılmış haklar sonuna kadar savunulmalı, hukuk mücadelesi asla terk edilmemelidir. Yoksa, 12 Eylül Mahkemelerinde ya da Nazi Mahkemelerinde hukuk mücadelesi yapmanın yaşanan tarih açısından anlamı kalmaz. Unutmayalım ki, hukuk kavramları sınıf mücadeleleri tarihi içersinde adım adım, parça parça oluşmuştur. Ve kitlelerin, halkın bilincinde yer tutmaktadır. İlerici sendikalar ve emek dostları, hukuk mücadelesini ardıcıl sürdürmeli, bu alanda hükümetin yarattığı tahribatı geri döndürmelidir.

Taşeron sistemin açmazları hükümeti de zorlamakta, 450 bin, 400 bin, KİT'lerdeki 50 bin taşeron derken açılan kapıdan tüm kamu taşeronları geçecek duruma geldi. Hükümetin atmak zorunda kaldığı bu adım uzun süredir taşeronun haksızlığını dile getiren, mücadele eden emek kesimlerinin de haklılığını net bir şekilde halk nezdinde kanıtlamıştır. Emek çevrelerinin sesleneceği alan tam da burasıdır, yani halkın adalet duygusu...

Özel şirketlerde çalışan taşeronların kadro dışı bırakılması toplum nezdinde adalet duygusunu zedelemeye devam edecektir. İlerici sendikalar ve emek dostları olarak, bu adaletsizliğin üzerine giderek, kazanım elde ettiğimiz durumu, kamu ve özel ayrımı yapmadan tüm taşeron çalışanlara yaymalıyız. Çünkü, taşeron sistemi çalışma yaşamında yarattığı tahribat ile birlikte çökmüş bir sistemdir (bkz: https://arsiv.yenidunya.org/basindan/15732/taseron-calisma-duzeni-iflas-ederken)

Hükümetin attığı adım, taşerona karşı mücadelede yeni bir aşamayı işaret etmektedir. Bunun bilincinde olarak süratle bir şey elde edemedik havasından çıkmamız gerekmektedir. Kazanılan hakkın yetersizliği ve hükümetin veriş nedenlerini de göz ardı etmeden, bu hakkın uzun yıllara yayılan mücadeleler sonucu elde edildiğini aklımızdan bir an bile çıkarmadan, bu başarının işçi sınıfının olduğunu unutmadan yola devam etmeliyiz. Hepimize kolay gelsin...

20 Oca 2018
paylaş