Geçenlerde HDP İstanbul milletvekili Erol Katırcıoğlu’nun Gazete Duvar’a verdiği röportajla ilgili olarak bir polemik başladı. Katırcıoğlu, röportajında AKP’yi Bolşeviklere, HDP’yi ise Menşeviklere benzetti. Bu benzetmelere hem HDP içinden, hem de HDP dışından çok sayıda itiraz geldi.
İtirazları okuduğumda bunların çoğunun meselenin özüne dokunmayan, iyi niyetli fakat yanlış itirazlar olduğu fikrine kapıldım. Katırcıoğlu’na getirilen eleştiriler çoğunlukla kendisinin 1917 Ekim Devrimi süreci hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı ya da bir kafa karışıklığı sonucunda isimleri ters söylediği çerçevesinde idi. Mesela HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü sosyal medyada ilgili röportajı alıntılayıp RSDİP tarihinin ince ayrıntılarına giren bir yazı yazdı. Sanırım bu sayede Katırcıoğlu’nun aydınlanıp doğru yöne geleceğini umdu.
Eşyayı adı ile adlandıralım. Katırcıoğlu’nu “cahil” biri olarak görmek için elimizde herhangi bir veri var mı? Kendisi her şeyden önce anlı şanlı bir profesör. Eminim bu süreçle ilgili yeterli okuma yapmıştır. Bence sorun okumasında değil, okuduğunu anlamasında. Tartışmalar başladıktan sonra Katırcıoğlu’nun sosyal medyada verdiği cevaplar üzerinden 1980 öncesinde Doktor Hikmet Kıvılcımlı çizgisini savunduğunu, en azından 1990’lardan bu yana ise kesintisiz bir şekilde gönlünü liberalizme kaptırmış olduğunu görmek mümkün. 1991’de dönemin DYP-SHP koalisyon hükümetinde ekonomi danışmanlığı yaptığı sırada “Bana kalsa KİT’leri bedavaya veririm” diyecek kadar liberal ideolojinin, yani özelleştirmeciliğin ve sermayenin savunucusu bir kişi! İkibinlere geldiğimizde ise Radikal ve Taraf gazetesi yazarı.
Peki eğer sorun cahillik değilse meselenin özü nedir? Mesele tam da Katırcıoğlu’nun dahil olduğu liberal ideolojide. Liberal düşünceye göre bugünlerde adına sağ-popülizm1 denilen akımın kökleri sosyalizme dayanır. Sosyalizm demokratik bir iktidar biçimi değildir. Ekim Devrimi de halk iradesine (menşeviklere) karşı yapılmış darbeden başka bir şey değildir. İktidarı asla bırakmak istemez. Doğu Avrupa’da iktidara gelen liberal partiler bu argümanlara dayanarak sosyalizme ait tüm tarihsel mirasın, heykellerin vb. sembollerin kaldırılması, komünist partilerin yasaklanması için yoğun çaba içindeler.
Halka dayanmayan ve zorbalık üstüne kurulan bir iktidarı Bolşevizm olarak görürsen AKP’yi Bolşevik olarak görmekte de bir sorun olmaz. Hatta Gezi ayaklanmasını da meşru hükümeti yıkma çabası olarak görüp “Gezi’de darbeyi gördük” demekte de sorun görmezsin. Hepsi birbirini üreten düşünsel bir hat.
Dünyayı liberalizme uygun kaynağı belirsiz bir demokratik olanlar ve olmayanlar ikilemi üzerinden gördüğün sürece bunların hepsi normal. Çünkü ne de olsa bu anlayışa göre bir siyasi partinin demokrat olup olmaması emek-sermaye ilişkisinde nerede durduğuna, toplumsal zenginliğin bölüşümünde neyi savunduğuna, kapitalizme ve emperyalizme nasıl yaklaştığına bakılarak belirlenmiyor. Özelleştirme yağmasını savunsan da, ekonomiyi yabancı sermayeye peşkeş çeksen de, emekçileri soyup soğana çevirsen de, emperyalizmle işbirliği yapsan da demokrat olabiliyorsun!
- Tuncer Ataş
