Şiirin manifestosu

Her sanat hareketi çağının gerektirdiği değişimlerin etkilenmesine açıktır. Yeni bir şey oluşurken daha önce varoluşunu sanatsal olayların sonunu kendi varoluşuna döndürür. Bu açıdan biz sosyalist gerçekçi şairlere ve yazarlara düşen görev, içinde bulunduğumuz yüzyılı hazırlayan nedenleri göz önünde bulundurmak zorunda olduğumuz gibi bu nesnelliği de işçi sınıfının duruşuna göre politik bir çizgiye çekmek ve sınıfa önderlik edebilecek şekilde ortaya koymaktır.

Gerçek şudur ki, sanat denen her şey yukarıda belirtiğimiz perspektiften bakılmadığı zaman aşırı bireyciliğin ürünü olan en reaksiyoner idealizm ile iç içedir. Bu bireycilik sanatı incelmiş bir öznel güzellik denemeleriyle yeni ve gereksiz eğlenceler yönüne itmiştir.

Bu koşullar altında şair kötümserleşir ya da kapitalist üretim koşullarıyla toplumdan yalıtıldıkça her gün biraz daha çok özel dünyaya çeker kendini. Şair, aşırı bireycilikle mal fetişizmi ve toplumsal ilişkilerin kontrolünü yitirişi ile başkaldırır. Şiir, bir sıra aşamalardan geçerek toplumsal dünyadan tamamen özel dünyaya geçer. Burjuva koşullara karşı bu başkaldırı sonunda aşırı bir katkısızlıkla burjuva üretiminin kategorilerini dile getirir. Böylece anarşi içinde kendini yadsır ve burjuva yanılsamasının dışına kaymak zorunda kalır. Böylece şair, şiirindeki teknik özellikleri kaybederek sanat dünyasını toplumsal dünyadan bütünü ile ayırma girişimi içine girer.

Bu döngü alışılmışlıkların bir başkaldırı olarak özellikle toplumsal alan bütün görüşleri şiirden sürülüşü ile ortaya çıkar ve sözcükler gittikçe daha çok kişisel çağrışımlar için kullanılır. Şairin bu bağlamda geldiği nokta burjuva sanat anlayışı ile bire bir örtüşür. Yaşamın bilimsel bir saptanışını elde etme çabalarını yabancılaşmış bireysel bilimcin üzerine temellendirmektedir. Bu nedenle; burjuva toplum düşüncesiyle şiirin ve sanatın çağdaş dünyanın bireşimini elde etmek için giriştiği bütün çabalar sahte bireşimlerle sonuçlanır.

Şair kendine ve topluma olan bu yabancılaşmasını örtebilmek için sanatsal yapıların değişime uğradığını ve bunun sonucunda doğal olarak kendi şiirinin de bu yönde geliştiğini ve doğal olarakta sosyalist gerçekçiliğin yok olduğunu savunur. Oysa Marksistlere göre sosyalist gerçekçilik yaşamın her aşamasında sapasağlam ayakta durmaktadır. Sosyalist gerçekçi sınıf perspektifli şiire baktığımızda sadece düşünce ve ideal açısından bakmak ve biçimle ifade etmek olanaksızdır. Şiirin içeriği de olmalıdır. Zaten şiirin en önemli yanı içeriğidir. Bir şair yeteneği ile sınıfın karakterine ve tavrına uygun tavır sürdürdüğü ölçüde şiiri içinde tutarlı bir duruş sergileyecek ve sınıfın politik olarak yönlenmesine katkıda bulunacaktır.

Kendisine toplumcu gerçekçi şair diyen bir kısım zümre imge dünyasını öylesine kısırlaştırmış ve belirli simgeler etrafında darlaştırarak kendilerini ve şiirlerini soyutlamışlardır. Değişmeyen simgelerle imge yoksunluğu içinde değişen bir dünyanın anlatılmaya çalışılması hazır kalıplara karşı bir dünya görüşünün dile getirilme çabası ister istemez şiiri soyutlamaya götürmektedir. Yaşamdaki bir olguyu ya da bu olguya ilişkin bir ayrıntıyı gözlemleyen şair kullandığı eskimiş araçlar yüzünden işin başımda niyetinden çok uzaklara gitmektedir. Nesnel gerçekliği olmayan soyut dizeler şiirin kullandığı imgeler yüzünden elini kolunu bağlar duruma gelmektedir. Böylece şair kendine ve sınıfa yabancılaşır. Hatta ihanet içine bile girebilir. Bu tutumla hareket eden şair öfkelidir. Bütün bunları kavramın kendisi olarak kullanır. Bazı şairlerimizin şair kimliğini bilmesek bunların şiirlerinde bahsettikleri “kavga” sözcüğünün bile açıklanmaya ihtiyacı vardır. İyi niyetle bile yola çıkmış olsa bile şairler bu gibi soyutlamalar yüzünden şiirini dondurur.

Kendisinin toplumcu gerçekçi olduğunu söyleyen bir takım şair arkadaşların şiirlerinde sadece küçük burjuva aydınlarının özelliklerini taşıdıklarını ve sınıfa karşı sınıf adına yanlış ve tutarsız üretim içinde yozlaştıklarını görmekteyiz.

Bu arkadaşlar kaçışın teorisini anlatacaklarına açıkça kendilerini ortaya koyarak sınıfla uzaktan yakından ilgilerinin olmadığını ve burjuva aydını özelliklerini gösterdiklerini ortaya koymalıdırlar. Çünkü içinde bulunduğumuz koşullar ve konjoktürel gelişim kaypaklığı kaldırmaz. Bu arkadaşlar sınıfı da kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiremezler. Zaten sınıf onları bu hareketlerinden dolayı yargılar ve saf dışı bırakır. Bu sınıfın karekteriksel yapısıdır Bunun için devrimci savaşımda şiirin ve şairin rolü önemlidir. Bu bağlamda sosyalist gerçekçiliğin önü açılarak diğer yapılardan ayırt edilmeli ve sınıfın şiiri yazılmalıdır.

Şiirli günler dileğiyle şiirce kalın…

18 May 2019
paylaş