Süleyman Üstün’den öğrenmek

İşçi sınıfının Süleyman'ını sonsuzluğa uğurlayalı 13 yıl oluyor. 19 Mayıs 2007’de kaybetmiştik Süleyman Hoca’yı. Süleyman Üstün hayatını işçi sınıfı mücadelesine adamış bir sendika eğitimcisiydi. Ama onu sadece bir sendika eğitimcisi olarak anlatırsak eksik kalır.

1927 Tekirdağ Saray ilçesi Karlı köyünde doğmuş. Yani Ulusal Kurtuluş Devriminin etkisinde yetişmiş, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında 2. Dünya Savaşının yarattığı kıtlık ve yoksulluğu çekmiş bir Cumhuriyet aydınıydı.

Devrime sahip çıkmak
Üstün, Kepirtepe Köy Enstitüsünden mezun olunca Çerkezköy’ün Yanıkağıl köyünde öğretmen olarak göreve başladı. Aldığı eğitim ve inandığı değerler doğrultusunda köyün sorunlarıyla da ilgilendi.

Köyde susuzluk nedeniyle hayvanlar sık sık hastalanıp ölüyordu. Hastalıklarla mücadele edilmesini sağladı. Hayvancılığı iyileştirdi. Verimi arttırdı.

Yetmedi köyde toprak reformu yaptı! Köyün muhtarı ve ileri gelenleriyle bir kurul oluşturdular. Köyün kullanılmayan topraklarını köylüye dağıttılar.

Topraksız köylü kalmadı.

İlçe Tarım yetkilileriyle görüştüler. Yeni bir gübreleme yöntemi uyguladılar. Toprak ekme tekniğini geliştirdiler.

Devrimi boğanlar
Yaşanan gelişmelerle köyde bolluk bereket oldu. Ama Süleyman Hoca’nın başı derde girdi. Çok ileri gitmiş, burjuvazinin gericilik duvarına çarpmıştı!

Köye müfettişler geldi. Soruşturmalar başladı. Jandarma Karakoluna çağırdılar kaç kere, ifade almak için.

Orada daha önce hiç görmediği adamlar tarafından sorgulandı. Ona “Ne demek toprak dağıtmak! Türkiye Cumhuriyeti yapmamış böyle bir şey siz neden yapıyorsunuz?” dediler.
“Tehlikeli fikirler çıkar buradan” dediler.
“Diğer köylüler de toprak isterse ne olacak?” dediler.

Sonunda içlerinden bir tanesi “Anladık Hoca senin niyetin kötü değil ama sen yine de dikkatli ol, Türk devletinin elindeki işkence vasıtaları Allah’ın elinde yoktur” diye fısıldadı kulağına.

Devrimi sürdürmek
Peki durdu mu Süleyman Hoca? Hayır. Burjuvazinin yönetiminde kalan Ulusal Kurtuluş Devrimini ilerletmek, Cumhuriyetin kazanımlarını geliştirmek, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluşa ulaştırmak için işçi sınıfıyla birleşmeye yöneldi.

Burjuvazinin ihanetinin işçi sınıfının önderliğinde kurulacak halk iktidarı ile kırılacağını kavradı.

Kara tahtanın başında

Süleyman Üstün iyi bir öğretmen olarak kara tahtanın başına her geçtiğinde mücadelesini sürdürdü. Ona göre eğitim yalnızca bilgi vermekten ibaret olamazdı. Eğitimin temel amacı kişiye özgüven kazandırmak olmalıydı. “Ben olmanın verdiği özgüveni hissetmelidir kişi. Aynı zamanda da biz olmanın gücüne varmalıdır. Biz içinde ben olmayı öğrenmelidir kişi”1 diye özetler eğitimin temel amacını. Ayrıca eğitim, hayata düz bakmamayı sağlamalıdır. Çok yönlü bakmayı öğrenmelidir insan. Yaşamın inişlerine çıkışlarına hazırlanmalıdır. İşler kötü gittiğinde bile pozitif bakabilmelidir. Çocuklar, gençler, işçiler, emekçiler, köylüler bu2 doğrultuda eğitilmeliydi.

Öğretmenler işçi sınıfıyla buluşuyor
İyi bir öğretmen olduğu kadar iyi bir örgütçüydü. 1965 yılında Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS’ün kurucusu olmuş, İstanbul Şube Başkanı seçilmişti. TÖS öğretmenlerin işçilerle birleşmesi anlamına geliyordu. TÖS’ün üye sayısı 80 bini buldu.

Devrimci Eğitim Şurası, Büyük Eğitim Yürüyüşü, 4 günlük Genel Öğretmen Boykotu, 1965 yılındaki seçimlerde TİP’in Tekirdağ çevresindeki etkili seçim kampanyası Süleyman Üstün’ün öğretmenlik hayatına sığdırabildiklerinden bazıları.

Aydınların yolu
TÖS içinde mücadele ederken işçi hareketi ile de yakın bağlar kurmaya başladı. Lastik İş Sendikasında işçilere eğitimler verdi. Hayatı boyunca aydınlarla emekçilerin buluşması gerektiğini savunmuştu. İşçi eğitimleri ile bu fikrini hayata geçirme fırsatını yakaladı. Büyük bir tutkuyla yaptığı sendika eğitimciliğini son nefesine kadar sürdürdü.

İyi bir sendika eğitimcisiydi. En karmaşık konuları bile basit örneklerle kolay anlaşılır bir şekilde ele alıyor, kendine has anlatma yöntemleriyle işçilerin kalbinde taht kuruyordu. Bu yönleriyle işçilerle arasında kopmaz bağlar kurdu. Saraçhane mitinginde, Kavel Direnişinde, 15-16 Haziran Genel Direnişinde işçilerle omuz omuzaydı. Artık Kemal Türklerin tabiriyle “İşçi sınıfının Süleymanı” olmuştu.

“Dalgaları karşılayan gemiler gibi”
Azimli, kararlı bir devrimciydi. Gözaltılara, tutuklamalara ve 12 Mart faşizminin zulmüne direndi. Gayrettepe’de gözaltına alındı. 22 gün boyunca Yanıkağıl’da kulağına fısıldadıkları işkence vasıtalarıyla tanıştırdılar onu. Çıktığında iyileşmek için uzun bir tedavi görmesi gerekti. Türkan Saylan’ın desteği ile iyileşti.

Atılım dönemi
İşçi sınıfı 12 Mart faşizminin etkisini çabuk attı üzerinden. 1970’lerin ilk yarısından itibaren atılıma geçti. Atılım toplumun her kesimini derinlemesine etkiledi. Bu büyük hamlenin motor güçlerinden bir tanesi Süleyman Üstün’ün Eğitim Dairesi Müdürlüğünü yaptığı DİSK’e bağlı Maden İş Sendikasıydı.

İşçi sınıfının Süleymanı bu dönemde kendisinden bekleneceği üzere işçi hareketindeki kitlesel atılıma uygun bir eğitim modeli geliştirdi. Eğitimi, örgütlenmenin bir unsuru olarak ele aldı. Kitle eğitimi metodu ile yeni bir soluk getirdi sendika eğitimine. Yaklaşık 30 bin işçi bu eğitimlerden geçti. Maden İş’in Gönen’deki eğitim tesislerinin idaresini üstlendi. Burayı düzenli eğitimler veren “İşçi Üniversitesi” yaptı.

Eğitimlerde işçilerin öğrendiklerini başka işçilere öğretmesi gerektiği vurguladı. Eğitime katılan işçilere en son, Nâzım Hikmet’in şiirindeki gibi yemin ettiriyordu hep bir ağızdan “Anladığını anlatmayan alçaktır!”

İşçi sınıfının kürsüsünde
Süleyman Hoca iyi bir konuşmacıydı. İyi bir ajitasyoncuydu. İnsanın aklına ve kalbine aynı anda seslenmesi onu dönemin büyük olaylarının aranan konuşmacısı yapmıştı. Grevlerde3, işçi mitinglerinde, 1 Mayıslarda kürsüdeydi. 1979’da İKD Genel Başkanı Beria Onger’in ara seçimlerde bağımsız senatör adayı olarak girmişti. İşçi sınıfının Süleymanı Onger'in seçim kampanyasının en etkili konuşmacısı olmuştu. Kürsüdeyken dinleyicilerle bütünleşiyor, coşkuyu inancı özgüveni yükseltiyordu.

“Kavga sonuna kadar”
Emperyalizm ve işbirlikçi burjuvazi işçi sınıfının devrimci atılımı karşısında faşizme başvurdu. 12 Eylül 1980 darbesi ile emperyalizmin uşağı subaylar eliyle orduyu bütün olarak halkın üzerine sürmeyi başardı.

Süleyman Üstün darbeden sonra yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Politik göçmen olarak çalışmalarına devam etti. Türkiye Postasında yazılar yazdı. Seminerler verdi. 19 Mayıs 1991 tarihinde yurda dönebildi. Döner dönmez mücadeleye devam etti. Sırasıyla Birleşik Metal İş, Harb İş ve son olarak da Petrol İş sendikalarında eğitimlere devam etti. Son nefesine kadar “Kendi evlatları kadar sevdiği” işçilerle birlikteydi.

“Çeliğe su verenler”
Süleyman Üstün “İşçi sınıfı başta olmak üzere emekçi halkın yönettiği bir ülke” özlemiyle4 hareket ediyordu. Ve bunun gerçekleşmesi için işçi sınıfının sendikal mücadelesinin yanı sıra örgütlü politik mücadele vermesi gerektiğini kavramıştı. İşte Süleyman Hoca’yı hayatını işçi sınıfına adamış bir öğretmen, bir aydın, bir sendika eğitimcisi, bir örgütçü yapan; içindeki azmi ve coşkuyu büyüten maya bu gerçeğe uygun davranmasıdır. O, tavı gelen demire vuranlardandı. Çeliğe su verenlerdendi. TKP’nin savaş erlerinden biriydi.

Unutulmayacak
Süleyman Üstün’ün partisi 1920 TKP, bu yıl Koronavirüs kısıtlamaları nedeniyle mezar başı anmasını 20 Mayıs’ta gerçekleştirdi. Yoldaşları, öğrencileri ve İlerici Gençler onu yalnız bırakmadı. O da bizleri yalnız bırakmıyor. Onun anlattığı dersler bugün hâlâ dilden dile dolaşıyor. Süleyman Hoca’nın yeminlerine bağlı öğrencileri, öğrendiklerini ve yeminlerini başkalarına öğretmeye devam ediyorlar.

Yeni dersler
Süleyman Üstün sadece fikirleri ile değil azmi, coşkusu ve inancıyla da işçilerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
Emperyalizmin biyolojik savaş yöntemi olarak kullandığı Koronavirüs salgını yüzünden insanların çoğunun evine kapanmak zorunda kaldığı karamsar günlerde onun “Hayata düz bakmayın. Çukur varsa tepe de vardır. Tekrar tepeye tırmanmak için hazırlanın” dediğini duyar gibiyiz.
Ya da öğrencileri “Çok yönlü düşünelim. Salgınla mücadele etmek için ekonomiyi felç etmeyen, sosyal yaşamı yok etmeyen bilimsel yollar uygulanmasını talep edelim. Okulda, fabrikada, tarlada gerekli tedbirlerin alınmasını isteyelim. Kamucu, toplum sağlığını koruyan bir sağlık sistemi kurulması için Vatan Cumhuriyet Emek mücadelesini yükseltelim” diye propaganda yapıyor işçi semtlerinde.

  • 1. İşçi Sınıfının Süleyman’ı, Belgesel Film Broşürü, Yapıcılar Film Ekibi, s. 24.
  • 2. Agy.
  • 3. Age, s. 12
  • 4. İşçi Sınıfının Süleymanı, Belgesel Film, Yapıcılar Film Ekibi; Kemal Türkler’in konuşmasından.
21 May 2020
paylaş