15 Temmuz 2016’nın üzerinden 4 yıl geçti. ABD’nin maşası Fethullah hareketinin, darbe yapmaya yeltenebilecek kadar güçlenebilmesine imkân sağlayan siyasi odaklar birçok açıdan eleştirildi. Sonunda da günah çıkarırcasına Erdoğan; “Rabbim de, milletim de bizi affetsin” açıklamasıyla bütün olup bitenlerden sonra yeni sayfalar açacağına dair bir imaj çizme derdine girdi.
15 Temmuz’da...
Darbe girişimi bastırıldıktan sonra çıkan bilgiler bize gösterdi ki o gece ordu kuvvetleri de, emniyet güçleri de tam anlamıyla darbe girişimine katılmamıştı. İyi ki de katılmamıştı. Çünkü bu kuvvetlerin yekpare bir şekilde ABD güdümüne girmemiş olması darbenin bastırılmasında önemli bir rol almıştı. O güne kadar AKP’nin yargıladığı birçok ordu mensubu darbenin karşısında yer almıştı.
İktidara muhalif tüm partilerden yapılan açıklamalar darbenin karşısındaydı. Benzer bir şekilde sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri darbenin karşısında olduklarını açıkladılar. Ağırlıklı olarak AKP seçmeni diyebileceğimiz kitleler ise sokaklarda tankların karşısına dikilmişti. Yani ister milliyetçi-muhafazakâr olsun, isterse de ilerici olsun halk bir şekilde sözünü söylemiş; darbenin karşısında durmuştu.
15 Temmuz’dan sonra…
Erdoğan-AKP iktidarı bir süre yaşananlardan ders almışçasına ülkenin bütünlüğünden söz etti, Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkar bir görüntü çizmeye çalıştı. Ama kendi ikbal ve koltuk sevdaları halkın çıkarlarından hep daha önemli oldu;
- Daha darbenin üzerinden bir hafta geçmeden olağanüstü hâl ilan etti. Darbeyi halkın desteği ile püskürttü ama halka zincir vurdu.
- Halkın iradesini başkanlık sistemi dayatması ile hiçe saydı. Emperyalizm, tankı topu ile saldırırken o halkı koltuk sevdası nedeniyle ikiye böldü.
- Yargıyı kendine bağladı. Bağımsız yargı, siyasi erklerle karar veren bir organa dönüştürüldü. Tecavüzcüyü, tacizciyi görmezden gelen yargı, gazeteci avına başladı. Milletvekillerini yasalara aykırı bir şekilde tutukladı. Anayasa defalarca çiğnendi.
- Birçok metropolde deprem sorunu çözülmemişken, halk fahiş rakamlara ulaşan kiraları ödemekte zorlanırken o Kanal İstanbul gibi ucube projelerle vatan toprağını peşkeş çekme derdine düştü. İstanbul’un, hatta Karadeniz’in ekosistemini yok etme pahasına rant derdine girdi. Kaz Dağlarını Kanadalı kapitalistlere peşkeş çekti, Salda Gölünü yandaşı şirketlere ihale etti.
- Çiftçiye, hayvancıya destek olması gerekirken tam aksi politikalarla köylüyü üretemez, ürettiğini de satamaz hâle getirdi.
- Zeten yıllardır özelleştirme politikaları ile zayıflatılan kamunun, elde kalan kurumlarını da peşkeş çekmeye devam etti. Tank palet fabrikasını, şeker fabrikalarını sattı.
- İşsizlik rakamları rekor düzeye çıkmış, her dört gençten biri işsizken devletin kurumlarına işsizliğin azaldığına dair yalan söyletti.
- Ekonomik krizde emekçiye bütçe ayıracağına patronların kârlarını göz önünde bulundurdu. Milyonlarca insanın çıkarını değil, dolar milyonerlerinin çıkarlarını korudu.
Emperyalizme karşı zaferi halk kazanır
15 Temmuz’da Amerikancı-gerici darbenin karşısına çıkan yurtsever asker ve polislerin başarılı olması asıl olarak halkın topyekûn olarak darbeye karşı çıkması ile sağlanmıştır.
Ama ülkeyi yönetenlerin kendi çıkarları için halkın çıkarlarını görmezden gelerek Cumhuriyet’in kazanımlarını tırpanlaması, emperyalizme karşı taviz vermektir. 15 Temmuz’da halkın gösterdiği iradeye ihanet etmektir.
Emperyalizme ve gerici despotik yönetime karşı topyekûn mücadele ise ancak ulusal demokratik güçlerin bir arada mücadelesi ile gerçekleşebilir.
- Şener Ataş
