Temmuz / 1980
Geçtiğimiz ay sonunda yapılan NATO Bakanlar Konseyi toplantısı, bu saldırgan blokun halkımızın ne denli derin bir nefretini kazandığını gözler önüne serdi. NATO başları, bu toplantıyı anti-emperyalist protesto gösterileri arasında ve ancak tüm kentin ordu birliklerince denetim altına alınması ile yapabildiler.
NATO Bakanlar Konseyi’nin Ankara’da toplanması ülkemizle ilgili özel bir amaç taşıyor. Bu amaç, Türkiye’yi Ortadoğu’da Amerika’nın hegemonya planına çekmektir. Bu nedenle NATO’ya egemen çevreler, yarı-askersel zorbalık rejimine giden Demirel hükümetini açıkça destekliyor ve özellikle 29 Mart 1980’de imzalanan kölelik anlatmasına karşı ülke ölçüsünde büyüyen tepkiyi bu hükümet eliyle bastırmak, anlaşmayı parlamentoya zorla onaylatmak istiyor. Nitekim Demirel’in -bir komünist tehdidine karşı NATO içindeyiz- sözleri Türk dış politikasında belli bir değişmeyi gösteriyor. Bundan iki yıl önce Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümet başkanı olarak Ecevit’in -Sovyetler Birliği’nden tehdit gelmediğini- söylediği ve o günden bu yana Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye karşı iyi komşuluk tutumunda bir değişiklik olmadığı anımsanırsa, bu değişme çok daha iyi anlaşılır.
Türkiye serüvene sürükleniyor.
NATO Bakanlar Konseyi’nde Amerikan emperyalist çevreleri Türkiye üstünde yoğun baskılarda bulundu. Bilindiği gibi, Pentagon, NATO’nun etki alanını genişletmek peşindedir. Türkiye’ye bu kanlı ve petrol kokan planda verilen yer nedir? Ülkemize dayatılan Amerikan üsleri açıktır ki, bu planda Türkiye’nin son derece tehlikeli bir rol yüklendiğini gösteriyor, Emperyalizm ülkemizi sinsi yöntemlerle, adım adım bu serüvene itiyor. Bunun iyi bir kanıtı, F. Alman emperyalizminin sözcülerinden Frankfurter Allgemeine gazetesinde geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir yazıdır. Bu yazı, Türkiye’nin ekonomik politik durumu nedeniyle komşu ülkelerle iyi ilişkiler sürdürmek zorunda olduğunu söylüyor ve bu nedenle onu -NATO içinde özel bir statü verilmelidir- diyor. Federal Alman tekelleri açık konuşuyor: Onlara göre eğer NATO’nun yasalarına harfi harfine uyarsan, komşu ülkelerle iyi ilişkiler söz konusu olamaz. Çünkü NATO, sosyalist ve bloksuz ülkelerle iyi ilişkileri değil, kuvvete dayalı ilişkileri benimser. NATO’nun ne olduğu itirafı ne denli büyük bir doğruyu yansıtıyorsa, Türkiye’ye “özel statü verme” sözleri o denli ikiyüzlüdür, emperyalistlerin amaçlarını gizlemeye yarıyor.
Çünkü ülkemizdeki tüm politik gelişmeler, Amerikan yayılmacı planlarını çok daha uşakça uygulayacak bir rejimin adım adım tırmandırıldığını gösteriyor. Ülkemiz, iç gericiliğin de ortak olduğu tehlikeli bir emperyalist komplo ile karşı karşıyadır. Bugünkü iç ve dış koşullar, yerli egemen sınıfların büyük bir kesiminin ABD’nin serüvenci planlarına ikircimsiz ayak uydurmalarım nesnel olarak sınırlandırıyor. Sovyetler Birliği ile sosyalist ülkelerle ilişkileri geliştirmek, komşu Arap ülkeleriyle, İran’la iyi geçinmek, yalnız halkımızın değil, burjuvazinin büyük bir kesiminin çıkarlarını da ilgilendiriyor. İşte Türkiye’ye dayatılmak istenen faşist diktatörlük tüm bu çıkarların askıya alınmasına, onların yerine yalnızca Amerikan emperyalistlerinin ve onlarla birleşen tekelci burjuvazinin en gerici, terörcü, şovenist, en işbirlikçi, hegemonya heveslisi kesimlerinin çıkarlarını geçirmeye yöneliktir. Daha şimdiden bu yolun taşları ekonominin askerleştirilmesi, devlet tekelci kapitalizmine yöneliş, demokratik özgürlüklerin yok edilmesi, faşist terörün tırmandırılması, onların politik yaşamdaki ağırlığının artması, ekonominin tümüyle emperyalistlerin denetimine verilmesi ve kölelik anlaşmasının imzalanması ile döşeniyor. Halk düşmanı Demirel hükümeti bu tehlikeli gidişin kanlı bir aracından başka bir şey değildir.
CHP yöneticileri bu konuda ağır sorumluluklarla karşı karşıyadırlar. Ecevit’in Küçük Kurultay’ında bir yandan “Türkiye Balkanlarda NATO’nun paratoneri durumuna getirildi” demesi, ama öte yandan da, ülkemizi nükleer felâkete sürükleyecek olan Amerikan üslerini, “barışı korumak için istihbarat tesisleri” olarak tanıtması derin bir çelişkidir.
SİA’ya karşı ulusal çapta yükselen tepkiler, TKP, TİP, TSİP, Kürt devrimci demokrat gurupları, CHP sol kanadı, MSP tabanı, DİSK ve Türk-İş’e bağlı sendikalar, ordu içindeki yurtsever çevreler, ilerici aydınlar arasında giderek oluşan ortak görüşler kölelik anlaşmalarını yırtmak için gereken güçlerin varlığını kanıtlıyor. Ülkemize yönelen emperyalist komploya karşı koymakta ilk adım, tüm yurtseverlerin, halk düşmanı Demirel hükümetinin onayladığı kölelik anlaşmasına karşı birleşmesi, bu anlaşmayı yırtmasıdır.
- Atılım
