Ağustos / 1982
Bölgemizin güvenliği, ağır bunalım içinde. Orta ve Yakındoğu’da savaş ocakları yanıyor. Körükleyen ABD emperyalizmi! Pentagon… İsrail Lübnan’a, Filistin halkına karşı canavarlıklarını sürdürüyor. Saldırıların ardında yine Pentagon… Reagan’lar, Weinberger’ler tarihin çarkını geri çevirmeye, bölgede kaybettikleri “evin efendisi” konumunu yeniden kazanmaya çabalıyorlar…
Yurdun güvenliği, ulusal çıkarlar tehlikede. ABD saldırgan politikasına Türkiye’yi araç etmek istiyor. Onu, komşu ülkelere karşı saldırı üssü yapmak istiyor. Bu politika Türkiye’yi bölgede ve dünyada ABD ve İsrail ile baş başa, yalnızlığa iter.
Bu dayatmaları cuntanın politikası kolaylaştırdı. Kardeş İslâm ülkelerine saldırı için kurulmuş Amerikan “Çevik Kuvvetleri’ne topraklarımızda üsler hazırlandı. Amerika’nın isteği ile İsrail’le diplomatik ilişkiler sürdürüldü. Sözde “terörist arama” bahanesiyle MİT ajanları, baş terörist İsrail’in emrine, işgal altındaki topraklara gönderildi.
Cuntanın “anayasa”sı güvenliğimizin, bölgede barışın içinde bulunduğu ciddi tehlikeleri daha da artırıyor. O, Amerika’ya bağımlı, militarist bir polis devletinin anayasasıdır. O, bir yandan Cumhurbaşkanı’na bir yandan da NATO’cu Amerikan generallerine, kendi başına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bile danışmadan orduyu savaşa sürme hakkını tanıyor. O, Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kutsal kalıtı, “Ulusal egemenliği”, “Uluslararası örgütlere üyelik anlaşmaları” ile yani NATO ile sınırlıyor.
Şu ağır, bunalımlı ortamda ulusal çıkarları, ulusal güvenliği ABD’nin çıkarlarından üstün tutan her yurttaşın sorumluluğu var. Amerika’nın serüvencilik arabasına Türkiye’yi koşmasına boyun mu eğeceğiz? Ulusal egemenliğin onursuzca NATO’nun ayakları önüne serilmesine razı mı olacağız? Amerikan generaline, Türk ordusunun, kardeş Arap halklarının üstüne sürme yetkisinin verilmesi karşısında seyirci mi kalacağız?
NATO’ya kölelik anayasasına elbirliğiyle “Hayır” demeliyiz, diyeceğiz.
- Atılım
