Kamunun parası nereye harcanıyor?

Çalışma Bakanlığından gelen yanıltıcı bilgiler insanları isyan ettirecek düzeyde. Başta taşeron işçileri, herkesin kafası karmakarışık. Çalışma Bakanına basit ama net birkaç soru soralım:

Taşeron çalışmayı kaldıracak mısınız?

Taşeronu niçin koruyor ve kolluyorsunuz?

Kamu bütçesini uygun şekilde mi harcıyorsunuz?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın resmî internet sitesinde, Genel Müdürlük başlığı altında Çalışma Genel Müdürlüğü’nün Görevleri; alt başlığıyla onlarca madde sıralanmış. Okuyucuyu fazla zahmete sokmayalım, sadece ilk maddeye değinelim. İlk madde şöyle.

“Çalışma hayatı ile ilgili olarak başta ferdi iş ilişkilerini düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın İş Kanunu olmak üzere ilgili tüm kanunlara dayanılarak hazırlanmış olan tüzük ve yönetmelikleri uygulamak.”

4857 sayılı İş Kanununun kabul tarihi 22/05/2003, yani on yıldır bu kanun yürürlükte. Kanunun en göz önündeki maddesi 2.madde, işçi, işveren, işyeri, asıl işveren, alt işveren tanımlarını yapıyor. “İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez” diyor. Aksi hâlde muvazaadır, yani hileli çalıştırmadır, işçi asıl işverenin işçisi sayılmalıdır diyor.

Çalışma Bakanlığının görevi çok açık, ilgili kanunları uygulamak zorunda. Kanun da çok açık, muvazaa yani hileli çalıştırma yasak.

Ama gerçekte ne oluyor? Özellikle kamuya ait kurumlarda, işçiler aynı işlerinde ve işyerlerinde, başından beri aynı işi yaparak çalışıyorlar, işin yürütülmesi açısından işyerinin yerleşik kuralları, alışkanlıkları işletiliyor. İşin örgütlenmesi, mevcut kadrolu müdürler, şefler aracılığıyla yapılıyor. Üretilen mal veya hizmet üst kurumlar tarafından da denetleniyor. Geleneksel, alışageldiğimiz çalışma sistemlerinde, genç işçi işe başlar, ilk ücreti yaptığı işin niteliğine bağlı olarak asgari ücret veya asgari ücretin biraz üstündedir. Genç işçi çalışmaya devam ettikçe, işinde ustalaşır, kıdemi ve buna bağlı olarak ücreti de artar. İşçiyi işe bağlayan, teşvik eden bir yanı da vardır, ustalığa, kıdeme, tecrübeye kısıtlı da olsa, mütevazı bir maddi ödüldür.

Aramızda taşeron var!
Şu an hâkim çalışma biçimi hâline gelen taşeron sistemindeyse işçinin kıdemi, ustalığı, tecrübesi her yıl sonu yenilenen ihalelerle sıfırlanıyor. İşe yeni başlayanla, üç yıldır, beş yıldır, on yıldır çalışanın ücretinde hiçbir fark yok. Yani taşeron sistemi, tersinden olarak yoksullukta eşitliyor çalışanları. Bütün ülke çalışanları, asgari ücret veya az üstü ücretlerle yoksulluğa itiliyor.

Benim hak ettiğim paralar kimlere gidiyor?
Peki, bizim ustalığımızla, tecrübemizle, kıdemimizle hak ettiğimiz hâlde alamadığımız paralar nereye gidiyor? Kamunun bütçesine giriyor da yine bizim için mi harcanıyor? Kesinlikle hayır. Kamunun bütçesinden, bütün taşeron işçiler kadrolu olsa, çıkacak olan paranın daha fazlası çıkıyor, aradaki fark taşeron firmaya gidiyor. Taşeronun işin örgütlenmesiyle, yürütülmesiyle hiçbir ilgisinin, katkısının olmamasına rağmen bu paralar onun cebine konuyor.

Şimdi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına soralım, görevinizi niçin yapmıyorsunuz?
Çalışma Bakanlığı 4857 sayılı İş Kanununu on yıldır uygulamıyor, hileyi, muvazaayı gördüğü hâlde yasaklamıyor. Çalışanların, emekçilerin parasının taşeron firmalara peşkeş çekilmesine engel olmuyor.

Çalışma Bakanlığı, en ağır koşullarda çalıştığı hâlde toplumun en düşük gelir grubunda olan işçileri koruyacağına, işin yürütülmesine hiçbir katkısı olmayan taşeronu kolluyor, sistemin devamını sağlıyor.

Bu akla ziyan taşeron sisteminin şimdiki hâliyle yürümeyeceği çoktan belli oldu. Her tarafından dökülüyor, sürekli olarak gayrimeşru bir biçimde yaşatılmaya çalışılıyor. Sendikalarımız, emek örgütlerimiz, parçalı karşı duruşlar yeterli etkide bulunamadığı için, taşeron sistemini merkeze koyan birleşik bir karşı duruşu gerçekleştirmek zorunda. Bunu sağladığımızda başarabiliriz.

15 Nis 2013
paylaş