Tarihin her döneminde insanlar, gelir dağılımı adaletsizliği yüzünden aç kalmış, yetersiz hijyen koşulları yüzünden ise yedikleri besinlerle hastalanmışlardır. Bugün bile gelişmemiş ülkelerde her yıl 2 milyon insan gıda ve su kaynaklı ishalden ölmektedir.
Mutfağımızda, toprağımızda ve suyumuzdaki zehir
Böcek ilaçları yüzünden çiftçiler direk temasla, halkın geri kalanı ise besinlerin üstündeki böcek ilacı kalıntıları yüzünden zehirlenmiştir. Bu tür ilaç ya da kimyasalların yol açtığı etkiler uzun vadede ortaya çıkmaktadır. Yılda 6000 kişide böcek ilacı kalıntısı yüzünden kanser geliştiği tahmin ediliyor. Endokrin sisteminin bozulması, azalan doğurganlık ve alerjiler de bu böcek ilaçları yüzünden artmıştır. Bireysel olarak alabileceğimiz tek önlem besinleri çok iyi yıkayarak ve pişirerek tüketmektir.
Geleneksel çiftçilikte gübre ve dönüşümlü ürün yetiştirme ile kimyasal gübrelere gerek duyulmaz (toprağa nitrojeni geri verdiği için). Günümüzde ise kimyasal gübreler yüzünden zararlı nitrojenler nehirlere, göllere, okyanuslara bile dolaylı olarak katılmaktadır.
Tarım yok oluyor
Osmanlı döneminde köylülerden toplanan aşar vergisi 1925'te kaldırılmıştır. 1927-29 yılları arasında 711.000 hektar hazine arazisi köylüye dağıtılmıştır. 1945'te çiftçiyi topraklandırma kanunu çıkarılmıştır. Günümüzde ise tarıma verilen destek ancak Gayrisafi milli hasılanın (GSMH) yüzde 1'ini oluşturmaktadır. AB bütçesinin ise yüzde 40'ı tarımsal fonlardan oluşmaktadır. Emekçiye destek vermek yerine yükünü artırmaya devam eder ve özelleştirmelerin önünü kesmezsek kendi ürününü ithal eden bir ülke haline gelebiliriz.
Gıda fiyatları birçok teknolojik ürüne göre daha az artmıştır, ancak çevre temizliği, kirli su içme veya balık zehirlenmesinden kaynaklı hastalıklar yüzünden sağlık harcamaları artmaktadır.
Köleler için yeni zincirler
Paranın patronlarının GDO'lu ürün politikası açlığa çözüm getirememiştir! Açlıktan insanları ölen Afrikalı ülkelerin (Zambia) yöneticileri bile ABD’nin genetiği değiştirilmiş ürünlerden oluşan gıda yardımlarına itiraz etmişler, “normal gıda” talebinde ısrar etmişlerdir. Ancak ABD’li yetkililerden aldıkları yanıt açık ve sert olmuştur: “dilencilerin seçme hakkı olamaz!” Hâlbuki sorunun kaynağı besin yetersizliği değil, adil dağıtım olmamasıdır.
GDO tohumu almak zorunda bırakılan çiftçiler ürünü bir sonraki yıl da ekmek istediğinde ellerindeki tohumu kullanmaya kalkarlarsa şirketle yaptıkları sözleşmeyi ihlâl etmiş bulunuyorlar. Çünkü şirketler ürünün patentini aldıktan sonra sadece bir defalık kullanım hakkını çiftçiye satıyor. Ayrıca çiftçileri kendilerine bağlı kılmak için “terminatör gen” denilen kısır tohum veren ürünleri satıyorlar.
Eski bir ABD Dışişleri Bakanı “Petrolun kontrolü ile bütün bölge ve kıtaları, gıdanın kontrolüyle bütün insanları kontrol edebilirsiniz” demişti. Yazar Pat Roy Mooney de “Eğer tohumları kontrol ederseniz, bütün besin sistemini kontrol edebilirsiniz: hangi ürünlerin yetiştirileceğini, hangi girdilerin kullanılacağını ve ürünlerin nerede satılacağını” demiştir.
- Merve Denizci
