Kapitalizm ve işsizlik

Son yıllarda işsizlik ve işten çıkarmalar emekçilerin en temel sorunu halini aldı.

Bu soruna yaklaşımda iki görüş dikkati çekiyor. Birincisi, “kapitalizmde işsizlik ortadan kaldırılamaz”, ikinci yaklaşım ise, “kapitalizmde işsizlik tümüyle ortadan kaldırılamazsa da, kısmen işten çıkarmalar engellenebilir ve zorlaştırılabilir!”

Daha açık bir tanımla, birinci yaklaşıma göre kapitalizm ortadan kalkana kadar hiçbir şey yapmadan beklememiz mi gerekiyor? Ya da ikinci yaklaşımı yani daha bugünden her tür hak arama için mücadele ve örgütlülüğü mü öne koyuyoruz?

Bu sorunun çözümü için yaklaşımımız elden geldiğince yol ve yöntem geliştirmek olmalıdır. Bunu da yapabilmek için; önce yaşamın her alanında örgütlenmeyi ve örgütlü davranmayı savunmalıyız. Partilerde, sendikalarda, odalarda, derneklerde ve akla gelen her yerde örgütlenmeliyiz, örgütlü olmalıyız.

Sorunumuz işsizlik ve işten çıkarmalar olunca, doğal olarak bu soruna sendikal örgütlenmeler üzerinden yaklaşmamız gerekiyor. İşten çıkarmaları önlemenin öncelikli sıralaması şöyle olabilir:

Kıdem tazminatı hakkına sahip çıkarak: Mevcut tazminat sürelerini yükseltmek ve tazminatın ödenmesini işten çıkarılmada hemen ve tavan uygulamasına gerekçe bırakılmayacak şekilde ödenmesini savunmak ve sağlamak olmalıdır. Mevcut yasada kıdem tazminatı, işçi işten çıkarıldığında hemen ödenmesi zorunludur.

Bu uygulama işverenlerin işten çıkarmalarda en zorlandıkları konudur. Bundan dolayıdır ki “Kıdem Tazminatı Fonu” uygulamasını emekçilerin bırakın tartışmayı, düşünmesi bile kendi zararınadır.

Haftalık Çalışma Sürelerini Kısaltmak: Mevcut Haftalık Çalışma Süresini düşürmeyi sözleşmelerde mutlaka vazgeçilmez bir madde haline getirmek gereklidir. Ama bunu savunurken düşürülen saat ve saatlerin parası da bu madde içinde mutlaka sağlanmalıdır. (örneğin haftalık çalışma suresi 43 saate düşürüldüğünde ücretini 45 saat üzerinden almak gibi)

Sadece bu iki konuda bile örgütlü davranmayı sağlayabilirsek kapitalizm’de de işsizliği kısmen de olsa azaltabiliriz, azaltamasak da artmasını önleyebiliriz. Bu mücadeleyi örgütlemede öncelikle sendikalara büyük görevler düşüyor. Bu soruna yaklaşımda işçi ve emekçileri bu sorunun çözümüne uygun eğitmek gerekiyor.

Bir de sorunun çözümünü örgütlemeye çalışırken mutlaka dayanışmayı da gündeme almak gerekiyor. Tüm bunlar yapılırken dayanışma ruhu geliştirilemezse mücadelenin bir ayağı noksan kalacaktır. 1980 öncesi büyük eylemliliklerde; (15-16 Haziran Direnişi, 1 Mayıslar, MESS Grevi, DGM Direnişi, TARİŞ Direnişi, 16 Mart Faşizme İhtar Eylemi gibi) eylem öncesi, eylemde ve eylem sonrasında dayanışma hep en yükseklerde tutulmaya çalışıldı. Tabanın söz ve karar hakkı hassasiyetle uygulandı. Örgüt tabanları her eylem öncesi bilgilendirildi, karar süreçlerine katıldı. Belki de 12 Eylül’den sonra birçok işte zorlanmamızın en önemli nedenlerinden biri de dayanışma ruhunu yeterince sağlayamamamızdan kaynaklanmaktadır.

Sorunun Çözümü: “Örgütlü mücadele”, “Sorunu doğru kavrama” ve Uygun mücadele yollarını bulma”; “Birliği, Dostluğu, Dayanışmayı” en öne alarak, işsizliğe ve işten çıkarmalara karşı mücadeleyi yükseltmenin yolunu buralardan sağlayabiliriz.

 

19 May 2012
paylaş