Tohum takas şenlikleri

06 Kas 2013

Evvel zaman içinde çıkınında tohum olan kadınlara çıkınlı kadın denirmiş. Eskiden evlenen kadınların bir de çıkınları olurmuş. Öyle anlattılar. Dinledim.

Yine eskiden köylüler, tohumu toprağa; “bu kurda, bu kuşa, bu aşa” diye saçardı. Bunu babamla birlikte uygulayarak yaşadım. Kendim biliyorum. Köylüler, doğadaki kurdu, kuşu ailesinin aşından önde görür ve gözetirdi o zamanlar. Her avuç tohumun sadece üçüncüsünü ailesinin aşı niyetine toprağa atardı onlar.

Yakın zamana kadar köylüler, kendi aralarında tohumlarını değiştirirlerdi. Birbirlerine tohumlarını ödünç verirlerdi. Komşusuna verdiği tohumun karşılığında para almazdı. Tohum değerliydi. Değeri parayla ölçülemezdi. Borç olarak tohum veren karşılığında para değil yine tohum alırdı.

Şimdiki gibi köylüler tohumunu şirketlerden satın almaz, ürettiği ürününden ayırır üretime öyle devam ederdi.

Bugünlerde bunları konuşuyoruz. Nerede mi? Tohum takas şenliklerinde, çeşitli panellerde konuşuyoruz. Tohum Kanunu çıktı, iş bitmedi. Tohum Kanunu yerel tohum lehine çevrilinceye kadar da sürecek.

Tohum takas şenliklerinde konuşulanların bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum: Tohum canlıdır; topraktaki besine, yağış durumuna, temas ettiği ısının oranına ve güneş ışının açısına göre değişime uğrar. Bu nedenle bu yılın tohumu geçen yılın tohumuna benzemez, gelecek yılın tohumuyla da aynı olmaz. Farklı olur.

Her tohum içinde bir canlı taşır. Tohumun içindeki taşıdığı bu canlı toprakla buluşunca yeni bir bitkiye dönüşür. Yeni bitki ise tohumun onlarca yüzlerce benzerini üretir.

Tohum takas şenliklerinde buluşanlar önce bilgilerini paylaşıyor sonra tohumlarını değiştiriyor. Bilgi paylaşımlarından bazıları şöyle: Hibrit tohumların, suyu sentetik gübreyi, kimyasal ilacı nasıl zorunlu kıldığını zihinlere yerleştirdi konuşmacılar. Bilgiyi, bilgeliği yok ettiğinin altını kalın çizgilerle çizdiler. Köylüler “tohum bulunur, kaybolan bilgi bulunmaz” dediler.

Diğer anlatılanlar: Hibrit tohum, şirketlerin tarımda ve doğanın sömürüsünde kullandıkları zoka. Sömürünün gerisi hibrit tohum zokasından sonra sökün ediyor. Hibrit tohum kullanımı çok suyu ve sentetik gübreyi zorunlu kılıyor. Çiftçilerin sentetik gübreyi satın alıp kullanması gerekiyor. Gübre kullanımı bitkiyi yabancı otlara ve böceklere karşı dirençsiz kıldığı için bu kez yabancı ota ve böceğe karşı ilaç kullanmaya çiftçi mecbur kalıyor. Bu durumda çiftçiler para verip ot ve böcek ilacını da satın alıyorlar. Üstelik bu sömürü bir sefere mahsus değil. Her yıl tekrarlanıyor. Sömürü sadece çiftçilere yönelik de değil. Kullanılan kimyasallar, havayı, suyu ve toprağı da kirletiyor. Yani topraktan ve sudan da hırsızlama yapıyorlar.

Hibrit tohum tarımdaki bilgeliğin yerine cehaleti ikame ediyor. Çünkü yerel tohumla üretim yapmak bilgiyi, hibrit tohumla üretim yapmak, endüstriyel tarımı ve cahilliği gerektiriyor. Bunları öğrendim. Bir de tohum takas şenliğini düzenleyenler; “Takas, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’nda yasak olmayan tek şeydir. Farkındalık yaratmak için tohum takas şenliği yapıyoruz. Ancak asıl uğraşımız, Tohumculuk Yasası’nın kökten kaldırılması içindir” diyorlar.

Oysa bilindiği üzere tohum, bitkisel üretimin ve gıda zincirinin ilk halkasıdır. Tarım, tohumun bulunmasıyla medeniyet de, tarıma geçilmeyle başlamıştır.

Bugün hibrit tohum ve genetiği değiştirilmiş tohumlarla uygarlıklar yıkıma uğratılıyor. Yönetenler ve yetkililer sadece seyretmiyor, destekliyor da.

Toprağa atılan hibrit tohum kurdu öldürüyor. Kuşu yaşatmıyor. İnsana aş sağlamıyor. Çözüm: tarımda yerel tohum kullanılmasından geçiyor. Bu konuda herkese iş düşüyor.

paylaş