‘Ergenekon’u anlama kılavuzu

09 Ağu 2013

19 Ocak 2007'deki Hrant Dink suikastı ‘milat’tı. Cenaze törenine en önde iştirak eden ABD Büyükelçisi Ross Wilson, eski bir Amerikan mafya geleneğini tekrarlamış, kurbanının cenazesine katılmıştı. Tezgah büyüktü...

Plan 'okyanus ötesi'ndeki yeni kontrgerilla merkezinde CIA gözetiminde yapıldı; Trabzon'daki BBP çevresi tetikçi kaynağı olarak kullanıldı, 'Cemaat' kadroları süreci bizzat yönetti ve tetiğe basıldı.

Hrant Dink cinayeti, Türkiye siyasetini yeni baştan dizayn etmek için kullanılan bir başlama vuruşu gibiydi. 'Ergenekon' müsameresi başladı... 2007 Mart ayında, oldukça tuhaf bir biçimde, bugünkü Taraf'ın işlevini yerine getirsin diye çıkarılan Nokta Dergisi'nde Sarıkız 'darbe planları'na dair haberler çıktı. Nisan çalkantılı geçti. TSK tepkiliydi. 4 Mayıs 2007'de Tayyip Erdoğan, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ı Dolmabahçe'de hizaya çekti. Görüşmede, bizzat ABD'nin istihbarat kayıtlarının Büyükanıt'a şantaj olarak sunulduğu, ‘Paşa’nın ailesi hakkında 'skandal' görüntüler gösterildiği iddia edildi. Ayrıntıyı bilmiyoruz. Nasıl ayıp bir münasebet geçmişse o görüşmede, mezara gidecek sır ilan edildi.

***

O yaz 'Ergenekon' operasyonu başladı. Önce kontrgerilla artıkları, mafyacılar, kumarcılar falan derken, operasyon 'ulusalcı' tabir edilen, ABD'ye mesafeli durulmasını, hatta Rusya ve Çin'le yakınlığı savunan kesimlere kadar genişledi.

Dolandırıcılıktan aranan, Fethullahçı örgütlenmeyle ilişkili ve aynı anda hem 'haham' hem de eşcinsel olabilen Tuncay Güney diye bir şahıs çıktı. Kanada'dan konuştu ve bir sürü insan tutuklandı.

Bütün bu süreci emniyet ve yargı içindeki 'Cemaat' örgütlenmesinin ABD -dolayısıyla CIA- üzerinden yürüttüğü iddiaları giderek yaygınlaştı ve bu iddia sahiplerinin tamamı birtakım örgüt operasyonlarına dahil edilerek tutuklandı.

***

Aynı dönem, medyaya yapılan büyük operasyonun da başlangıcıdır. Nisan 2007'de Sabah-atv grubuna TMSF el koydu, bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan'ın ricaları ile finansman sağlandı ve bu medya grubu Çalık Holding'e devredildi.

İrili ufaklı gazete ve televizyonlar hızla iktidarın emrine sokulurken, tüm medya patronları ya seve seve ya da Aydın Doğan'ın durumunda olduğu gibi ağır faturalar kesilerek hizaya çekildi.

Bu esnada Taraf adındaki operasyon gazetesi yayına başlamıştı. Başındaki isimlerden biri olan Yasemin Çongar’ın eşi CIA’cıydı. ‘Cemaat’le bağlantılı olduğu bilinen kadroları, gazeteye bavullarla sahte ‘delil’ taşıyıp ‘misyon’ haberleri yaptı.

Tek bir merkezden büyük bir operasyon gerçekleştiriliyordu.

***

Hrant Dink cinayetine dönelim... Cinayetin kilit adamı Yasin Hayal, “Devlet beni kullandı şimdi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ramazan Akyürek, Muhittin Zenit. Bu isimler kendilerini kurtarmak için beni yok edecekler,” diyerek açıkça ‘Cemaatçi’ olarak bilinen polislerle irtibatını ifşa etti. Ama Kanada’dan ‘bağlanan’ bir meczubun ifadeleriyle cümle âleme ceza kesen ‘yüce yargı’ tek soruşturma açmadı bu ifadeler üzerine.

Yasin Hayal, yine mahkemede, “Trabzon Terörle Mücadele Şube Yardımcısı Yahya Öztürk, McDonald’s bombalaması sırasında muhatabımdı,” diye açıklama yaptı, kimse sesini çıkarmadı…

Sonra da Hrant Dink davası, vakada bir örgüt bulunamadan sonuçlandı…

***

Genel bir dedektiflik kaidesidir: Vakayı çözümlemek için, o vakanın kimin işine yaradığını takip etmek gerekir. Doğru iz sürdüğünüzde katile ulaşırsınız.

Hrant Dink cinayeti, ‘Cemaat’ ve ABD'nin Türkiye’ye yönelik kombine ‘dizayn’ dönemini başlatan vakadır. Bu cinayetle ‘Cemaat’ arasındaki bağları kulağından tutup çıkaran, yine ‘Cemaat’in Emniyet içindeki yapılanmasına dikkat çeken herkes ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla yüz yüzedir.

Türkiye’nin yakın tarihinin özeti budur...

paylaş