- Habertürk
Ökkeş Göğebakan, 10? Yoktur.
Sebahattin Donat, 12? Yoktur.
Yakup Kartal, 14? Yoktur.
Salih Dikici, 14? Yoktur.
Nezir Akgül, 15? Yoktur.
Ferdi Çakır, 16? Yoktur.
Süleyman Kasar, 16? Yoktur.
Bu çocuklar bayrama yetişemedi.
Bayrama yetiştirecek bir ekmek parası peşinde koşarken…
Düştüler!
Bir ayda tam 120 işçi “iş kazası” denen seri cinayette öldü.
17 yaşındaki Hüseyin Ceylan’ı da kat aralarına, 8’i “çocuk işçi”ydi; 7’si kadın.
İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’ne göre, 41’i “patlayan” inşaatların “enkaz altında kalan” işçileri, müteahhit ağzıyla ameleleriydi.
Bir de işsiz öğretmen, ücreti çalınıp atılmış işçi, asker, polis intihar edenler.
***
Yılda bin, on yılda on bin kadar ölümden söz ediyoruz.
Teknoloji, sermaye, büyüme katlanırken kıvranan, toprağın altına kıvrılan ve üzerlerine basarak koşturduğumuz binlerce insan.
Bir dönem ısrarla tersane ölümlerini dile getirmiştik…
O dönem Başbakan tersaneleri ziyaret etti.
İşçileri polis susturdu; işverenler konuştu.
İstediğiniz partiye oy verin; yıllar boyu hiç duydunuz mu bu meseleyi deli gibi dert eden bir devlet büyüğü.
Bunca ölümle bile, adı İş Güvenliği’nden sorumlu müdür yerinde kalıyor; kalsın, Allah uzun ömür versin; mutlaka isim isim biliyordur döneminde ölen işçileri!
İnsan olanın vicdanına kazınır çünkü!
TÜSİAD, MÜSİAD’ın bunu insanlık, hukuk, hayat, demokrasi meselesi saydığını hiç duyuyor musunuz?
Neden duyacaksınız ki…
Sorun onlarda değil.
Onlar kendi sınıfının sözcüsü, gözcüsü, dört gözlüsü.
Demokrasinin sadece askeri vesayet, sadece kimlik sorunu, sadece piyasa işi olduğunu sanan veya öyle sunanlar neden bunu konuşsun ki?
Çünkü sapına, köküne, tabutuna, mezarına kadar bir sınıf meselesi.
Ezilen, intihara sürüklenen alttaki asker veya polisle de aynı sınıfın meselesi.
Bir köşede meslektaşı intihar ederken, gazıyla işçilerin üzerine yürüyen polis hiç düşünüyor mudur?
Öyle ya, işçilere saldırtılan polis gücü görmüşsünüzdür ve normal karşılarsınız…
Ama hiç işçileri onar onar açlığa atanlara karşı, saldırmasın da, bir tedbir alan Emniyet mümkün mü?
Bir ayda tam 120 insan.
Hep kendi tedbirsizlikleri, cehaletleriyle suçlanan…
Özel ya da kamu, güçlüler karşısında ufalanan, birer toz tanesi gibi toprağa düşüp kaybolan, hatırası dahi kalmayan onca insan.
***
Bu toprakların acısı bitmez.
Her daim haksızlık, hukuksuzluk, insafsızlık biriktiriyor.
Elbet bazen bir devrin mağduru sonra mağrur; bir devrin zalimleri de mazlum olabiliyor.
Bir de her devrin alttakileri var.
Kimliğiyle, kişiliğiyle, sınıfıyla.
Her yüzde 50’in içinde, çoğu zaman sınıfını şaşırmış, çoğu zaman bedeni, emeği, umudu, rızkı çekip alınmış.
***
Hapishane kapısına burnunu dayaya dayaya, evde ana baba bekleye bekleye büyümüş, bazen onların gencecik ölüm yaşını aşıvermiş çocuklar da var…
13 yaşında, hakikat adına kemikleri asit kuyusunda direnen çocuklar da…
İşte böyle, bayramdan önce son yoklamayı kaçıran…
Daha sınıfında yerini bulamadan, ilk bayramda bir ziyarete küçük mezarını yetiştirmiş işçi çocuklar da.
Belki ayırmadan…
Hepsi için bir duanız, hepsi için bir duygunuz olur…
Bir gün mümkünse hepsi için bir bayramınız olur!
Ah, insanları yakınlaştırır, birleştirir, barıştırır, kavuşturur diye bildiğimiz bayramlar…
Bir bakıyorsun, daha çok ayrılık, daha çok kayıp, daha çok yarılma!
Ölmeyebilirdi!..
Selçuk Yula’nın erken ölümü o kadar önlenebilir bir ölüm ki.
Hele hastane mesafesinde yaşıyorsanız.
Bazen, cebinizde tanesi 5-10 kuruş eden bir hap varsa.
Kusma ile belirtisini çok açık vermiş.
Başıma iki kez benzeri geldiği için, hep yeniden doğmuş, ölüme son anda çalım atmış saydım.
Çünkü pamuk ipliğinden bir veya birkaç damar yahut sağlıklı sandığın birine anide çöreklenen pıhtı.
Yılların birikimi de olabilir, bir anın bunalımı, sıcaklığı, üzüntüsü, baskısı, bir hareketi de.
Arkadaşına göre, kustuğunda hastaneye gitmek istememiş, iyiyim demiş, kalbini daha yeni kontrol ettirdiğini söylemiş.
Belki daha yeni kontrol eden doktor da bir şey söyler!
Hayata çalım atmak kolay sanıyorsun; ölüm de hayatla aynı takımda esasında!
Hayatı hızla geçiyor fakat ötekine takılıyorsun.
Not: Müsaadenizle birkaç gün ara… Umutlarınız olsun, hakiki bayramlarınız olsun.
