- Yurt
Muhammed Mursi, katılımın çok düşük olduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, toplam seçmenin ancak yüzde 22'sinin oyunu alarak Cumhurbaşkanı oldu ve peşinden yargıda kadrolaşmaya ve devleti İslamileştirmeye girişti.
2012 yılında İslamcıların kontrolündeki parlamento ve Şûra Meclisi yani senato yeni anayasa hazırlığı yaparken ülke cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyordu. 13 adayın çekiştiği seçimlerde Müslüman Kardeşler'in adayı Muhammed Mursi ile Mübarek’in eski Başbakanı Ahmet Şefik ikinci tura kaldı. 23-24 Mayıs ile 16-17 Haziran 2012’de yapılan ikinci turda oy kullanma oranı % 42 olarak gerçekleşti. Ve oyların % 51.71’ni alan Mursi başkan oldu. Yani %22 ile Mısır’ın başkanı oldu. Bu oranla oldu ama ilk iş olarak kendi yandaşlarını devletin önemli kurumlarının başına getirmeye başladı. İşe devlete bağlı basın-yayın organları ile başladı. Sonra başsavcıyı görevden aldı. Peşinden Müslüman Kardeşler yandaşlarını önemli valiliklere atadı.
ORDUDA TASFİYE Ama Mursi en önemli ve şaşırtıcı kararını 13 Ağustos 2012’de alarak Genelkurmay Başkanı Anan ve Savunma Bakanı Tantavi’yi emekliye sevk etti. Mursi kendisine iktidar yolunu açan iki komutanı ve onlarla birlikte 70 emekliye sevk ederek orduyu ele geçireceğini düşünüyordu. Hatta o sıralar herkes Savunma Bakanlığı’na atanan El-Sisi’nin aslında Mursi’nin adamı olduğunu söylüyordu.
Kısa bir süre sonra bunun doğru olmadığı anlaşılacaktı. Çünkü El-Sisi bu göreve geldikten 6 ay sonra Başkan Mursi ile zıtlaşmaya başlayacaktı. Çünkü anayasanın tümüyle İslamcıların kontrolünde referanduma sunulması ve halkın bu referanduma ilgi göstermemesi ( katılım % 29 ) başta El-Sisi olmak üzere askereleri çok rahatsız etmişti. Bu arada Müslüman Kardeşler ile halkın diğer kesimleri arasında gerginlik hızla tırmanıyor ve ülke iç savaşa doğru sürükleniyordu. Çünkü iktidarı tek başlarına kontrol eden Müslüman Kardeşler Meclis çoğunluğuna güvenerek her şeyi yapabileceklerine inanıyordu. Üstelik çok da aceleci davranıyorlardı.
İSRAİL'E DOSTLUK MEKTUBU İşte bu acelecilik başta askerler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini rahatsız edip korkutuyordu. Bir Müslüman Kardeş olarak Mursi’nin İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e gönderdiği mektubun samimi ve duygusal dostluk mesajları içermesi herkesi kızdırmış ve şaşkına çevirmişti. Tıpkı Hamas’ı Türkiye ile Birlikte MOSSAD ile masaya oturtması ve Gazze ile sınır boyunca tünelleri yıkmasının herkesi kızıdırdığı gibi. Kızanların başında da başkanlık seçimlerinde Mübarek’in adamı Ahmet Şefik yerine Müslüman Kardeşlerin adayı Mursi’ye oy veren Tahrir gençleri ile ‘yetmez ama evet' diyerek Mursi’yi destekleyen liberal aydınlar. Yanıldıklarını erken anlayan bu kesimler de muhalefet cephesine katıldı. Tam da o sırada Mursi’nin ABD ve genel olarak Batı ile ilişkileri hızla bozuluyordu. IMF ve Dünya Bankası’ndan para alamayan Mursi’nin ise içte durumu giderek zorlaşıyordu. Mursi, çok zor durumda olan halkın hiçbir beklentisine karşılık veremeyerek beceriksiz olduğunu kanıtlıyordu. Çünkü Müslüman Kardeşler tarihlerinde ilk kez iktidar olmuştu ve hiçbir siyasal, ekonomik ve sosyal programları yoktu. Bu nedenle her şeyi ele geçirmek için çok aceleci davranıyorlardı. Müslüman Kardeşler iktidarından destek ve yardım alan her türlü İslamcı grup da hızla güçleniyor ve radikalleşiyordu. Bu da ABD ve Batıyı tedirgin ediyordu. Üstelik Müslüman Kardeşler'in Libya, Mısır, Tunus, Fas ve Türkiye’deki iktidarı Suriye’de Esad’ın devrilmesine yetmemişti. Oysa Suriye bölgesel, Arapsal ve uluslararası hesaplar açısından Mısır için stratejik öneme sahip bir ülkedir. Nitekim Suriye krizinin başladığı ilk günden itibaren Şam karşıtı tüm bölgesel oyunlar hep Kahire’de serginlendi ama işe yaramadı.
SONUNU SURİYE GETİRDİ Mursi’nin Suriye konusundaki son hamlesi kendi sonunu getirecekti. 15 Haziran 2012’de halka yönelik bir konuşma yapan Mursi heyecanını kontrol etmeyerek Suriye ile ilişkilerin kesildiğini söyledi. Generaller bu işe çok kızmıştı. Çünkü Mısırlı generallere göre İsrail ile olan tarihsel hesaplaşmanın doğu cephesinde Suriye var ve hep öyle kalmalıdır. Musri’nin bu İslamcı duygusal kararı askerleri çok kızdırmış ve Mursi’den kurtulma kararlarını uygulamaya koymak için hızlı davranmaya itmiştir. Çünkü El-Sisi ve ordu yönetimi son 4-5 ayda Başkan Mursi’ye gidip ‘muhalefetle diyalog kur, söylediklerini dinle ve gerektiğinde erken seçimi düşün‘ türünden telkinlerde bulunuyor ve baskı yapıyorlardı. Ancak Mursi ‘anayasal meşruluğuna ve meclis çoğunluğuna’ güvenerek ve biraz da Ankara’dan aldığı telkinlerle ne askerleri ne de sivil muhalefeti dinliyordu. Hem de danışmanlarının , sözcülerinin, hükümet sözcülerinin ve 6 bakanın istifasına rağmen. Bu sırada binlerce Mısırlı Müslüman Kardeş ise Türkiye’de misafir ediliyor ve farklı alanlarda eğitilerek hızla ülkelerine gönderiliyordu. Mısırlı Müslüman Kardeşlerin akıl babaları olduğu kadar hocaları da AKP idi...
MÜSLÜMAN KARDEŞLER KİMDİR? 1927’de üniversiteden mezun olan Hasan El-Benna Mısır’ın İsmailiye kentinde öğretmenliğe başladı ve Mart 1928’de 6 arkadaşı ile birlikte Müslüman Kardeşler örgütünü kurdu. Örgüt ; Müslüman bir birey, aile, toplum, hükümet ve devlet için mücadele edeceğini açıklamıştı. Mısır ise o sıralar daha çok İngilizlerin kontrol ettiği hükümetler tarafından yönetiliyordu. Müslüman Kardeşler ise onlara karşı tavrı ile dikkat çekiyordu. Müslüman Kardeşler İsrail devletinin kuruluş sürecinde (1947-1948) Filistin’e gönderdiği gönüllerle daha da ünlendi ve güç kazandı. Filistin’den dönen Müslüman Kardeşler içerde eylemlere hazırlanmaya başladı. Başbakan Nagraşi Aralık 1948’de ulusal güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle Müslüman Kardeşler örgütünü yasakladı ve mallarına el koydu. Nagraşi daha sonra öldürüldü tıpkı Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan El-Benna gibi ( 12-2-1949) gibi. Cemal Abdulnasır’ın baş rol oynadığı ve ülkeyi krallıktan çağdaş bir cumhuriyete taşıdığı 23 Temmuz 1952 devrimi ya da darbesi ile Müslüman Kardeşler yeni bir döneme hazırlandı. Başlangıçta Nasır ve devrim konseyi üyesi Sedat ile yakın ilişkiler geliştirmeye çalışan Müslüman Kadeşler Nasır’ın giderek sola kayması ile iktidar ile ilişkilerini gerginleştirmeye başladılar. Bunu fırsat bilen İngiltere ve ABD Müslüman Kardeşlere çengel attı. Müslüman Kardeşler artık Soğuk Savaşın en önemli figürlerinden biri olmuştu. Çünkü ABD ve İngiltere İslamı Komünizme, Sovyetler Birliği’ne, her türlü sola ve genel olarak Nasır’ın temsil ettiği Arap milliyetçiliğine karşı kullanmaya başlamıştı. Bunda da hep başarılı oldu.
NASIR'A SUİKAST 26 Ekim 1954’te Müslüman Kardeşler CIA’nin bir planı ile Nasır’ı öldürmeye kalkıştı ama başarılı olmadılar. Müslüman Kardeşler ile CIA ve MI6 arasında artık çok ciddi ve günlük işbirliği başlamıştı. Nitekim Müslüman Kardeşler Temmuz 1965’te bir kez daha daha Nasır’ı öldürmeye kalkıştı ama yine başarılı olmadı. Nasır da bunun intikamını Müslüman Kardeşlerin ideologu olan Seyyid Kutup’ı idam ettirdi. Müslüman Kardeşler ile Nasır ve bölgedeki tüm sol kesimler arasında savaş en kızgın hali ile devam ediyordu. Bunu fırsat bilen ABD ve Batı anti-komünist Müslüman ülkeleri İslam Konferası Örgütünde bir araya getirdi (1969). Hem de İsrail’in Mısır, Suriye ve Ürdün’ü Haziran 1967 savaşında yenmesinden sonra...
YEŞİL KUŞAK ABD bölgede istediği her şeyi yapıyordu.. Hem de İdeolojik kaynakları Müslüman Kardeşler olan İslamcılar üzerinden.. İşte Brzezinski’nin ‘Yeşil Kuşak ‘ teorisi de böyle bir ortamda geliştirildi. Yani ABD İslamı kullanarak Sovyetler Birliğini dağıtacaktı.. Ya da İslamcılar hep ABD’nin emrinde olacaktı.. Bu tüm Arap ve müslüman ülkelerde hep böyle oldu.. Ama Afganistan’da farklı oldu..Çünkü dünyanın tüm İslamcıları CIA ile işbirliği yaparak Sovyet işgaline karşı savaşmaya başladı. Bilerek ya da bilmeyerek. Tabii Suudilerin ve zengin Körfez ülkelerinin Kral, Emir ve Şeyhlerinin parası ile... Sonrası da malum.. Kaide, 11 Eylül, Afganistan ve Irak işgali ve şimdi de ‘Arap Baharı’... İslamcılar baş rolde .. Farklı, çelişkili ve karmaşık konumlarda olmalarına rağmen...
MISIR ORDUSU’NUN SİYASETTEKİ YERİ MÖ 3200 yılından itibaren Mısır’ı yöneten Firavn’ların ne kadar asker olduklarını bilmiyorum ama bu ülkeyi yöneten sonraki tüm uygarlıkların örneğin Grekler, Romalılar, Araplar, Osmanlılar ve son olark İngilizlerin hemen hemen tümü asker kökenliydi. Tıpkı son dönem Mısır’ı yönetenler gibi .. 23 Temmuz 1952’de askeri darbe ile işbaşına gelen Nasır, onun yardımcısı Sedat ve onun yardımcısı Mübarek...
ORDUNUN EKONOMİK GÜCÜ Durum öyle olunca doğal olarak askerler hep forslu ve dolaysıyla etkili ve yetkili oluyor. Bu da yetmiyor ekonomik gücü de ele geçiriyorlar. Örneğin yapılan araştırmalarda Mısır Ordusu ülke ekonomisinin neredeyse % 25’ni kontrol ediyor. Ordu tüm karmaşık çıkar ilişkileri ile fabrikaları, hastaneleri, turizm tesisleri, AVM’leri ve daha neleri var. Üstelik anayasa gereği parlamentonun bunların hesaplarını inceleme yetkisi yok. Yabancı stratejik araştırma kurumlarına göre bölgenin en önemli ordularından biri olduğu söylenen Mısır Ordusu bu gücü ile doğal olarak Batı’nın ilgisini çekmiştir.
ABD YARDIMI 1978 Camp David Anlaşması işte bu ilgi çerçevesinde ABD arabuluculuğu ile Sedat ve Begin arasında imzalanmıştır. Amaç Mısır Ordusunu İsrail için bir tehlike olmaktan çıkartmaktı. Bunun için de ‘Washington her yıl Mısır Ordusu’na 1.3 milyar dolar vermektedir’ denir. Oysa bu doğru değil. Bu paranın büyük bölümü Mısır Ordusu'na silah satan Amerikan şirketlerine verilmektedir. Bir taşta iki kuş vurulmaktadır. Mısır Ordusu Amerikan silahları ile yeniden örgütlenmekte diğer yandan Amerikan silah şirketlerine iş çıkmaktadır. ABD her yıl Mısır ordusundan 150 kadar üst düzey komutanı Amerikan harp okullarında eğitmektedir. Bunlar arasında şu andaki Savunma Bakanı El-Sisi de var. Ancak Camp David’ten bu yana devam eden ve binlerce generali kapsayan bu beyin yıkamaya rağmen Amerikalılar bir çok Mısırlı generalin milli ve yurtsever duygu ve inançlarını yok edemedi. Son askeri müdaheleye de bu çerçevede bakılabilir. Sonuçta ne kadar ABD işbirlikçisi olursa olsun Mısır’lı generallere göre Mısır’ın tarihsel, dinsel, milli ve coğrafi düşmanı İsrail’dir. Bu gerçek, Mısırlı generallerin beyinlerinin bir yerinde her zaman var olmuştur. Tabii kendi kişisel ve kurumsal çıkarları ile birlikte... Bu gerçekleri ve Mısır Ordusunun tüm sırlarını bilen ABD ise bir tek şeyi önemsiyor: Bu ordu ve dolaysıyla 90 milyon nüfusu ile Mısır binlerece yıl önce bu ülkeden kaçan İsrailoğulları için tehlike oluşturmamalıdır. ABD’nin şimdiki Mısır hesapları da bu çerçevededir. Tıpkı bir zamanlar Türk Ordusu’nu da Sovyetler Birliği'ne ve bölgesel komünistlere karşı kullanma hesapları yaptığı gibi..
