Bu sabah Rusya’nın askeri faaliyeti haberleri düşer düşmez, Putin’in konuşmasının en önemli bölümlerini, İnterfaks’ın geçtiği haberlerden çevirdim.
Aşağıda, bu konuşmanın tamamının çevirisini, tarihi önemine binaen yorumsuz paylaşıyorum.
Rusya’nın eyleminin doğruluğu yanlışlığı kadar, onu bu eyleme iten saiklerin (siyasi, ideolojik, tarihi, hukuki) değeri tartışılırken, bu metin mutlaka didik didik edilecektir.
Bunlar üzerinde pek çok saygıdeğer gözlemci ve analist görüşlerini yazdılar. Ben de kendi cephemden düşüncelerimi çeşitli vesilelerle özetlemeye ve öngörü ve tahminlerimi ifade etmeye çalıştım. Bugün, bu öngörü ve tahminlerin, keza saiklerle ilgili düşüncelerimin büyük ölçüde doğrulandığı kanısındayım.
Ancak her şey henüz çok taze, oraya gelmeyelim; şimdilik güncelde kalarak, bu eylemin hedeflerini bir kez daha özetlemek yararlı olacak.
Aşağıdaki konuşma bize açıkça, askeri eylemle üç temel hedef konulduğunu gösteriyor.
Yakın Doğu Haber
Afganistanlı Akademisyen Cevad Sultani, Afganistan’ın sorunlarının kaynağının Amerika olduğunu açıkladı.
YDH- Kabil İbn Sina Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Cevad Sultani, ‘Kabulica Media’dan Gazeteci Arif Yakubi’nin Afganistan’ın temel sorunlarıyla ilgili sorularını cevapladı.
Dr. Cevad Sultani’nin uzun süre önce yayımlanan bu söyleşide söyledikleri Afganistan’da bugün yaşanan gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için büyük önem taşıyor.
Yaklaşık bir saat süren söyleşinin Afganistan’da güncel durumu açıklayan sekiz dakikalık bölümünün çevirisini yayımlıyoruz.
Dr. Cevad Sultani, Afganistan’daki sorunların kaynağının Amerika olduğuna dair sözlerine itiraz eden gazeteci Arif Yakubi’nin “Sizin bu söylediklerinizin aynısını Taliban da söylüyor?” diyerek eleştirmesi üzerine şu cevabı verdi:
“Olabilir, eğer Taliban da bu sözleri söylüyorsa doğru söylüyor. Taliban’ın söylediği her şey yanlıştır demenin bir anlamı yok. İzin verin açıklayayım:
Sefer Ebu Fahr, es-Sefir gazetesinde yayımlanan aşağıdaki yazısında Filistinlilerin topraklarını Yahudilere sattığı için ülkelerini kaybettikleri şeklindeki ırkçı iddiaların yanlışlığını ortaya koyuyor.
10 Eylül 2008 tarihinde Bakan Cubran Basil'in yaptığı basın toplantısında “Filistinliler topraklarını sattıklarında, ülkelerini kaybetmişlerdi” şeklinde sözler sarf ettiğine şahit olduk. Aynı sözleri 11 Haziran 2008 tarihli “Es Sefir” ve “En-Nehar” gazetelerinde bir değişiklik olmaksızın okuduk.
Görünüşe göre bakan bu sözleri sarf etmeden kimse ona bu bilginin yanlış olduğunu söylememişti. Bakanın etrafında bulunalar ona bu konuda bilgi vermiş olsalardı, bu hassas konuda az bilgiden kaynaklanan yanlış sözler sarf etmekten kurtulur ve sözlerini tashih ederdi.
Sefer Ebu Fahr, es-Sefir gazetesinde yayımlanan aşağıdaki yazısında Filistinlilerin topraklarını Yahudilere sattığı için ülkelerini kaybettikleri şeklindeki ırkçı iddiaların yanlışlığını ortaya koyuyor.
YDH- Sefer Ebu Fahr, es-Sefir gazetesinde yayımlanan aşağıdaki yazısında Filistinlilerin topraklarını Yahudilere sattığı için ülkelerini kaybettikleri şeklindeki ırkçı iddiaların yanlışlığını ortaya koyuyor.
10 Eylül 2008 tarihinde Bakan Cubran Basil'in yaptığı basın toplantısında “Filistinliler topraklarını sattıklarında, ülkelerini kaybetmişlerdi” şeklinde sözler sarf ettiğine şahit olduk. Aynı sözleri 11 Haziran 2008 tarihli “Es Sefir” ve “En-Nehar” gazetelerinde bir değişiklik olmaksızın okuduk.
Görünüşe göre bakan bu sözleri sarf etmeden kimse ona bu bilginin yanlış olduğunu söylememişti. Bakanın etrafında bulunalar ona bu konuda bilgi vermiş olsalardı, bu hassas konuda az bilgiden kaynaklanan yanlış sözler sarf etmekten kurtulur ve sözlerini tashih ederdi.
YDH- Fars News haber ajansında Mehdi Pur Safa imzasıyla yayımlanan haber analizde İran’la Çin arasında imzalanan ve ‘25 Yıllık Kapsamlı İşbirliği Belgesi’ adı verilen anlaşmayla ilgili şu ifadelere yer verildi:
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yaklaşık 20 yıl önce İran’ın üst düzey nükleer müzakerecisi olarak Çinli yetkililerle görüşmeye gitti ve iki ülkenin Amerika’ya karşı mücadelesi için işbirliği yapmasını söz konusu etti; ancak bu konuda net bir cevap duymadı.
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Lübnan ziyaretini değerlendiren bir konuşma yaptı.
YDH-Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, el-Menar ve el-Meyadin televizyonları tarafından canlı yayımlanan konuşmasına, Gazze ve Batı Şeria’da İsrail rejimine, Yemen’de de Suudi saldırganlığına karşı gösterilen direnişe değinerek başladı.
Konuşmasının Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Lübnan ziyaretiyle ilgili olduğunu belirten Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, konuşmasında özetle şunları söyledi:
Bugünkü konuşmam Pompeo’nun Lübnan ziyareti ve burada yaptığı konuşmalarla ilgili olacak. Ama başlarken daha önemli bir konuya değinmem gerekiyor. Bu da Golan’daki İsrail hakimiyetinin Amerika tarafından tanınmasıdır.
Bu, Arap İsrail ihtilafı tarihi açısından çok önemli ve belirleyici bir gelişmedir. Müslümanların mukaddesatını ve gelecekteki haklarını tehdit etmektedir ve bunu sadece kınamamın hiçbir yararı yoktur.
YPG Basın Danışmanı Rezan Hido, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna katılması gerektiğini söyledi.
YDH-Lübnan’ın el-Ahd haber ajansına demeç veren YPG Basın Danışmanı Rezan Hido, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik saldırılarının engellenmesi gerektiğini söyledi.
Amerika’nın Kürtleri tıpkı geçmişte Kuveyt'i işgali sırasında Saddam Hüseyin’i aldattığı gibi aldattığını belirten Rezan Hido, “Sonuçta Amerika ve Türkiye NATO’dadırlar ve müttefiktirler. Amerika’nın Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) ve özerkliği savunmak için Türkiye ile ilişkilerini kurman etmesi imkansızdır” dedi.
SDG’nin siyasi kolu olan Suriye Demokratik Meclisi’nin (SDM) hem özerklikten söz edip hem de Suriye ordusundan ve Suriye hükümetinden bu toprakları savunmasını istemesinin bir çelişki olduğunu belirten Rezan Hido, Kürtlerin “SDG’nin Suriye ordusuna katıldığını açık bir şekilde dile getirip bu şekilde Türkiye’nin elinden saldırı bahanesini almalıdır” dedi.
ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi, Suriye sorununun çözümüne önemli katkılarda bulunan Astana ve Soçi girişimlerinin artık sürdürülmemesi gerektiğini söyledi.
YDH - Fars haber ajansının bildirdiğine göre Amerikan Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey; Türkiye, Rusya ve İran’ın Suriye sorununa çözüm için başlattığı Astana sürecini “tuhaf” diye niteledi.
Temsilciler Meclisi Dış İşleri Komisyonu’nda soruları cevaplayan James Jeffrey, şunları söyledi: “İstanbul toplantısından sonra Ruslar, İranlılar ve Türklerin üçüncü anayasa komisyonu listesini hazırlamasını ummuştuk; ancak bunu başaramadılar. BM Temsilcisi de bu konuda somut bir ilerleme sağlanamadığını söyledi.
Şu an BM Suriye Özel Temsilcisi Steffan De Mistura’nın aralık ayı ortasındaki raporunu bekliyoruz.
Bizim ve Birleşmiş Milletler üyelerinin çoğunun görüşü, tuhaf Soçi-Astana girişiminin artık devam ettirilmemesidir.
İran’ın Tasnim haber ajansı, İsrail rejiminin dün Suriye’ye yönelik saldırına ilişkin ayrıntılı bir habere yer verdi.
Habere göre dün gece saat 20 ve 21 sıralarında İsrail rejimi yaklaşık 45 dakika boyunca Suriye’ye saldırıda bulundu ve çeşitli hedeflere 70’ten fazla füze attı. Suriye ordusuna ait hava savunma sistemlerinin derhal karşılık verdiği u saldırıyla ilgili olarak birkaç noktaya dikkat çekilebilir.
Bu füzeler Suriye’deki en az üç hedefe fırlatıldı:
1- Şam’ın güneyindeki Kisva bölgesi, 2- Kuneytra, Şam, Dera üçgenindeki ed-Dimas, 3- Şam’ın güneyindeki el-Kenakir bölgesi. Bu hedeflerin tümü askeri üslerdi.
İsrail rejimi, Suriye ordusunun bu füzelerden sadece birkaç tanesini karşılayabildiğini ve imha edebildiğini, geri kalan tüm füzelerin ise isabet ettiğini iddia etti.
Suriye haber ajansı SANA ise askeri kaynaklardan naklen İsrail’in tüm füzelerinin imha edildiğini duyurdu.
YDH-İran’da yayımlanan Maşrık gazetesi, Rusya’nın Suriye’deki dördüncü yılına giren askeri varlığını değerlendirdi.
***
Rusya, üç yıl önce Suriye savaşına askeri ve operasyonel boyutta doğrudan giriş yaptı ve bu süre boyunca askeri ve diplomatik alanda birçok gelişmeye tanık oldu.
Bu süre içerisinde Rusya’nın hava desteği, Suriye’deki haritanın değişmesinde ve IŞİD ile diğer terörist grupların kontrolü altında bulunan geniş bir alanın kurtarılmasında etkili oldu.
Rusya bununla eş zamanlı olarak diplomatik müzakerelerde de birçok konuda Suriye’ye destek oldu.
Bütün bunlarla birlikte Rusya, Suriye dosyasını kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda ele aldı ve çeşitli bölgesel taraflarla taktik ittifaklar kurdu. Bunu, bölgede Amerika’nın nüfuzunu azaltıp, kendi askeri, siyasi ve ekonomik nüfuzunu arttırarak bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri dengeyi kendi lehine çevirmek için kullandı.