Cumhuriyet

03 Şub 2020

Türkiye’nin Rusya’yla işbirliği ve Fırat Kalkanı Harekâtı, AKP hükümetini Şam yönetimiyle işbirliğine mecbur edecek” denilen günlerden, Erdoğan’ın Şam karşıtlığını sürdürebilmek için Rusya’yla işbirliğini bozabilmeyi göze aldığı günlere geldik…

Ancak baştan belirtelim: Rusya’yla işbirliği Türkiye’nin dış politikadaki en değerli kartlarının başında gelmektedir ve Türkiye için Rusya’yla işbirliğini bozmanın maliyeti çok yüksektir. Ankara, iktidara rağmen bu riski almaktan kaçınacaktır.

AKP’nin hedefi: ÖSO koridoru

Çok yazdık: Türkiye’nin çıkarı, ABD’nin inşa ettiği PYD koridorunu dağıtmaktı; AKP ise PYD koridoru yerine ÖSO koridoru inşa etmek istiyordu. O nedenle içeride müttefik kazanmak için meseleyi “PYD koridorunu dağıtmak” şeklinde sundu hep. Oysa kontrolün sağlandığı Suriye topraklarına kaymakam, vali atamaktan o topraklarda Türk ve ÖSO bayrakları dalgalandırmaya kadar pek çok olgu, AKP’nin esas niyetine işaret ediyordu.

17 Ara 2019

Önümdeki araştırmaya bakıyorum: Çin, dünyada kimya alanında en üst düzeydeki bilim araştırmalarda dünyayı geri bırakmış. Bu çok büyük bir bilimsel atılımın dışavurumudur!

Bunu ayrıca yazacağım. İkinci habere bakıyorum: Çin, ABD’nin Çin şirketlerine karşı yasaklar getirmesine, tam bir karşı darbe ile yanıt veriyor! Çin, internette, sosyal iletişim ağlarında, bilgisayarlarda vb. kullanılan tüm yazılımları ve tüm donanımları Çinlileştirme kararını verdi.. Şimdi bu haberi özetleyeyim:

Made in China 2025

“Çin, kamu kurumlarında yabancı bilgisayar donanım ve yazılım kullanımına son veriyor. Çin’deki tüm devlet kurumlarına, yabancı ekipman ve yazılımları üç yıl içinde yerli üretim muadilleriyle değiştirme talimatı verildi. Bu karar, Çin’in, yerli teknoloji şirketlerini desteklemek için kamu ve özel sektörü seferber etme çabasının bir parçası. Ülkenin “Made in China 2025” planı, teknoloji bağımsızlığına yönelik özel hedefler de içeriyor.

16 Ara 2019

ABD’nin en önemli hedeflerinden biri Karadeniz’e yerleşmektir. Bunun önündeki engel ise 1936 tarihli Montrö anlaşmasıdır.

Montrö Sözleşmesi, bölge dışı devletlerin Karadeniz’de bulundurabileceği savaş gemilerini toplam 45 bin tonaj ve 21 günle sınırlamaktadır.

Montrö özetle Karadeniz’in güvenliğinin garantisidir ve bu sözleşmeyle Türkiye ve Sovyetler Birliği, Karadeniz’i fiilen Batılı emperyalist ülkelere kapatmıştır. Öyle ki, ABD Soğuk Savaş döneminde bile Türkiye’yi Montrö’yü delmeye ikna edememiştir!

ABD’nin Karadeniz’e 4 hamlesi

SSCB dağıldıktan sonra kopan devletleri Batı kampına alarak Rusya’yı daha ileriden çevrelemeyi sürdüren ABD, bu süreçte de Karadeniz’e yerleşme planını uygulamaya çalıştı.

1. ABD’nin birinci hamlesi Karadeniz’in batısında kıyısı olan devletleri Atlantik kampına almak oldu. Bulgaristan ve Romanya 2004’te NATO’ya, 2007’de AB’ye üye yapıldı. O zamandan bu zamana ABD bu ülkelere askeri yığınak yapıyor.

02 Ara 2019

Korkut Boratav, emekten, insandan yana, emperyalist-liberal sistemin yarattığı haksızlıklara karşı savaşımla, ödetilen bedellerle, toplumsal yaşam savaşımının içinde herdaim var...

Anlatımlarına dayanılarak hazırlanan yaşam-   öyküsüne  ilişkin kitapta, babası büyük akademisyen, kültür, düşünce insanı Pertev Naili Boratav, ailesinin derin izleri var. Bilge iktisatçı olmanın çok ötesinde, ülkemiz odaklı, dünya gelişmeleri ile bağlantıları çok sıkı ilişkilerin, bağımsızlıkçı, dönemlerinin en sağlam bilimcilerinin bilimsel süzgeçlerinden de geçirilmiş sonuçları var.

Bilge iktisatçı Boratav, iktisadi düşüncelerden yaşamın gerçeklerine geçiş yaparken, günümüzde karşı karşıya kalınan sorunlar nedeniyle makro iktisatta sağcı akımların itibarının da düştüğünün altını çiziyor. Ancak siyasal düzlemde sola değil, neo-faşist hareketlere dönüşüm gündemde. Gerek dünya gerekse ülkemiz için panzehirin sadece sosyalizm olabileceğini söylüyor.

29 Kas 2019

Sık sık çetrefilli bir ikilemle karşılaşıyoruz. Bir tarafta ABD kaynaklı darbe girişimleri, öbür tarafta ülkesini yönetmekte zorlanan, kitlesel muhalefet dalgalarıyla boğuşan, çoğu, en hafif tabiriyle otoriter eğilimler sergileyen yönetimler. Liberal entelijansiya, tüm dikkatini demokrasi adına, emperyalizmi yok sayarak, ABD’nin basıncı altındaki rejimlerin “eksikleri” üzerinde yoğunlaştırıyor. Ulusalcı entelijansiya tüm dikkatini ABD dış politikası üzerinde yoğunlaştırıyor, bu otoriter rejimlere yönelik eleştirileri emperyalizme verilen destekler olarak görüyor. Ben bu iki tutumun da yanlış olduğunu düşünüyorum.

11 Kas 2019

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Economist dergisine verdiği röportajda “NATO’nun beyin ölümü yaşadığını” söyledi. Macron’a göre beyin ölümünün nedeni ise birincisi ABD ile AB arasındaki koordinasyon eksikliğiydi, ikincisi ise Türkiye’nin Suriye politikasıydı…

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Macron’un bu açıklamasını “yersiz bir sözlü saldırı” olarak niteleyerek “Transatlantik ortaklık bizim için vazgeçilmez” dedi.

Merkel’in sözleri, kuşkusuz ABD ile AB arasındaki gerilimi artırmamaya dönüktü. Yoksa ABD ile NATO konusunda yaşananlar bakımından Berlin, Paris’ten farklı düşünmüyordu.

Avrupa ordusu

Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımda ayrıntılı yazdım: Berlin ve Paris, önüne “ABD’ye ve NATO’ya bağımlılığı azaltma” hedefi koymuş durumda.

18 Eki 2019

Bu teröristlerle bize arabuluculuk yapmaya çalışan bazı liderler var. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde bir devlet olarak teröristlerle aynı masaya oturmak yoktur.” Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün AKP grup toplantısında söyleyince kafamı kaldırdım. Acaba yanlış mı hatırlıyordum? Çok değil, 4 yıl öncesine kadar, hepimiz PKK ile yürütülen “çözüm süreci”ni konuşuyorduk. İmralı’dan Kandil’e, Oslo’dan Brüksel’e uzanan; bakanların, istihbarat ve güvenlik bürokrasisinin ve tabii HDP milletvekillerinin içinde olduğu bir dizi görüşmeydi.

18 Eki 2019

Dün Çavuşoğlu, “Suriye’nin birliğinden yanayız” derken, Cumhurbaşkanı da “Türkiye Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıdır” açıklamasını yaptı. Bu tür açıklamalar yeni değil, biliyoruz; Suriye’ye yönelik her operasyonda tekrarlanacak sözler.. Fakat Ankara, özellikle Rusya’nın (sınırlı sayabileceğimiz) izniyle topraklarına girdiği Suriye’nin egemeni Şam rejimiyle düne kadar resmi bir ilişki kurmaktan kaçınmıştı. Ne zaman ki Suriye ordusu İdlib’i tamamen kontrol altına aldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile karşı karşıya geldi ve PYD ile Suriye hükümeti arasında yeni anlaşma sonucu Şam ordusunun sınırlarımız boyunca topraklarını kontrolü gündeme geldi, öğreniyoruz ki, iki ülke arasında bakanlık ve istihbarat örgütleri düzeyinde ikili temaslar başladı. (Ruslar açıklamasa bunu da bilmeyecektik!)

18 Eki 2019

Trump’la yapılan bir telefon konuşmasının ardından başlayan Barış Pınarı Harekâtı, milli servet ve can kaybına yol açarak ülkedeki ekonomik istikrarsızlığı, bölgedeki kaosu besleyerek devam ediyor. Öyleyse, “Cui bono” (kime yarıyor) diye sormak gerekiyor.

30 Eyl 2019

 

CHP’nin düzenlediği “Suriye’de Barışa Açılan Kapı” temalı Uluslararası Suriye Konferansı’na dair gözlemlerimi dün Cumhuriyet’te kısaca yazmıştım. Bugün o gözlemlerimin üzerinden meselenin esasını tartışacağım.

‘Katil Esad’ yanlışı!
Konferansın katılımcılarının çoğunlukla dile getirdiği görüş özetle şuydu: “Esad diktatördü, katildi, halkına zulüm yaptı. Suriyeliler o nedenle ülkelerini terk etmek ve Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmışlardı.”
AKP’nin de savunduğu bu tez, CHP’nin konferansının öne çıkan görüşü oldu maalesef.
Tespit bu olunca, yani sorunun kaynağı Esad olunca, örneğin AKP açısından teşhis şu oluyor haliyle: Esad rejimi devrilmeli!
Gerçi AKP “katil Esad” lafını aslında Suriye’deki hedefine ulaşmanın propaganda malzemesi olarak kullandı en başından beri… Fakat CHP’nin konferansına katılanlar ise ciddi ciddi “katil Esad” söylemine inanıyorlar!

Sayfalar