Cumhuriyet

16 Eyl 2019

Türkiye Batı’dan kopuyor, Avrasya’ya doğru gidiyor. Türkiye’de birçok yorumcu bu gidişi bir “bağımsızlık süreci” olarak okuyor. “Yeni Osmanlı”, “Türkiye Sünni İslamın kalbidir” fantezilerini satmaya devam eden CIA’nın eski Milli Haberalma Konseyi Başkanı Graham E. Fuller de Cumhuriyet’te çevirisi yayımlanan yorumunda bu gidişi destekliyor- adam hâlâ “Erdoğan’ın yıllarca becerikli ve yeni ‘Avrasya Türkiyesi’nin mimarı olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlugibi laflar edebiliyor.

05 Eyl 2019

Suriye’den yine göç dalgası; yüz binler Türkiye’ye doğru yürüyüşe geçmiş, bir kısmı da bize küfrederek.. Durdurmaya çalışıyormuşuz. Ve tabii suçladığımız Şam!
Halbuki Şam topraklarını, ülkesini, kentlerini, İdlib eyaletini kurtarmaya çalışmasa, köktenci teröristleri kovalamasa göç olmayacak; ama İdlib eyaleti, Şam ve Esad karşıtı cihatçıların yönetiminde Suriye’den kopartılmış kalacak. Ne kadar uzun “çatışmasızlık ortamı” sürerse, o kadar Suriye’nin daha kesin parçalanması gerçekleşecek. Hesaplar bunun üzerinde...
Peki Şam savaşmasa ülkesini istilalardan nasıl kurtaracak?

30 Ağu 2019

İdlib sorununun kritik bir evreye geldiği süreçte Erdoğan’ın Putin tarafından günübirlik Moskova’ya davet edilmesi, Rusya açısından iki nedenle önemliydi: 1. Sorun kangrenleşmeden ve Astana Formatı’na zarar vermeden çözülmeliydi. 2. Türkiye ile güvenli bölge anlaşması yapan ABD’ye koza dönüşmeden ele alınmalıydı. Moskova’nın bu hedefleri açısından bakıldığında, görüşme soruna “kesin” bir çözüm getirmese de iki önemli “getirisi” oldu: 1. Ankara ve Moskova, işbirliği konusunda “ortak zemin” hedefini sürdürecek. 2. Ankara ve Moskova, İdlib konusunda pozisyonlarını koruyarak ortak bir noktaya ilerleyecek.

18 Ağu 2019

Adamın söylediği tek doğru, madenin kaymağını yiyecek, üç beş kuruş da taş öğütmekte, hafriyat yapmakta, dağı altüst etmekte, kazmakta, taşımakta çok usta olan Türklere de çöpçülük işleri karşılığında verecek ve sonra basıp gidecek. Gözümün önünde 1960’larda Almanya’ya giden Türk işçilerinin konumu canlandı. Kendi ülkende süpürücü, temizleyici ağır işçi pozisyonu almak, iktidar ve adamlarına dokunur mu?! Ulan burada da mı yabancı şirketlere uşaklık yapacağız mı diyeceklerdi.. Bir sürü iktidar şirketi hazır hamallığa! Sadece hamallık yaptırmayacaklar.. Aynı zamanda “bizimkilere” 20 ton siyanür ürettirecekler, onları taşıttıracaklar, havuzları hazırlattıracaklar.. Sadece altın değil gümüşleri de ayrıştırtacaklar.. Süreç içinde ortaya çıkacak başka ağır metalleri de.. Yani tüm pis işleri Türklere yaptıracaklar..

16 Ağu 2019

AKP ile ABD’nin Suriye’nin kuzeyi için Fırat’ın doğusunda bir “güvenli bölge” uzlaşmasına varması ve bunun için Şanlıurfa’da “Müşterek Harekât Merkezi” kurulmaya başlanması, gerek Türk-Amerikan ilişkileri açısından, gerekse Suriye’de süren savaş açısından yeni bir aşamadır. Türkiye’nin, AKP’ye rağmen, önümüzdeki süreçte bu anlaşmadan dönmesi olasılığına rağmen, “Müşterek Harekât Merkezi” bazı olası sonuçlar ortaya çıkarmıştır: 1. ABD hem PYD’yle hem de AKP’yle çalışacak Suriye’de IŞİD tehdidinin ortaya çıkmasından itibaren AKP’nin ABD’ye yaptığı çağrı özetle şuydu: “PYD/YPG ile değil, benimle çalış.” Oysa ABD’nin IŞİD stratejisinin hedefi, “bölgedeki en yeterli kuvvetlerle IŞİD’i hızla ortadan kaldırmak” değildi! ABD’nin IŞİD stratejisi, IŞİD üzerinden PYD/YPG’yi “meşru” kuvvet yapmak ve oradan hareketle bu örgüte Suriye’nin kuzeyinde bir devletçik kurmaktı.

16 Ağu 2019

Vahşi kapitalizm ve siyasal İslam işbirliği “altına hücumu” getirdi. Aynen Chaplin’in filminde (Gold Rush) olduğu gibi. Bu sefer vahşi Batı “vahşi Doğu” oldu. Paul Henze’nin vahşi kapitalizme monte edilmiş ılımlı siyasal İslamında olduğu gibi. BOP da zaten “petrole hücum, doğalgaza hücum” için değil mi? Sıra altına hücuma geldi, vahşi Batı “vahşi Ortadoğu” olmuştur. Senaryoyu vahşi kapitalizmin babası ABD yazdı, emperyalizm adına... Bu sefer Kaz Dağları’nı eskiden “vahşi Avrupalıların” saldırdığı ABD’nin batısı gibi görmeye başladılar. Emperyalizm (ve kapitalizm) içerideki ortakları ile birlikte ülkeyi vahşi Batı’ya çevirdiler: FETÖ’leriyle, tarikatlarıyla, cemaatleriyle, işadamları ile hep birlikte...

09 Ağu 2019

Türk ve Amerikan askeri heyetleri arasında süren güvenli bölge görüşmelerinden “anlaşma” çıktı. Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre: a) Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidermek üzere ilk aşama tedbirleri alınacak. b) Bunun için ABD ile “Müşterek Harekât Merkezi” kurulacak. c) Güvenli bölgenin bir barış koridoruna dönüştürülmesi için ek tedbirler alınacak. Anlaşılan o ki, ABD Türkiye’yi kaybetmemek için, AKP de ABD’yle daha fazla karşı karşıya gelmemek için bir orta noktada uzlaştı. Ancak iki ülkenin stratejik hedeflerinin birbirine zıt olması nedeniyle kesin bir uzlaşmanın sağlanamayacağını şimdiden belirtelim! Dolayısıyla varılan nokta aslında bir anlaşma değil, geçici bir uzlaşmadan ibarettir bize göre. Şundan:

28 Tem 2019

 

“Hamileliği davul çalarak ilan etmek, bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava al­mak için beyinin otomobiline biner, biraz dolaşır.”

“Kadının ekonomik özgürlüğü aldatma­ca, çalışan kadın yuvasını dağıtıyor.”

“Hem evlenmem hem hamile kalırım di­yenler var. Hürriyetmiş! Or...luğun adının hürriyet olduğu dünyaya tükürürüm.”

“Çalışan kadın ben kocama muhtaç değilim deyip yuvasını dağıtıyor. Kocasına muhtaç değil ama elin adamının, patronu­nun hizmetinde olmayı haysiyetine uygun buluyor.”

“Eş yoktur, zevce vardır.”

23 Tem 2019

 

Sanki her şey güllük gülistanmış da, Türkiye S-400 alınca Türk-Amerikan ilişkileri bozulmuş gibi bir algı var!

Kuşkusuz AKP’nin tavrı da bu algıyı kuvvetlendiriyor. Zira Erdoğan, Çavuşoğlu ve Akar meseleyi “S-400’leri almak bizim için tercih değil, zorunluluktu; ABD Patriot satsa S-400 almak zorunda kalmazdık” diye sunuyor.

Erdoğanların meseleyi bu şekilde sunuşu, AKP’nin dış politikasına dair hep yaptığımız şu analizi doğruluyor: AKP Rusya’yla kendisine Suriye’de alan açarak, bunu ABD ile ilişkilerinde pazarlık kartı olarak kullanmaya çalışıyor.

Oysa S-400’ler Türk-Amerikan ilişkilerinin bozulmasının nedeni değil, sonucudur. İşte S-400’ler olmasa da var olan 5 önemli sorun:

Sayfalar