Metal işçilerinin başlattığı grev dalgasına katılarak iş durduran Er Metal işçileri de zafer kazandı.
sendika.org’un haberine göre ikramiyeler ve saat ücretlerinde ve dini bayramlarda ödenecek paralarda iyileştirmesi yapılması talebiyle direnişe geçen Er Metal işçileri dün (28 Mayıs) akşam saatlerinde taleplerini kabul ettirtti. Fabrikaya gelen şirket yönetim kurulu başkanı ve CEO’su işçilerin taleplerini kabul ettiklerini açıklayınca üretim yeniden başladı.
Başta Ford Otosan olmak üzere metal işçilerinin direnişleri devam ediyor. İş birlikçi ve dayatmacı toplu sözleşme düzeni darmadağın oluyor.
direniş
Bursa metal işçilerinin işyerini terk etmeme eylemlerini "hukuksuz" olarak niteleyenler ya işveren yanlısıdır ya da kötü niyetlidir. Çünkü, sadece uluslararası normlar değil, mevcut T.C. yasaları da bu türden eylemlerin işçilerin hakkı olduğunu kabul etmektedir.
Metal işçisi haklarını kullanıyor
Yargıtay, İLO normlarını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ve Avrupa Sosyal Şartı hükümlerini referans alarak, işyerlerinde "toplu sözleşme süreci dışında" da yapılan "grev, grev benzeri protesto eylemleri, kurallı çalışma, işi yavaşlatma" eylemlerini "insan hakkı" olarak kabul etti.
Bursa'da yürütülen eylemler yasal
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2010/7358 Esas Nolu ve 2014/13055 Karar Nolu ilamına göre, "işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen veya işyerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli, demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemleri toplu eylem hakkına dahildir" doğrultusunda karar vermesi ile, halen Bursa'da ve diğer illerde devam eden bütün eylemlerin mevcut yasalara göre bile YASAL olduğunu kabul etmiş oldu.
İşçilerin mücadelesinin fiili kazanımlarla yürüdüğü unutulmamalı. Ancak, mevcut hukuk çerçevesinde bile işçilere dönük olarak yapılan "yasadışı eylem" uyarısının yalandan ibaret olduğu bu kararla açığa çıkmıştır.
İşçiyi tehdit edenler, baskı uygulayanlar suç işliyor
Yargıtay'ın Mersin liman işçileri için verdiği bu kararı, AKP'nin çok önem verdiği 2010 yılındaki Anayasa Referandumunda kabul edilen değişikliklere de atıf yapıyor. Bu nedenle, işçilerin yürüttüğü eylemler yasaldır. Meşrudur. Haktır.
İşçilere dönük yapılacak bir saldırı ise yasadışıdır. Gayri meşrudur. Haksızdır
Aşağıda Yargıtay kararını sunuyoruz.
T.C.
YARGITAY
7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/7358
KARAR NO : 2014/13055
Mahkemesi : Mersin 3. İş Mahkemesi
Tarihi : 03/12/2013
Numarası : 2013/40-2013/465
Davacı : Hamdin Ermiş'i temsilen Liman-İş Sendikası vekili
Av.Derya Demir
Davalı : Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş.
vekili Av.Esra Bilgin
Dava Türü : İşe iade
YARGITAY İLAMI
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, iş sözleşmesinin davalı işverence sendikal nedenle feshedildiğini belirterek feshin geçersizliği ve işe iadesi ile İş Kanununun 21.maddesinde ve 6356 sayılı Yasanın 25/4.maddesinde belirtilen haklarının tespitini talep etmiştir.
Davalı vekili, sendikal nedenle fesih iddiasının yersiz olduğunu, yasa dışı direniş nedeniyle fesih yapıldığının sabit olduğunu, işverenin sendikaya karşı negatif bir tutumunun olmadığını, işyerinde Toplu İş Sözleşmesinin 3 yıl süreli olarak imzalanıp, yürürlüğe girdiğini, işyerinde 1400'e yakın sayıda sendika üyesi çalışan olduğunu, tüm bu olgular sabit iken sendikal nedenle fesih iddiasının abes olduğunu, işyerinde hukuka aykırı eylemler yapıldığını ve davacının da bu eylemlere katıldığını, davacının da bunu kabul ettiğini, iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; 24/02/2013 tarihinde davacının da aralarında bulunduğu 100 civarında işçinin davalı işverene ait Mersin Limanındaki A, B, C, D ve E giriş kapılarını iş makinaları ve konteynır ile kapatarak işyerine girişi engelledikleri, eylemin saat 09:00 -14:00 arasında sürdüğü bu süre içinde işin durduğu, davalı işverenin davacının iş sözleşmesini 01/03/2012 tarihli ihtarname ile 4857 sayılı Kanunun 25/II-b ve 6356 sayılı Kanunun 70.Maddesi uyarınca haklı nedene dayalı olarak feshettiği, 24/02/2013 tarihi itibariyle 6356 sayılı Kanunun 60 maddesi uyarınca alınmış bir grev kararı bulunmadığı, davacı tarafın kendileri yerine başka bir işçi alınacağına yönelik duyum üzerine bu şekilde eylem yaptıklarına yönelik savunmalarının ispatlanamadığı kaldıki bu durumun işyerinde iş yavaşlatmayı gerektirmediği, MIP işyerinde uygulanması gereken kurallarda iş yavaşlatma direnişine katılmanın ihraç cezası gerektirdiği, 4857 sayılı Kanunun 25/2.maddesi uyarınca davacının iş güvenliğini tehlikeye düşürdüğü, çalışmayı engellediği, ayrıca 6356 Sayılı Kanunun 70. Maddesine göre kanunsuz grevin işverene iş sözleşmesini haklı nedenle fesih imkanı tanıdığı hususları dikkate alındığında davacının iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Grev hakkı 1982 Anayasamızın 54. maddesinde düzenlenmiştir. AY md. 54 uyarınca: "Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler." Bilindiği gibi uluslararası düzenlemelere uyum amacıyla 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma götürülen 07.05.2010 tarihli Anayasa değişiklikleri kapsamında 54. maddede bir takım değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda AY md. 54/7'de yer alan "Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz." hükmü kaldırılmıştır. AY md. 54'ün değişiklik gerekçesinde: "Maddeyle, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile çağdaş demokratik toplumlarda çalışma hayatını düzenleyen ve genel kabul gören evrensel ilkelerle bağdaşmayan, grev ve lokavt hakkına gereksiz sınırlamalar getiren, 54 üncü maddenin üçüncü ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmaktadır. Söz konusu hükümlerin kaldırılmasıyla, sendikal haklar ile grev ve lokavt hakkının kullanılabilmesi bakımından, ileri hir adım atılmış olmaktadır " ifadeleri yer almaktadır.
Belirtmek gerekir ki: AY md. 54'den anılan yasaklar kaldırılmasına rağmen 2822 sayılı Kanunda bu yönde bir değişiklik yapılmamış, ancak 6356 sayılı Yasada ise bu yasaklara yer verilmemiştir. Bununla birlikte, gerek 2010 değişikliği sonrası 2822 sayılı Kanun ve gerekse 6356 sayılı Yasanın ilgili hükümlerinin yorumu noktasında Anayasa değişiklikleri önem taşımaktadır. Zira, Anayasa değişikliği öncelikle yasa koyucunun bu konudaki iradesini ortaya koymaktadır, İrade; maddede sayılanların Anayasa metninden çıkarılmasıdır. Ancak bu noktada önemli olan husus; anayasa koyucunun yasakların uluslararası düzenlemelere aykırılığından hareket etmesi, dolayısıyla yasaklamaların Türk Hukuk sisteminde uygulanmaması gerektiğini benimsemesidir.
Anayasadaki yasakların kaldırılması ile bağlantılı olarak değerlendirilmesi gereken bir başka durum konuya ilişkin uluslararası düzenlemeler ve AY md. 90 hükmüdür. Gerek ILO gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Mahkeme kararları ve yine Avrupa Sosyal Şartı kapsamında grevi de kapsayan toplu eylem hakkı bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda toplu eylem hakkı bir üst kavram olarak benimsenmiş olup, buna grev yanında grev benzeri protesto eylemleri, kurallı çalışma, işi yavaşlatma gibi eylemler de dahil edilmiştir. ILO denetim organları çeşitli tarihlerde verdikleri kararlarda siyasi amaçlı grev, genel grev ve sempati grevlerinin yasaklanmasını Türkiye bakımından eleştirmiş ve sendika üyelerinin menfaatlerini etkileyen konularda eylem yapma imkanının tanınması ve desteklenen grevin yasal olması kaydıyla sempati eylemlerine izin verilmesi gerekliğini belirtmiştir. ILO'nun denetim organlarına göre: grev hakkı yalnızca Toplu İş Sözleşmesinin imzalanması ile çözülebilecek endüstriyel uyuşmazlıklarla sınırlı değildir. İşçilerin grev hakkı vasıtasıyla korudukları mesleki ve ekonomik menfaatler sadece daha iyi çalışma koşulları veya mesleki nitelikteki toplu taleplere ilişkin değildir. Ayrıca işçileri doğrudan ilgilendiren ekonomik ve sosyal politika sorunları ve işletmenin karşıladığı problemlere yönelik çözümleri de içerir. Hükümetin ekonomik politikasının sosyal ve istihdama ilişkin sonuçlarını protesto eden ulusal grevin yasak olmadığına ilişkin açıklama ve grevin yasaklanması, örgütlenme özgürlüğünün ciddi ihlali niteliğindedir (Freedom of Association: Digest of Decisions and principles of the freedom of Association Committee of the Governing Body of the ILO. Fourth Revised Edition. Geneva 1996.470 vd.) ILO denetim organlarına göre dayanışma grevlerinin tümüyle yasaklanması kötüye kullanmalara sebebiyet verebilecektir. Aynı değerlendirme sempati grevleri için de geçerli olup, bu tür eylemlerin meşruiyeti grevin yasal olması şartına bağlıdır. Aletlerin bırakılması, işi yavaşlatma, oturma, aşırı kurallı çalışma gibi eylemler barışçıl şekilde gerçekleştirildiği sürece korunmalıdır. Bu eylemler ancak barışçıl olma niteliğini kaybettiği takdirde kısıtlanabilir. (B.GHRNIGON/A.ODERO/H.GUIDO. ILO Principles Concerning the Right to Strike, International Labour Review, Vol.137 (1998) No.4. 444 vd).
Grev hakkı bakımından önemli bir diğer düzenleme Avrupa Sosyal Şartı ve denetim organı olan Avrupa Sosyal Haklar Komitesinin kararlarıdır. Avrupa Sosyal Şartının 6/4.maddesinde "grev hakkı dahil toplu eylem hakkı" düzenlenmiştir. Avrupa Sosyal Haklar Komitesi maddeyi yorumunda: grev hakkının sadece toplu iş sözleşmesi prosedürü sırasında ve bu prosedürle bağlantılı olarak kullanılamayacağını kabul etmektedir. Komiteye göre: toplu iş sözleşmesi prosedürü dışında, işçilerin iş sözleşmelerinin feshinin bildirildiği dönemde bir grup işçinin bunu önleme veya işten çıkarılanların geri alınması için yaptıkları eylemler toplu eylem hakkı kapsamında yer alır. Belirtmek gerekir ki. Türkiye Avrupa Sosyal Şartı'nın 5 ve 6. Maddelerini onaylamamıştır. Bununla birlikte, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Türkiye'ye ilişkin kararlarında Şartın ilgili hükümlerini uygulamıştır.
AlHM Türkiye aleyhinde verdiği kararda Toplu İş Sözleşmesi prosedürü ile bağlantılı olmayan 1 günlük genel grevin Hükümet tarafından yasaklanmasının ve çalışanlara disiplin cezası uygulanmasının AİHS ve Avrupa Sosyal Şartı ve ILO ile benimsenen kurallara aykırı olduğunu kabul etmiştir. Sonuç olarak, uluslararası normlar uyarınca: işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen veya işyerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli, demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemleri toplu eylem hakkına dahildir. Bu gibi eylemler salt politik nitelikte olmadıkça yasaklanamaz.
Nitekim 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununda bu yasağın kaldırıldığı dikkate alındığında, temelde bir protesto niteliği taşıyan bu eylemin uluslararası normlar kapsamında toplu eylem hakkı çerçevesinde korunan bir eylem olarak değerlendirilmesi gerektiği söylenebilecektir. Uluslararası normlar uyarınca demokratik bir hakkın kullanımı şeklinde protesto eylemleri barışçıl nitelik taşıdığı takdirde ve ölçülülük ilkesine uygun olmak şartıyla yasadışı eylem olarak değerlendirilmemelidir. Anayasanın 90. maddesiyle uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde kabul edilmesinin sonucu, temel hak ve özgürlükler konusunda uluslararası normlar ile iç hukuk kuralları arasında bir çatışma olduğu takdirde uluslararası normların dikkate alınmasını gerektirir.
Somut olayda; davalı işverence,fesih bildiriminde belirtilen eylemlerin davacı tarafından yapıldığı ispat edilemediği gibi, davalı işverence işyerindeki çalışanlar yerine başka işçilerin alınacağı ve otobüsler ile işyerine getirileceği yönündeki duyum üzerine işçilerin girişleri kapattıkları ve davacı tanığı Mustafa Yolcunun beyanlarından kendisinin işyerine getirilen otobüsteki kişilerden olduğunun ayrıntısıyla açıklandığı, olay nedeniyle Emniyet Müdürlüğüne yapılan ihbar üzerine olay yerine gelen Emniyet görevlileri tarafından tutulan tutanakta kapı önlerindeki işçi sayısının 300 kişi civarında olduğu ve kapı girişlerinin büyük konteynırlarla kapatıldığının belirtildiği, saat 09:00 -14:00 arası süren eylemde işyeri sendika temsilcisi olan davacıların davalı tanığı güvenlik şefi Metin Ayhanoğlu beyanlarında "bu dört kişi turnike dışındaki giriş bariyerlerine kadar gelip işçilerle konuşma yapıp geri dönüyorlardı, beklemede kalın bu işi başaracağız şeklinde sözler söyleniyordu" şeklindeki beyanından davacının işyeri dışında olup sendika ile işyeri arasındaki irtibatı sağlamakla görevli olduklarının anlaşılmasına ve dava devam ederken 24/02/2013 tarihinde yapılan eylem gerekçe gösterilerek çok sayıda işçiden 22 işçinin iş akdinin feshedilmesi ve sendika işyeri temsilcileri olan davacı ve 3 arkadaşı dışındaki 18 işçinin işverence tekrar işe başlatıldığının tespit edilmesine göre gerçek amacı TİS bağıtlamak olan, işçilerin iktisadi ve sosyal çıkarlarını koruma ve düzeltme amacı taşıyan işyerinde yapılan bu eylemin uluslararası normlar uyarınca demokratik bir hakkın kullanımı niteliğinde olduğu, Avrupa Sosyal Şartının 6/4 maddesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İLO ile benimsenen kurallara göre işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen veya işyerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemlerinin toplu eylem hakkına dahil olduğu, ölçülülük ilkesine uygun olmak şartıyla yasa dışı eylem olarak değerlendirilemeyeceği, Avrupa Sosyal Şartı Sözleşmesinin 6/4 maddeleri de nazara alındığında telafisi imkansız zarar meydana getirmeyecek şekilde toplu eylemde bulunmanın işverene haklı nedenle fesih hakkı vermeyeceği, 6.maddenin Türkiye tarafından onaylanmaması, sosyal şartla bağlı olmama sonucunu doğurmayacağı, AY md.54'deki yasakların kalkması ve AY md.90 hükmü uyarınca uluslararası normlar uyarınca demokratik bir hakkın kullanımının söz konusu olduğu veya demokratik bir hakkın kullanımı niteliğinde sayılmasının uygun olacağı gerekçesiyle feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine ve davacının kıdemi ve fesih nedeni dikkate alınarak işe başlatmama tazminatının davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında belirlenmesine, her ne kadar davacı vekili tarafından feshin sendikal nedenle yapıldığı iddia edilmiş ise de, feshin 24.02.2013 tarihinde gerçekleşen işçi eylemleri nedeniyle yapıldığı, işyerinde 1400'e yakın sendikalı işçinin çalıştığının işverence bildirildiğinin anlaşılmasına göre feshin sendikal nedene dayanmadığı, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3.maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE,
3-Davacının yasal sürede başvurmasına rağmen davalı işverene işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminatın davacı talebi nazara alınarak davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE,
4-Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE,
5-Alınması gereken 25.20 TL harçtan peşin alınan 24.30 TL harcın tenzili ile bakiye 0.90 TL= 1,00 TL harç giderinin davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,
6-Davacının yapmış olduğu 140.35 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.500 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Artan gider ve delil avansının istek halinde ilgilisine iadesine,
9-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davaCıya iadesine, 11.06.2014 gününde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.
Başkan
H. PÜRLÜPINAR
Üye
A.N.UYGUR YEŞİL
Üye
V. DEĞİRMENCİ
Üye
M. AKKUŞ
Üye
B. AZİZAĞAOĞLU
Mahkeme kararının PDF hali için tıklayınız.
Hyatt otelde çalışan taşeron işçileri eşit işe eşit ücret ve taşeronun kaldırılması talebiyle Tüm Emek Sen’de örgütlendiler.
Tüm Emek Sen yönetimi, taşeron işçilerin sorunlarını ve taleplerini görüşmek üzere otel yönetiminden 24 Mart 2015 günü, resmi yazıyla, randevu istedi. Otel yönetimi ise sendikaya herhangi bir cevap vermezken işçilerin taşeronu CRT ile aralarındaki sözleşmeyi fesh ederek işçileri işten atmaya çalıştı. Anayasal bir hak olan sendikal örgütlenme hakkını işçileri işten atarak engellemeye çalışarak suç işledi.
İşçiler eylemde
Otel yönetiminin işçi düşmanı tutumu üzerine işçiler bir yandan hukuk mücadelesi başlatırken diğer yandan da eyleme geçmeye karar verdiler. Bugün (13 Nisan 2015) saat 09.00’da otel Tüm Emek Sen üyeleri, otel işçileri ve emek dostları ile Elmadağ’daki TRT Radyosu önünde buluşarak Gezi Parkı’nın yanındaki Grand Hyatt Otel İstanbul’un önüne yürüdüler. Pankart açılarak ve sloganlar eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüşte “Hyatt işçileri yalnız değildir”, “Yaşasın sınıf dayanışması”, “Sendika haktır engellenemez” sloganları atıldı.
Taşeron yasaklansın
Otelin önündeki basın açıklamasını işçilerin sözcülerinden Gözde Dikbıyık okudu. Açıklamada 500’den fazla oteli olan Grand Hyatt’ın yalnızca İstanbul’da taşeron kullandığına dikkat çekilerek iş kanununa göre kadrolu işçilerle aynı işi yapan taşeron çalıştırılmasının yasak olduğu vurgulandı. Taşeron işçilerin kadrolu işçilerle tamamen aynı işi yaptıkları halde çok daha az ücret aldıkları, hiç ikramiye almadıkları, sosyal hak ve yardımlardan yararlanamadıkları belirtildi. “Taşeron çalışma, hem insanlık suçudur, hem hukuksuzdur” denilen bildiri işçilerin gerekli hukuk mücadelesinin başlatıldığını belirterek direnişin yeni adımlarla sürdürüleceğini ilan ederek bitirildi. Basın açıklamasında taşeron çalışmanın yasaklanması talebi yükseltildi.
Yaşasın sınıf dayanışması
Basın açıklamasına emek dostları da destek verdi. Çeşitli parti ve kurum temsilcilerinin katıldığı eylemde Belediye İş adına da bir konuşma gerçekleştirilirken Tüm Emek Sen üyesi Dora Otel Direnişi işçileri de sınıf kardeşlerinin yanında yerlerini aldı.
Mayıs Haziran 2013 büyük halk direnişi şehitlerinden Mehmet Ayvalıtaş'ın katillerinin yargılandığı dava bugün (25.03.2015) Kartal Adliyesi'nde saat 10.00'da görüldü. Mahkemeye Mehmet Ayvalıtaş'ın ailesini almayan polis tazyikli suyla aileye ve mahkemeyi izlemeye gelenlere saldırdı.
Avukatların müdahalesiyle aileyi davaya almak zorunda kalan polis, mahkemeyi izlemeye gelenlerin adliye önünde beklemesine engel olmaya çalıştı. Bir süre yolun karşısında bekleyen kitle sloganlarla adliye önüne geldi ve bu arada açıklama yaparak polis şiddetini kınadı.
Bekleyiş süresince sık sık "Mehmet yoldaş ölümsüzdür" sloganı atıldı. Mahkemede Mehmet Ayvalıtaş'ın babası fenalaşarak ambulansla hastaneye kaldırıldı. Saat 12.00'de davadan çıkan avukatlar ve Ayvalıtaş'ın yakınları konuşma yaparak bir kez daha polis şiddetini eleştirdiler ve davayla ilgili bilgi verdiler. Dava 24 Haziran'a ertelendi.
Tüm-Emek Sen'e üye oldukları için işten atılan Dora Otel işçileri her pazar olduğu gibi bu pazar sabahı da Dora Otel'in önünde eylemdeydi. Sendikalı işçiler ile dayanışmak için çeşiti parti ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla kurulan Dora İşçileriyle Dayanışma Platformu bu haftaki eylemini oteller bölgesi olarak da anılan Talimhane Caddesi'nden başlattı. Eyleme TKP 1920 İstanbul il örgütü de destek verdi
İşçiler, yürüyüşte turizm sektöründe çalışan işçilerinin sorunlarının tartışılacağı ve 14 Şubat’ta yapılacak “Turizm İşçileri Sorunlarını ve Çözümü Tartışıyor” konulu panele çağrı yapan bildiriler de dağıtıldı. İşçi Dayanışma Koordinasyonu ve Mağaza Çalışanları Platformu’nun da destek verdiği yürüyüşün sonunda bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Sendikalı işçiler ve platform üyeleri, 14 Şubat’taki etkinliğe çağrı yaparak eylemi sonlandırdı.
Birleşik Metal-İş, 15 bin metal işçisi adına MESS patronlarına karşı 29 Ocak günü greve çıkmıştı.
Metal işçilerinin grevi sermaye hükümeti AKP tarafından 60 gün ertelendi. Birleşik Metal-İş, bu ertelemenin fiilen grev kırıcılığı olduğunu açıkladı.
Birleşik Metal-İş Başkanlar Kurulu, 31 Ocak Cumartesi günü saatler süren toplantı sonucu bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, “MESS ile aynı masaya oturmayacağız. İşverenler, grevlerin yasaklanması ile sorunun bitmediğini 2 Şubat Pazartesi gününden itibaren yaşayarak görecekler.” denildi.
Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi;
İşçi sınıfı ve sendikacılık hareketinin içinde bulunduğu kötü koşullardan çıkışı için büyük önem taşıyan 2015 Metal grevlerinin yasaklanması ve sermaye egemenliğinin tahkim edilmesi kararının ardından toplanan Başkanlar Kurulumuz mücadelenin daha yoğun, daha kitlesel ve her türlü platforma taşınarak sürdürülmesi kararlığındadır.
Mücadelenin bu yeni evresinin en önemli koşulu sınıf bilinci ve sendikal disiplin içinde hareket edilmesi, sendikamız kurul kararları dışında hiç bir kararın tartışılmaması, uygulanmaması ve dışlanmasıdır.
Tüm dayanışma gösteren kurum ve kuruluşların da bu temel ilkeyi gözetmelerini kendilerinden bekliyoruz.
Başkanlar Kurulu’muz, Genel Yönetim Kurulu’muzun 30 Ocak 2015 tarihli açıklamasının arkasında durmaktadır.
Grev hakkımızı yasaklayan, sermayenin sömürü düzenini güvence altına alanlarla ve bu sürecin gerçek sorumlusu sermaye örgütü MESS ile aynı masaya oturmayacağız.
Arabulucu değil, metal işçilerinin haklarını istiyoruz!
Arabulucu değil, grev hakkımızın iadesini istiyoruz!
Metal işçilerinin mücadelesinin amacını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
Birincisi, özgür toplu pazarlık düzeni istiyoruz.
Anayasa’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı uluslararası sözleşmelerde yer alan sözleşme özgürlüğünün varlığı, tarafların kendi özgür iradeleriyle sözleşme yapabilmelerine bağlıdır. Grup toplu iş sözleşmesi iki işbirlikçinin anlaştığı koşulların tüm metal işçilerine dayatıldığı bir yapıdır. İşbirlikçi ve dayatmacı bu yapıya karşı mücadele ediyoruz.
İkincisi, insan onuruna yakışır bir ücret, insan onuruna yakışır çalışma koşulları için mücadele ediyoruz.
Sarı sendikanın imzaladığı sözleşme özgür bir sendikal düzen ve toplu pazarlık sistemi olsa idi hiç bir şekilde bağıtlanamazdı. Özgür ve gerçek sendikacılığın olduğu yerde MESS’in tekliflerinin kapsam dışı personel dahil olmak üzere çalışanlardan büyük tepki görmesi ve sözleşmenin metal işçilerine grev yasakları ve YHK yoluyla kabul ettirilmeye çalışılması baskının, dayatmanın ve darbenin en açık kanıtıdır.
Üçüncüsü, yasaklanan grev hakkımızı geri almak için mücadele ediyoruz.
Bakanlar Kurulu grevleri erteleyerek, milli güvenliğin sermayenin sömürüsünü ve işçilerin köleliğini güvence altına almak olduğu bir kez daha göstermiştir. Metal işçileri şimdi ücret zammı taleplerinde daha da kararlıdırlar. Milli güvenliği sağlayan ürünler üretiyor isek ücretlerimiz ve sosyal haklarımızın daha yükseltilmesi gerekir, demektedirler.
Bu amaçlarımızın altını bir kez daha çizdik çünkü mücadelemizin başka amaçlar taşıdığı yalanı bugün ve önümüzdeki günlerde sıklıkta dillendirilecektir.
Biz her siyasal partiden işçinin üye olduğu bir sınıf sendikasıyız. Kararlarımızı üyelerimizi temsil eden kurullarımız aracılığıyla alırız. Metal işçisinin benimsemediği hiçbir karar Birleşik Metal-İş’in kararı değildir. Birleşik Metal-İş, metal işçisinin iradesinin dışında hiçbir iradeyi tanımaz. Bizimle aynı çizgiye yaklaşanlar varsa seviniriz, bizim çizgimizi anti-demokratik yöntemlerle değiştirmeye kalkanlara gerekli yanıtı vermesini de biliriz.
Başkanlar Kurulu’muz başta işverenler olmak üzere, sermaye örgütünün ve sermaye hükümetinin uyarılmasına karar vermiştir.
İşverenler, grevlerin yasaklanması ile sorunun bitmediğini 2 Şubat Pazartesi gününden itibaren yaşayarak görecekler. Geçtikleri sadece bir deredir. Metal işçilerinin denizinde boğulmak istemiyorlar ise MESS’ten ayrılır, taleplerimizi karşılarlar. Sadece 60 gün değil, yıllarca sürecek bir mücadeleden söz ediyoruz.
Sermaye örgütünü uyarıyoruz! Dayatmalarınızı, ne devlet zoruyla, ne YHK kararıyla ne de başka bir biçimde kabul ettiremeyeceksiniz. Zalimler için yaşasın cehennem! Var olan beceriksiz ve işçi düşmanı yöneticilerinizle bu süreci yönetemediniz ve yönetemeyeceksiniz.
AKP hükümetini uyarıyoruz! Grevimizi yasaklamakla metal işçilerinin mücadelesini 38 fabrikanın kapısından kent meydanlarına, başta sizinki olmak üzere siyasi parti binalarının önlerine, mahkeme salonlarına, uluslararası platformlara ama hepsinden önemlisi fabrikaların içine taşıdınız. Sonuçlarından siz ve hizmetinde olduğunuz sermayedar sınıf örgütü sorumludur.
Başkanlar Kurulumuz son olarak yiğit ve onurlu metal işçilerine seslenmeyi bir görev bilir!
Kardeşlerimiz!
Sizlerle birlikte çıktığımız yolu yürümekten vazgeçmedik! Vazgeçmeyeceğiz!
Asla teslim olmayacağız!
Asla yılgınlığa kapılmayacağız!
Biz kazanacağız! Çünkü haklıyız! Çünkü sömürülüyoruz! Çünkü çocuklarımız için yaşıyor ve çalışıyoruz!
Büyük bir kavganın neferleriyiz!
Sendikal disiplinimizi hiç bir şekilde bozmadan, kurul kararlarını harfiyen uygulayarak GÜVEN, BİRLİK VE İNAT!
YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ!
YAŞASIN DİSK!
YAŞASIN BİRLEŞİK METAL-İŞ!
BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
Genel Yönetim Kurulu
“Metal işçilerinin haklı ve onurlu mücadelesinin ve grev kararının yanındayız”
Yargıçlar ve Savcılar Birliği ile Yarcıçlar Sendikası ortak bir açıklama yayınlayarak AKP hükümetinin metal işçileri grevini ertelemesinin keyfi bir uygulama olduğunun altını çizdiler.
Savcı ve Yargıç kurumları açıklamalarında işçi sınıfının emek mücadelesinin önünün kesilemeyeceğine de vurgu yaptılar.
Açıklamanın metni:
10 şehir, 22 fabrika, 15 bin işçi ile 29 Ocak’ta başlayan Birleşik Metal İşçileri Sendikasının grevi Bakanlar Kurulu´nun 29.1.2015 tarihli kararı ile milli güvenliği bozucu nitelikte görüldüğünden 60 gün ertelenmesine karar verilmiştir.
Bundan evvel de Şişe-Cam fabrikaları grevi ve THY grevleri de birden fazla kez olmak üzere benzer gerekçe ile ertelenmiş, Anayasa’nın 54. maddesinde yer alan sosyal hak ve özgürlüklerden biri olan grev hakkı yürütme erkinin olağan dışı müdahalesiyle hak olmaktan çıkarılmış, anayasal haklar askıya alınmıştır. Yürütmenin keyfi biçimde, gerekçesi olmayan, şablon, basmakalıp, milli güvenlik gibi altı doldurulmayan, somut husus içermeyen gerekçelerle grev ertelemesi veya yasaklaması demokratik toplum düzeni içerisinde kabul edilemez.
Demokratik anayasal haklar askıya alınmakta, emekçilerin haklı mücadelesinin önü kesilmekte, emek yığınlarının yoksulluğa itilmesine göz yumulmaktadır. Bu karar, daha önce de defalarca işaret ettiğimiz gibi sınırsız bir gücün sürüklediği iktidar hırsının ülkeyi dikta rejimine her geçen gün daha da yaklaştırdığının açık işaretidir. Ancak, saraylarda alınan kararlarla işçi sınıfının emek mücadelesinin önü kesilemez!
YARSAV ve Yargıçlar Sendikası, metal işçilerinin haklı ve onurlu mücadelesinin ve grev kararının yanındadır. Bu mücadele hepimizindir.
Türkiye işçilerine, emeğe, alın terine selam ve saygı ile...
YARSAV & YARGIÇLAR SENDİKASI
Gezi Parkı davası olarak bilinen ve aralarında Taksim Dayanışması üyelerinin bulunduğu çok sayıda kişinin yargılandığı davaya bugün İstanbul Adliyesi'nde bulunan 33. Asliye Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Parkın valilik tarafından yeniden açıldığı 8 Temmuz 2013'de meydana gelen olaylarda gözaltına alınan
Mimarlar Odası Çevre Etki Değerlendirme Kurulu 2. Başkanı Mücella Yapıcı ve İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu'nun da aralarında bulunduğu 26 kişinin yargılandığı davada karar çıkmadı.
Bugün görülen duruşmaya Mücella Yapıcı ve Ali Çerkezoğlu'nun da aralarında bulunduğu 14 tutuksuz kişi katıldı. Taksim Dayanışması'nın diğer üyeleri de duruşmayı izledi. Taleplerin ardından hakim Ahmet Tokat, ara kararını okumaya başladı. Savunması alınmayan karikatürist sanık Hakan Çelikkaya' hakkında yakalama kararı çıkarılacağına ilişkin kararını tutanağa yazdırdığı sırada duruşma salonunda bulunan Çelikaya ayağa kalktı ve 'Ben buradaydım" dedi. Bu olay salonda gülüşmelere neden oldu. Ara karar yazmaktan vazgeçen hakim Hakan Çelikkaya'nın savunmasını aldı.
Karikatürist olduğunu belirten Hakan Çelikkaya, "Herkes gibi ben de kalabalığın içindeydim. Polisin dağılın demesi üzerine olay yerinden ayrıldım ve Burger King'in terasına çıktım. Burada sivil polisler varmış onlar tarafından gözaltına alındım. Yanımda çizdiğim karikatürler vardı. Beraatimi talep ediyorum" diye konuştu. Çelikkaya'nın savunmasının alınmasının ardından hakim Ahmet Tokat ara kararını açıkladı. Mahkeme, savunması alınamayan sanık Murat Sezgin hakkında savunmasının alınabilmesi için hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi. Duruşma dosyadaki eksiklerin giderilmesi için duruşma 14 Nisan 2015 tarihine ertelendi.
Hukukçular tarafından gayri ciddi bulunan İddianamede 5 şüpheli hakkında "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama" ve "Halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma" suçlarından 5'er yıldan 13'er yıla kadar hapis cezası istedi. Diğer 21 şüphelinin de "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettikleri" iddiasıyla 1 yıl 6 aydan 3 yıla kadar hapis talep ediliyor.
İstanbul'un muhafazakar kimliğiyle tanınan semtlerinden Başakşehir'de 50 gündür direniş var.
Tayyip Erdoğan'ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde toplu konut alanı haline dönüştürülen ve bazı cemaatlerle tarikatlara rant alanı haline getirildiği sık sık gündeme gelen Başakşehir'de son yıllarda rant alanları giderek artarak halka yaşam alanı bırakmadı. Son beş yılda ilçede ardı ardına açılan AVM'ler ve sayıları onlarla ifade edilen toplu konut projeleri ilçenin bütün çehresini de değiştirdi. Bu değişim tepkiyi de beraberinde getiriyor.
Göçmen Konutları direniyor
İstanbul Başakşehir Göçmen Konutları'nda yaşayanlar yaklaşık 50 gündür son parkları için direnişte. Direnişin hikayesi ise oldukça tanıdık. Birgün Gazetesi'nin haberine göre; Göçmen Konutları, Berlin Duvarı sonrası Bulgaristan'dan göçenler için inşa edilmiş. İçinde 1580 daire var ve 78 blokta 6 bin 400 kişi yaşıyor. Konutlar için yapılan park parsel birleşimi ile daha sonra eğitim tesisi ilan ediliyor. Göçmen Konutları'nın park alanı ise geçen 15 Kasım'da bariyerlerle çevrilip inşaat şantiyesine çevriliyor. Mahalleli ise biraraya gelerek 'Göçmen Konutları Gönüllüleri' adıyla parklarının şantiyeye dönmesine karşı aynı gün bir direnişe başlıyorlar.
Birleşik Haziran da destekliyor
Neredeyse bütün kamu kurumlarına yazılı olarak başvuran, dilekçe veren gönüllüler resmi makamlardan olumlu tek bir yanıt bile alamıyorlar. Bunun üzerine parkta nöbet tutan gönüllüler ağaçlar sökülmesin, başlarına bir şey gelmesin diye teker teker numaralandırıyor. Bugünlerde Göçmen Konutları Gönüllüleri, Birleşik Haziran Hareketi Başakşehir meclisi üyeleri, Validebağ Gönüllüleri ile Onurkent Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği ile birlikte direnişi nasıl büyüteceklerini, parklarına nasıl sahip çıkacaklarını tartışıyor. Mahalleliler parklarına sahip çıkmaya ve direnişi devam ettirmeye kararlı gözüküyorlar.
Bugün, 15'inde direniş şehidi olan Berkin Elvan'ın doğum günü. Berkin yaşasaydı bugün 16'sında olacaktı. Berkin'in ailesi ise 'Büyümez Ölü Çocuklar' başlıklı kısa bir açıklama yayınladı. Açıklamada ailenin hiçbir etkinlik yapmayacağı ve katılmayacağı duyuruldu.
Elvan ailesinin açıklamasında :
"16 Haziran 2013 sabahı ise devletin polisi tarafından, Okmeydanı'nda evimizin bir üst sokağında vurulduğu gün henüz 14 yaşındaydı Berkin.
11 Mart 2014 ise Berkin'in 269 gün süren yoğun bakımdaki koma halinin sona erdiği ve 15 yaşındayken hayata veda ettiği gündü...
Berkin artık büyümüyor ve geçen zaman öldürülmüş bir çocuğun yaralarını iyileştirmiyor." denildi.










