Cumhuriyet

09 Nis 2022

Önceki gün tuhaf bir altılı toplantı vardı. Telekonferans yöntemiyle yapılan toplantıya altı ülkenin savunma bakanları katıldı ve Karadeniz’i görüştü.

Karadeniz’e kıyısı olan altı ülke bulunduğundan yanlış bir çağrışım yapabilir; altılı toplantıda altı Karadeniz ülkesi yoktu, beş Karadeniz ülkesi vardı: Türkiye, Ukrayna, Gürcistan, Bulgaristan ve Romanya. 

Ya altıncı ülke? Karadeniz’le ilgisi olmayan Polonya!

AKAR’IN MAYIN TOPLANTISI

Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığı’nın internet sitesindeki açıklamasına göre bu altılı toplantı, Türkiye’nin davetiyle ve koordinasyonunda yapılmıştı. 

29 Mar 2022

ABD müdahaleciliğinin yeni bir evresi bu yaşanan. Emperyal güç olma tarihinin serüvenine baktığımızda, “müdahale” ede ede yeryüzünü cehenneme çeviren bahçeler kurma derdinde olduğunu görürüz. Suriye’de gelinen yer bunun son örneğiydi. Afganistan, Irak, Arap Baharı, Yemen ile gelişen süreç, kuşkusuz burada nihayete ermedi. 

YALNIZLAŞTIRAN SÜREÇ

Filmi biraz geriye sardığımızda Sovyetler Birliği’nin çöküşü için Afganistan’a “rejim taşıma” hamlesi, ABD’nin Sovyet iktidarına kurduğu bir tuzaktı. Jimmy Carter’ın ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin ideoloğu olduğu tezler, sahada kendini gösterirken “büyük çöküş”ün nereye evrildiğini de bize anlattı. İran’da 1979’da yaşanan “devrim”, ABD müdahaleciliğinin sonucudur. Ardından Irak- İran savaşı, Ortadoğu’da yaratılacak ateş çemberinin işaretiydi. Pakistan’ın göz ardı edilmemesi, Türkiye’nin “12 Eylül” askeri darbesiyle şekillendirilmesi, AKP’yi var edecek yolun taşlarının döşenmesi, tümüyle bunun sonucudur.

25 Şub 2022

Biz NATO’nun bir parçasıyız. Dolayısıyla kendimizi bu ittifakın dışında göremeyiz. Bu konuda taahhütlerimiz var. Biz NATO’yu sadece bir savunma aracı, kurumu olarak da görmüyoruz. NATO artık bugün, 21. yüzyılda aynı zamanda demokrasinin de bir güvencesi.”

Beş cümlelik bu beyanat Kılıçdaroğlu’na ait. Reuters haber ajansına verdiği röportaj aracılığı ile dünyaya gönderdiği mesaj çok sorunlu.  

Çünkü NATO’nun geçmişine ve bugününe baktığımızda gördüğümüz manzara çok nettir: NATO’culuk Amerikancılıktır.

*** 

ABD ve emperyalist devletlerin kendi çıkarları için dünyanın her tarafında demokratik süreçlere askeri operasyonlarla köstek olduğu, NATO’nun kontrgerilla örgütlenmeleriyle askeri diktatörlere destek verdiği ilişkileri anlatmaya kalksam bu köşeye sığmaz. 

19 Şub 2022

Geçen haftaki yazımda Türkiye ile Ukrayna arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türk ekonomisine yarardan çok zarar getireceğini anlatmıştım. Özetle, 9 yılda Ukrayna ile dış ticarette ticaret hacminin üçte biri, ihracatımızın ise yüzde 80’i kadar açık vermiştik ve iki ülkenin ürün kompozisyonuna bakılınca STA ile bu açığın azalması değil artması beklenebilirdi. Kronik cari açık bugün Türk ekonomisinin en büyük sorunu olduğu için bu anlaşmayı imzalamak ekonomik olarak yanlıştı.

Türk halkı AKP ekonominin dış dengesini yönetemediği için kontrolden çıkan devalüasyonun acı sonuçlarıyla boğuşurken imzalanan bu yanlış anlaşma yetmezmiş gibi, hükümet şimdi de Japonya ile STA imzalamaya hazırlanıyor. Japonya ile son 9 yıldaki dış ticaretimize bakacak olursak, buradaki tablo da Ukrayna’daki gibi aleyhimize ama dengesizlik daha da büyük.   

24 Oca 2022

BAŞLARKEN

Bir açıklama ile başlayalım. 2000 yılına girilirken birçok yerde 21. yüzyılın nasıl bir çağ olacağı düşünülüyordu. Yeni cep telefonları, bilgisayarlar herkese bunu konuşturuyordu. Yeni teknolojiler hızla zihinlere yansıyordu. Üniversitede, çevremizde bu gözlemlerle o ilk on yılı tamamlarken birdenbire başka bir “olay”la karşı karşıya kaldık. Dünya kapitalizminin “Büyük Çöküş”ü geliverdi: 2008. Amerika’dan başlayarak kapitalizmin ekonomik modeli çökmüştü.

Yaptığımız değerlendirmeler o tarihte şu noktada toplandı: Birincisi, Türkiye takvimle 2000’lere girmiştir, ama zihin yapısıyla henüz 21. yüzyıla girememiştir. Dava, düşünce ve çözümleriyle 21. yüzyılın yeni dünyasında toplum olarak yer alıp ilerleyebilmektir. Bunun için önce bilimin tezlerine gereksinme var. Bilimin süzgecinden geçen tezlere. Toplumlar tezlerle kendilerini aşabilirler. Aylık, günlük görüşlerle değil. 21. yüzyıla girebilmek için bilim çevrelerinin kılavuzluğu lazım.

 

ÇÖKÜŞ MODELİ

 

23 Kas 2021

Türkiye’de iki konu sık sık işlenir: Birincisi, Rusya ile ABD’nin Kürt politikasının hiçbir farkının olmadığı, ikincisi de ABD ile Rusya’nın Suriye’nin “paylaşımında” anlaştığı konuları…

Bugünlerde yine ABD ile Rusya’nın Suriye’de anlaştığı iddiaları gündeme getiriliyor. Oysa “Suriye’yi paylaşma” diye sunulan anlaşma, Suriye’deki Amerikan ve Rus askerlerinin olası çatışmasını önlemek üzere “askeri koordinasyonla” sınırlı olan bir anlaşmadan ibarettir.

BİRLİK - AYRILIK FARKI

İkinci konu ise daha çok ABD’nin “günahını” hafifletmek isteyen Amerikancıların “Moskof düşmanlığı” üzerinden gündeme getirilir. ABD’nin PYD’ye desteğini “normalleştirmek” için, “PYD’nin Moskova’da temsilciliği var” derler ve bu gerçek üzerinden Rusya’nın da ABD gibi PYD’yi desteklediğini savunurlar. Hatta buradan hareketle Türk-Rus işbirliğini sabote etmeye kalkarlar.

07 Kas 2021

Mehmet Eymür yine sahnede. Yeni şey söylemeden, 40 yıldır söylediklerini tekrarlayarak yine gündem oldu, konuşuldu, tartışıldı.

Oysa Eymür, bunlardan fazlasını, MİT’ten atıldığında, MİT’in arşivini çalarak gittiği ABD’de kurduğu “atin” adlı internet sitesinde yazmıştı.

O nedenle Eymür’ün söyledikleri ve basında “yeniymiş” gibi tartışılan konular üzerinde durmayacağız. Ancak Eymür’ün anlattıklarından hareketle bir “devlet analizi” yapmaya çalışacağız.

HUKUKSUZ DEVLET

Devletin en önemli kurumlarından olan MİT’te üst düzey yöneticilik yapmış; 12 Mart, 12 Eylül ve 90’ları devlet görevlisi olarak geçirmiş Mehmet Eymür’ün iki sözü, “devlet” ve “devlet görevlisi” anlayışının tipik yansımasıdır:

06 Eki 2021

Ekmek ve gıda, tıpkı hava gibi, su gibi hayatın vazgeçilmezleri... 1.5 yılı aşkın zamandır yaşadığımız salgın ortamı, sağlıklı ve yeterli gıdanın önemini herkese gösterdi, gösteriyor. Şimdiye kadar bu konuları yeterince önemsemeyenlere de hayatın içinde gerçeği öğretiyor, kavratıyor. Hem de acı biçimde! Son dönemde yaşanan “fahiş fiyat” tartışmalarının altında da bu gerçekler yatıyor.

Peki, tüm bu yaşananlardan ders alması gereken yetkililer, acaba yeterince ders çıkarıyorlar mı derseniz; maalesef bu soruya gönül rahatlığıyla olumlu yanıt veremiyoruz. Çünkü tarıma, çiftçi kesimine verilmesi gereken destek verilmiyor. Gösterilmesi gereken ilgi ve duyarlılık hâlâ gösterilmiyor!

Biz işte bu yazı dizimizde, kırsal kesimden, üreticilerden yükselen tepkilere ses vermeye, onların çığlığını yansıtarak ve yankılayarak büyütmeye çalışacağız. Bir türlü görmek ve duymak istemeyenlere, elimizden geldiğince göstermek ve duyurmak isteyeceğiz.

06 Eki 2021

Bugünlerde çiftçinin bir başka büyük derdi kuraklık. İçinde bulunduğumuz dönemde, iklimsel değişiklikler nedeniyle birçok bölgede yoğun biçimde kuraklık yaşanmaktadır. Bu durum, ister istemez, tarladaki, bağdaki ve bahçedeki üretim faaliyetini doğrudan ilgilendirmektedir. Su ve sulama ihtiyacını artırmaktadır. Tarımsal ürünlerde verim ve rekolte düşüklüğüne yol açmaktadır. Dolayısıyla çiftçinin işi daha da zorlaşmakta ve kazancı azalmaktadır. 

Kuraklıktan en çok etkilenen yörelerin başında İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri gelmektedir. Bu durum özellikle bu yörelerde ağırlıklı olan hububat üretimini olumsuz etkilemektedir. Yeraltı sularımızda da olumsuzluklar yaşanmaktadır. Yeraltı sularının hoyratça kullanıldığına dikkat çeken DEÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, jeotermal ve yeraltı sularının kullanımının mutlaka denetim altına alınması gerektiğini vurgulamaktadır. 

06 Eki 2021

Gıda üretimi denilince ilk akla gelen başta buğday, arpa olmak üzere tahıl, hububat üretimidir. Bir zamanlar kendi kendine yetebilen ülkeler arasında sayılan ülkemiz için buğday ve hububat üretimi büyük önem taşır. Son dönemlerde, bu sembol ürünlerde de maalesef ithalatçı olduk, dışarıya bağımlı hale geldik. Üstelik buğday üreticimizden esirgenen fiyat ve maliyetlerle dışarıdan ithalat yapıyoruz.

Bu yıl buğday üreticisi, bir yandan kuraklıkla uğraşırken öte yandan kuraklıkla doğrudan ilişkili olan verim ve rekolte düşüklüğü ile karşı karşıya kaldı. Bir de fiyat sorunları eklenince tıpkı kuruyan başağın boynunu büküşü gibi buğday üreticisinin de beli büküldü. Dolayısıyla buğday ve tahıl üreticisi alabildiğine dertli. Tüm bu zorluklar, üreticinin ekimden, dikimden, üretimden uzaklaşmasını da beraberinde getiriyor. Sözün özü, ülkemizin gıda ve tarım üretiminde tehlike çanları çalıyor.

Sayfalar