sendika

yurtiçi kargo'da sendika düşmanlığı mahkeme kararıyla tescillendi
‘Kural istemiyorlar, sendikal mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz’ Sendikal haklarını kullanan işçilere yönelik tehditlerle istifa kâğıtları imzalatmaktan, onlarca sendika üyesini işten çıkarmaktan ve anayasal haklarını çiğnemekten geri durmayan Yurtiçi Kargo işvereninin sendika karşıtı tutumu, mahkeme kararıyla tescillendi. TÜMTİS'ten yapılan açıklamaya göre sendikanın örgütlenme çalışması yaptığı Yurtiçi Kargo'da 60'tan fazla üye işten çıkarıldı. İşten çıkarılanlar için işe iade davaları açıldı. Yurtiçi Kargo işçisi olmasına rağmen muvazaalı olarak alt işveren Turan Kargo'da sigortalı gösterilirken işten çıkarılan Veysel Dönmez hakkında, İstanbul 28. İş Mahkemesi'nde işe iade davası açıldı. İstanbul 28. İş Mahkemesi'nde dün (30.03.2021) görülen duruşmada mahkeme, Dönmez'in "sendikal nedenle" işten çıkarıldığına, asıl işveren olan Yurtiçi Kargo'da işe iadesine, işe başlatması ya da başlatmaması şartına bağlı olmaksızın bir yıllık brüt ücreti tutarında sendikal tazminata ve 4 aya kadar boşta geçen süre ücretinin ödenmesine hükmetti. ‘Güçsüz, güvencesiz ve örgütsüz bırakmak istiyorlar’ Kararı değerlendiren TÜMTİS Başkanı Kenan Öztürk, "Yurtiçi Kargo'da işverenin baskı ve tehditlerine rağmen işçiler sendikamıza üye olmaya devam etmektedirler. Yurtiçi Kargo'da baskı, hak ihlali ve hukuksuz uygulamalar mahkemenin bu kararıyla birlikte bir kez daha belgelenmiş oldu" dedi. Yurtiçi Kargo'da işçilerin fazla mesai ücreti almadan günde 1214 saat çalıştığını belirten Öztürk, "Yurtiçi Kargo, kuralsız, esnek çalışma ile işçileri sendikal haklardan mahrum bırakarak sömürü koşulları altında çalıştırmak istiyor. Bu uygulamaları ile işçileri yalnızlaştırıp tek başına, işverenin karşısında güçsüz, güvencesiz ve örgütsüz bırakmak istiyor. Yurtiçi Kargo, haksız ve hukuksuz yöntemlerden, işçilere baskı yapmaktan, işçilerin haklarını çiğnemekten vazgeçmeli; onlara emeklerinin karşılığını vermeli, en temel ve demokratik hakkı olan sendikalaşma hakkına saygı göstermelidir" diye konuştu.  
emekliler ek zam talebiyle alanlara çıkıyor
Tüm Emekli-Sen: Geçinemiyoruz, İsyandayız, 1 Nisan’da Alanlardayız! Hükümetin 2021 yılı bütçe yasası ile sahte enflasyon oranına göre emekli aylıklarına yaptığı yetersiz maaş artışını bir kez daha protesto etmek ve enflasyon karşısında eriyen emekli maaşlarına ek zam yapılması talebinde bulunmak için, Tüm Emekliler Sendikası (Tüm Emekli-Sen) 1 Nisan 2021 Perşembe günü, örgütlü olduğu tüm il ve ilçelerde eş zamanlı basın açıklaması gerçekleştirecek. Ülke çapında örgütlü 115 Şube ve Temsilcilikte 15.000 üyesi bulunan Tüm Emekliler Sendikası Genel Başkanı Salman Hürkardeş gazetemize yaptığı açıklamada, sendikalı ve sendikasız tüm emekli yurttaşları basın açıklamasına katılmaya davet etti. Hürkardeş, “Temel ihtiyaç maddelerine art arda gelen zamlarla emekli maaşlarının açlık sınırının bile çok altına düştüğünü, maaş zammı olarak yapılan artışların 15 gün bile sürmediğini, salgın koşullarında bile emeklilerin sağlık haklarından kısıntı yapılmaya çalışıldığını ve yaşam şartlarının emekliler açısından günden güne ağırlaştığını” vurguladı. Tüm Emekli-Sen Genel Başkanı Salman Hürkardeş, 2-3-4 Şubat 2021 tarihinde telekonferans yoluyla yaptıkları genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısında oluşan eğilimleri ve görüşleri değerlendiren Merkez Yürütme Kurulunun, 1 Nisan 2021 tarihinde ülke çapında “Geçinemiyoruz, İsyandayız” temalı eş zamanlı basın açıklaması yapma kararı aldığını belirtti.  
Jeff Bezos
Bir arkadaşımın önerisiyle, oturdum bugün bir web sitesini inceledim. Sitenin kurucusu Amazon firması. Amazon’un sahibi Jeff Bezos dünyanın en zengin dolar milyarderi olarak biliniyor. Pandemi döneminde şirketler iflas ederken onun firması paraya para kattı. Kargo ulaşımından film dizi platformuna, bulut teknolojisinden robotiklere, benim ismini hatırlamakta zorlandığım çeşitli teknolojik yeniliklere varıncaya kadar artık giderek günlük hayatımızın bir parçası olan Amazon firması. Sendikal meselelerle ilgilenenler biliyor, firma Noel gibi, milli bayramlar öncesi gibi yoğun kargo dönemlerinde işçilerini maruz bıraktığı insanlık dışı davranışlarla anılıyor. Sadece makinelerden ve robotlardan ibaretmiş gibi pırıl pırıl bir izlenim veren firmada, evet haklısınız, çalışan insanlar da var. Bu işçiler yıllardır sendikalaşıp biraz daha insanca muamele görmek istiyorlar. Yazının devamı için tıklayınız.
emek ve çevre düşmanı musk
Elon Musk’ın CEO’su olduğu Tesla, Almanya’da elektrikli araç fabrikası kurarken metal işçilerinin toplu sözleşme talebini reddetti, işçiler greve hazırlanıyor. Fabrikanın kurulduğu 91 hektarlık ormanda binlerce ağacın kesilmesine de çevre hakları savunucuları tepki gösterdi. ABD’li otomotiv şirketi Tesla bir kez daha emek sömürüsüyle gündeme geldi. Avrupa’daki ilk elektrikli araç fabrikasını Almanya’da kuran şirket, işçilerin toplu sözleşme talebini reddetti. Ülkede 2,3 milyon üyesi olan metal işçisi sendikası IG Metall, Tesla CEO’su Elon Musk’ın işçi düşmanı politikalarına tepki gösterdi. Ekonomi merkezli yayınlar yapan Bloomberg dün yayınladığı haberde, IG Metall’in Tesla’ya işçilerle toplu sözleşme imzalanmasının talep edildiği bir mektuba yer verdi. Buna göre, şirketin bu talebi reddetmesi üzerine işçiler genel greve hazırlanmaya başladı. Tesla’nın, depo işçileriyle toplu sözleşme imzalamayı reddeden Amazon’un izinden gittiğini açıklayan sendika, Elon Musk’ın, Almanya’daki işçileri ABD’de olduğu gibi düzensiz gelir ve çalışma koşullarına zorladığını vurguladı. Sendikanın yerel bir lideri de Musk’ın toplu sözleşmeleri “şeytan işi” olarak görmemesi gerektiğini söyledi. Çevreciler de tepkili Berlin yakınlarında fabrikanın kurulduğu 91 hektarlık ormanda binlerce ağacın kesilmesine de çevre hakları savunucuları tepkili. Bölgedeki doğal yaşamın ve su kaynaklarının olumsuz etkilendiğini belirten aktivistler, fabrika inşaatının durdurulması için yerel mahkemede dava açmıştı. Davayı kaybeden şirket bir üst mahkemenin karara itirazıyla inşaata devam etmişti. Yerel basın ise Tesla’nın bölgedeki orman karıncası kolonilerini, sürüngen ve yarasaları başka bölgelere taşımak için uzmanlarla görüştüğünü yazmıştı. Alman hükümeti destekliyor Almanya hükümeti ise Tesla’nın ülkedeki faaliyetlerinden memnun. Ekonomi Bakanı Pete Altmaier, fabrikanın tüm gereksinimlerini 2021 ortasına kadar yerine getireceklerine ilişkin taahhütte bulundu. Musk’ın hayranı olduğunu daha önce dile getiren Volkswagen CEO’su Herbert Diess ise IG Metall sendikasını “eski, kabuk tutmuş yapıyı sürdürmeye çalışmak” ile suçluyor. Parça tedarikçileri Continental AG ve Schaeffler AG şirketleri de sendikanın “daha esnek anlaşmalar için toplu sözleşmelerden vazgeçmesini” istiyor. Kaynak: BirGün  
meclis emekliyi görecek mi
CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel’in emekli aylıkları arasındaki maaş farklılıklarının giderilmesine ilişkin verdiği yasa teklifi, bugün (1 Aralık) TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek. Teklif kabul edilirse, '2000 öncesi ve 2000 sonrası' emekli olanlar arasındaki maaş farkları giderilmiş olacak. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılmasını ve aylık bağlama oranının yüzde 70’e çıkmasını öngören teklife ilişkin yazılı açıklama yapan Sertel, Türk Lirası’nın döviz karşısında hızlı değer kaybının, işçi, memur, emekli gibi maaşlı kesimin satın alma gücünü erittiğini, en düşük emekli maaşı 1500 lira olan bir emeklinin maaşındaki erimenin dolar karşısında 525 lira olduğunu ve maaşının satın alma gücünün 975 liraya indiğini kaydetti. Sertel, “2002 yılında aylığıyla yaklaşık 8 çeyrek altın satın alabilen en düşük işçi emeklisinin şimdi maaşı sadece 2 çeyrek altına yetiyor. İşçi emeklisi aradan geçen 18 yılda refahı artacağına 6 çeyrek altın birden kaybetti. Emeklilerimizin neredeyse yarısına denk gelen 4 milyon 179 bin 840 emeklimiz, asgari ücretin altında bir maaş almakta. Emeklilerimiz iktidar partisi eliyle açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmişlerdir” diye konuştu. 'Alın size reform' 12 milyonu aşan emeklinin düşük maaş ve maaş adaletsizlikleri nedeniyle açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edildiğine işaret eden Sertel, şunları kaydetti: “Son dönemde sıklıkla reform mesajı veren iktidar partisi bu reformlara önce insanların yaşam standardını düzelterek başlamalıdır. Ülkemizde 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olanlar, 8 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008 arasında sigortalı olanlar ve 30 Nisan 2008 sonrasında sigortalı olanlar olmak üzere üç ayrı sistem ve bu sistem arasında ciddi adaletsizlikler var. Bu adaletsizlik giderilsin, alın size bir reform. Toplumun tüm kesimlerini bölen ve ayrıştıran AKP İktidarı emekliler arasında da ayrımcılık yapmıştır. 2000 yılı öncesi emekli olanların intibak aylıkları ile 2000 yılı sonrası intibak yapılmayan emeklilerin aylıkları, prim kazançları ve prim ödeme gün sayıları aynı olmasına rağmen, emekli aylıklarında farklılıklar oluşmuştur. Türkiye’de emekli olanlar, açlık sınırının altında maaş almakta dolayısıyla insanca yaşayamadıkları için ikinci bir işte çalışmaktadırlar.”  
asgari ücret toplantıları başlıyor
Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, asgari ücretin belirlenmesi için yapılacak ilk toplantının tarihini 4 Aralık'ta yapılacağını açıkladı. Asgari ücret nasıl belirleniyor? Asgari ücreti, yasa gereği 5'er işçi, işveren ve devlet temsilcisi olmak üzere 15 kişiden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirliyor. Bu komisyonda, en fazla üyeye sahip konfederasyon olduğu için işçi tarafını Türk-İş temsil ederken, TİSK işveren tarafı adına masa bulunuyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Selçuk'un başkanlığında, Bakanlık'ta yapılacak ilk toplantının ardından komisyon, işçi ve işverenin ev sahipliğinde de ayrı ayrı toplanıyor. Komisyon, son toplantısını yine Bakanlık'ta yapıyor. Bakanlığın belirlediği üyelerden birinin başkanlık ettiği komisyon, en az 10 üyenin katılımıyla toplanıp, oy çokluğuyla karar veriyor. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın çoğunluğu sağladığı kabul ediliyor. Asgari ücret 2020 yılı için brüt 2 bin 943 lira, net 2 bin 324 lira 70 kuruş olarak uygulanıyordu.  
sistem sendikaya karşı
Kadroya alınan 400 bin taşeron işçi, 1 Kasım itibarıyla yeni sendikalarına üye olacaklardı ama üyelik sistemi çöktü. Oysa tarih 2 yıldır biliniyordu. Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre, hükümet, 2018’de kamudaki taşeron işçileri kadroya, belediyelerdeki taşeron işçileri ise belediye şirketlerine geçirdi. Ancak bu işçilerin ücretleri Yüksek Hakem Kurulu’nun (YHK) bağıtladığı sözleşmelere endekslendi. Bu nedenle yüz binlerce işçi, iki yıldır altı ayda bir aldıkları yüzde 4’lük zamla geçinmeye çalışıyordu. Bu işçilere enflasyon farkı da verilmedi. Bir tuhaf savunma Bu sıkıntılı süreç belediye işçileri için 30 Haziran, kamudaki işçiler için 30 Ekim’de sona erdi. Yeni dönem kapsamında bu işçilerin artık asıl işin girdiği işkolunda bulunan sendikalara üye olmaları gerekiyor. Kamuda kadroya alınan yaklaşık 400 bin taşeron işçi de dün itibarıyla yeni sendikalarına üye olmak için e-Devlet üzerinden işleyen üyelik sistemine girmeye çalıştı. Ama sistem çöktüğü için işçiler yeni sendikalarına üye olamadı. Bunun üzerine işçiler, sendikalardan, sendikalar da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan bilgi almaya çalıştı. Yetkililer, “sistem kurulurken yüz binlerce işçinin bir anda sendika değiştireceğinin düşünülmediği” savunmasını yaptı. Sorunun 1 hafta kadar süreceği belirtiliyor. Oysa 2018’de işçiler kadroya geçirilirken 1 Kasım 2020’de yeni dönemin başlayacağı biliniyordu. İşçiler yeni sendikalarına üye olduklarında bunların imzaladığı sözleşmelerin kapsamına girecekler. Sendikalar da işverene başvurarak bu işçilerin kapsama alınmasını isteyecek. Ancak işçiler yeni sendikalarına üye olamadıkları için hak kayıpları oluşuyor. Sendikalardan tepki Sendikalar sistemde yeni işçileri göremiyor. Konuyu değerlendiren sendika yöneticileri, şunları vurguladı: “Bu durum iki yıl öncesinden biliniyordu. Hiçbir hazırlık yapılmamış. Neden hazırlık yapılmadı? Bunun böyle olacağı bilinmiyor muydu? Bir hafta sonra işçilerimiz haklı olarak ‘Ben sözleşmeden yararlanamadım. 10 günlük alacağım var’ diyeceklerdir. Buna nasıl çözüm bulunacak? Yine sendikalar bazı işyerlerinde yetki için başvuracaklar. Ancak şu anda sendika kendi üyesini bilemiyor. Soruna bir an önce çözüm bulunmasını bekliyoruz.”  
Ülkemizde emek piyasası ve sendikalı yaşamın güncel durumunu gözler önüne seren sayısal veriler her altı aylık dönemlerde açıklanmakta. Sendika ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu gereğince işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin istatistikler kamuoyu ile paylaşılmakta. Bu istatistiklerden en sonuncusu 2020-Temmuz ayının sonunda açıklandı? Açıklanan veriler ışığında iş kollarının durumları incelendiğinde pandemi süreci ile eşdeğer bir şekilde sendikalı çalışma yaşamının da etkilendiği görülmekte. Covid-19’un hızla etkilerini artırdığı dönemde emek-iş gücü piyasasının daha az etkilenmesi için bir takım sıralı tedbirler alınmıştı. Bunların en önemlisi; 17 Nisan’da başlayan ve 17 Ağustos’a kadar uzatılan üç aylık işten çıkarma yasağı oldu. 31 Temmuz 2020 tarih ve 31202 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2811 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile İş Kanunu’nun Geçici 10’uncu maddesinde yer alan süreler bir ay daha uzatıldı. Sonrasında yapılan değişiklikle her türlü iş veya hizmet sözleşmesi, 17 Eylül 2020’ye kadar ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında işveren tarafından feshedilemeyecek ve yine 17 Eylül 2020 tarihine kadar işveren işçiyi tamamen veya kısmen ücretsiz izne ayırabilecek ancak bu ücretsiz izne ayrılmanın işçiye haklı nedene dayanarak sözleşmeyi fesih hakkı vermeyecektir. Bugün çalışma yaşamını doğrudan etkileyen düzenlemeler yapılarak işsizliğin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Sendikaların 20 iş kolu sınıflandırmalarına göre bakıldığında özellikle değişimin 2017-Ocak ve 2020-Ocak'ta yayınlanan iki istatistik dönemi ele alınarak bakıldığında sonuçların sendikalı yaşamı ne kadar etkilediğini görebilirsiniz. Özellikle pandemi sürecinde iki iş kolu sağlık ve ilaç sektörünün çalışan sayılarında yaşanan artış ve sendikalı olma durumu yaşanan süreci özetlemektedir. Pandemi süreci sendikalı çalışan sayılarının azaldığı iş kolları 1. İş kolu olan Avcılık ve Tarım Ormancılık iş kolunda çalışan sayısı artmasına rağmen toplam sendikalı sayısında %4’lük bir azalma olmuştur. 11. Çimento Toprak ve Cam iş kolunda çalışan sayısı artmasına rağmen sendikalı çalışan sayısı % 3 oranında azalmıştır. 13. İnşaat iş kolunda pandemi sürecinde verilen kredi ve destekler nedeniyle sektörde çalışan kişi sayısının ciddi artış gösterdiğini görmekle beraber sendikalı kişi sayısının da azaldığını üye sayıları istatistiğinde görebilmekteyiz. 16. Gemi Yapımı ve Deniz Taşımacılığı, ardiye ve antrepoculuk iş kolunda çalışan sayısı yüzde 9 oranında artmış olmasına rağmen sendikalı çalışan sayısı azalmıştır. 19. Savunma ve Güvenlik iş kolunda hem çalışan sayısı ve sendikalı sayısı azalmıştır. Pandemi süreci sendikalı çalışan sayılarının arttığı iş kolları 4. Petrol ve Kimya, Lastik Plastik Ve İlaç iş kolunda pandemi döneminde sürecinde etkisi ile çalışan işçi sayısı artmış olmasına rağmen sendikalı sayısı nerede ise sabit kalmıştır. 7. İletişim iş kolunda çalışan sayısı azalmış olmasına rağmen sendikalı işçi sayısı artmıştır. 17. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışan sayısı 2020 Ocak ayı istatistiklerinde 468 bin 669 kişiyken 2020 Temmuz ayı istatistiklerin de 514 bin 59 kişiye ulaşmış sendikalı çalışan sayısı da 13 bin 145 kişi olarak ciddi artış göstermiştir. Kaynak: Dünya
emekliler eylem yaptı emekli maaşı ile geçinemiyoruz
“İnsanca yaşamak istiyoruz, maaşlara ek zam yapılsın” Tüm Emekliler Sendikası (Tüm Emekli-Sen) Genel Merkezinin eş zamanlı eylem kararı gereğince, Tüm Emekli-Sen İstanbul Şubeleri tarafından, TÜİK’in açıkladığı sahte enflasyon oranına göre Temmuz ayında emekli maaşlarına yapılması öngörülen % 4 lük maaş zammını protesto etmek, insanca ve onurlu bir yaşam için yaşanabilir bir ücret ve toplu sözleşmeli sendika hakkı talebiyle 25 Haziran 2020 Perşembe günü Kadıköy İskele Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirildi.      “Boş tencere, boş file, mutfakta yangın var. İnsanca ve onurlu bir yaşam istiyoruz” Sendikalı ve sendikasız çok sayıda emekli yurttaşın katıldığı eylemde; “Emekli maaşı ile geçinemiyoruz, insanca yaşamak istiyoruz, maaşlara ek zam yapılsın” yazılı pankart açılarak; “Boş tencere, boş file, mutfakta yangın var”, “Emekli maaşı kiraya yetmiyor, ek zam istiyoruz”, “Faturaları ödeyemiyoruz, ek zam istiyoruz”, “İnsanca ve onurlu bir yaşam istiyoruz”, “Tüm Emekliler Sendikası’nın çarşı, pazar, market ve manavda yaptığı araştırma sonucunda enflasyon % 60 olarak tespit edilmiştir” ve “Sahte enflasyona göre yüzdelik zam değil, toplu sözleşmeli sendika hakkı istiyoruz” yazılı dövizler taşındı. “Sahte enflasyona göre yüzdelik zam değil, toplu sözleşmeli sendika hakkı istiyoruz” Tüm Emekli-Sen Maltepe Şubesi Basın Yayın Sekreteri Selim Dikel yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Emeklilere insanca onurlu bir yaşam ve toplu sözleşmeli sendika hakkı için, işçi, memur ve Bağ-Kur emeklisi sendikalı ve sendikasız emekli yurttaşlar olarak sorunlarımızı ve taleplerimizi duyurmak amacıyla bugün tüm yurtta alanlardayız. Art arda gelen zamlar, büyüyen vergiler, küçülen maaşlar, işsizlik, yoksulluk, enflasyon ve hayat pahalılığı. Peki, çaresiz miyiz? Hayır, bin kere hayır. Artık yeter, emekli maaşı ile geçinemiyoruz. Sadaka istemiyoruz. İnsanca yaşamak istiyoruz. Ekonomik krizin ve bütçe açığının sorumlusu emekliler değildir. Krizin bedelini krizi yaratanlar ve ekonomik krize rağmen kriz koşullarında daha da zenginleşenler ödemelidir. Onlar bir avuç, biz milyonlarcayız. Biliyoruz ki, bizim gücümüz birliğimizdedir. Birlikte güçlüyüz, birlikte başarabiliriz. Tek yapmamız gereken el ele vermek, yan yana gelmek, omuz omuza yürümektir.” “Emekli maaşı kiraya yetmiyor, faturaları ödeyemiyoruz, ek zam istiyoruz” Tüm Emekli-Sen İstanbul Şubeleri adına Kadıköy Şubesi üyesi Semra Aydın tarafından okunan basın açıklamasında; “8 milyon civarında emeklinin maaşı 2.000 TL’nin altındadır. Yani 8 milyon emeklimiz açlık sınırının altında maaş almaktadır. Bu yüke bir de maske, dezenfektan vs giderler salgın nedeniyle eklenmiştir. Emekliler bu dönem ne yazık ki ekmekle maske arasına sıkıştırılmışlardır. Siyasi iktidar bu salgını bahane ederek bir yandan işçi sınıfının kıdem tazminatı ve emeklilik hakkı gibi kazanılmış haklarını yok etmeye çalışırken, diğer yandan baskıcı yasalarla ve uygulamalarla toplumsal muhalefeti sindirmeye çalışmaktadır. Tüm Emekliler Sendikası iktidarın bu baskıcı, yasaklayıcı, yok sayıcı yaklaşımına karşı hak ve taleplerini dile getirmekte ısrarcıdır” denildi. Açıklamada; “Salgın süresince destek yerine borçlandırmayı seçen ve teşvik eden siyasi iktidar, bu yolla emeklinin faiz batağına, tefeci batağına düşmesini de adeta teşvik etmektedir. Temmuz ayında maaşlarımıza yapılacak olan yüzdelik zammın derdimize çare olmayacağını, zaten temel ihtiyaç maddelerine yılbaşından bu yana yapılan ve nerdeyse % 50 oranını bulan zamlarla bu yüzdelik zammın çoktan geri alındığını biliyoruz. Krizin ve olumsuzlukların sebebi emekliler değildir. Sonucunu da emekliler çekemez. Temmuz ayında yapılacak olan ve yüzdelik bile sayılamayacak zamlar ile güya enflasyon farkı komik bile denemeyecek oranlardır. Emeklilerin yüzdelik zamlara değil, insanca yaşayacak ücrete ihtiyacı vardır. Bizi açlıkla, yoksullukla, baskıyla terbiye edeceğini sananlar yanılıyorlar” denilerek siyasi iktidardan aşağıdaki taleplerde bulunuldu: - En düşük emekli maaşı, açlık ve yoksulluk sınırı rakamları dikkate alınarak insanca yaşayacak bir düzeye yükseltilmelidir. - Emekli maaşlarının sahte enflasyon oranına göre yüzdelik zamlarla belirlenmesi uygulamasından derhal vazgeçilerek, emekli aylıklarının toplu sözleşme yolu ile belirlenmesi için gerekli olan yasal ve anayasal düzenlemeler bir an önce gerçekleştirilmelidir. - Yılda 2 kere verilen ikramiyeler 4 sefere çıkarılmalı ve maaş tutarında ödenmelidir. - Sağlık hizmeti alırken yapılan kesinti ve katkı payları kaldırılmalıdır. Sağlık hizmetleri tamamen ücretsiz ve kamu denetiminde olmalıdır. - Emekliler için Mart ayından geçerli olmak üzere 6 ay süresince her ay için 2.000 TL salgın desteği yapılmalıdır. - İkinci bir işte çalışmak zorunda kalan emeklilerin hak kayıpları devlet tarafından karşılanmalıdır. - Elektrik, su ve doğalgaz emekliler için % 50 indirimli olmalıdır. Aradaki fark sosyal devlet olmanın bir gereği olarak devlet tarafından karşılanmalıdır. - Emekliler ve eşleri toplu ulaşımdan ücretsiz olarak yararlanmalıdır. Çok sayıda emekli yurttaşın katıldığı basın açıklamasına vapurdan inen yurttaşların da ilgi göstererek destek verdiği görüldü.  
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıktı iş cinayetleri arttı
Tüm çalışanlar sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınarak, sigortasız ve sendikasız çalıştırma yasaklanmalıdır! TMMOB Makina Mühendisleri Odası Başkanı Yunus Yener 4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası nedeniyle bir açıklama yaptı.  MMO Başkanı Yener yaptığı açıklamada, “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıktıktan sonra iş kazaları ve cinayetlerinde görülen sürekli artış dikkat çekicidir.” denildi.    Yener açıklamasını şöyle sürdürdü: 4-10 Mayıs tarihleri, ülkemizde 1987 yılından bu yana İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’dır ve işçi sağlığı-iş güvenliği konusu genellikle göstermelik etkinliklerle geçiştirilmektedir. Bu yıl ise dün (3 Mayıs) itibarıyla ilgili Bakanlık ve Genel Müdürlüğün internet sitelerinde konuyla ilgili hiçbir etkinlik ve duyurunun yer almadığı görülmektedir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG); tıp, mühendislik ve sosyal bilimlerle ilgili çok bilimli bir alandır. Odamız bu kapsamda on yıllardan beri İSİG üzerine yürüttüğü mesleki eğitim, belgelendirme, periyodik kontrol, kongre, sempozyum, panel, söyleşi, seminer, rapor vb. çalışmaların yanı sıra her yıl bilgilendirici, uyarıcı açıklamalarla konuyu gündeme taşımaktadır. Mesleki kamusal sorumluluklarımız dolayısıyla bu yıl da İSİG ile ilgili bazı gerçekleri kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. İSİG mevzuatını sermaye çıkarları belirlediği için vakalar sürekli artıyor. İş kazaları sonucu toplu ölümlerin artması üzerine 2012 yılında çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile iş güvenliği uzmanlığı, işyeri hekimliği ve diğer sağlık personeli ile ilgili mevzuat da dâhil olmak üzere nerede ise tüm yönetmelikler defalarca sorunlu bir şekilde değiştirilmiş, buna rağmen kazalar ve iş cinayetleri artarak devam etmiştir. Aşağıdaki tablo bu durumu açıklıkla yansıtmaktadır. Tablonun 2012 yılı sonrasına dair satırlarındaki parantez içindeki veriler İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne aittir. 2019 yılı SGK verileri açıklanmadığı için tabloda yer almamaktadır ancak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2019 yılında 1.736 emekçi hayatını kaybetmiştir. Kayıt dışı işçileri kapsamayan bu SGK verileri değerlendirildiğinde 2012’ye göre 2018’de meydana gelen iş kazaları yüzde 475 oranında artmıştır. Bu verilere göre 2018 yılı iş kazası sayısı ve iş kazası sıklık hızında, 2017 yılı da iş kazası sonucu ölüm vakalarında 1996 sonrasının doruğu olmuştur. İş kazası sayısı 1.000’in üzerinde olan il sayısı da 2010-2018 yıllarında sürekli artmış ve 2010 yılında 14 il iken 2018 yılında 50 ile çıkmıştır. 2013 yılından itibaren iş kazası olmayan il kalmamış ve iş kazaları Türkiye’nin en küçük illerine kadar yayılmıştır. 2012 yılında çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na rağmen iş kazaları/cinayetlerinde görülen artışlar, sermayenin azami kâr hırsı ve emek aleyhine politikalardan kaynaklanmaktadır.  Serbestleştirme-özelleştirme, sendikasızlaştırma, esnek/güvencesiz ve kayıt dışı istihdam, çalışma koşullarının ağırlığı, kadın, genç, çocuk emeği sömürüsünün yoğunluğu ve en son Covid-19 salgınına karşı önlemlerin yetersizliği nedeniyle iş kazaları ve meslek hastalıkları artmaktadır.  DİSK üyesi işçiler arasında yapılan bir araştırma, işçilerdeki Covid-19 pozitif vakası oranının Türkiye genelinin 3,2 katı olduğunu göstermiştir. Meslek hastalığı verilerinin aşırı sorunlu yapısı sürüyor  Örneğin SGK 2013-2018 verilerinde meslek hastalıklarından dolayı hiç ölüm yoktur! İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre ise 2013-2018 yıllarında en az 82 emekçi meslek hastalıklarından dolayı hayatını kaybetmiştir. SGK’ya göre 1997-1999 yıllarında 545 kişi meslek hastalıklarından ötürü hayatını kaybetmişken 2000’den itibaren 18 yılda 77 kişi hayatını kaybetmiş görünmektedir.  Ancak “2018 yılı içinde meslek hastalığı sigortasından ölüm geliri bağlanan hak sahibi” 170; “Geçmiş yıllardaki aktif/pasif sigortalılığından dolayı 2018 yılı içinde meslek hastalığı sigortasından ölüm geliri bağlanan hak sahibi” 107, toplamda 277 kişi olduğu görülmektedir. Daha da ilginci ise ölüm geliri bağlanan hak sahiplerine ilişkin birikimli verilerde bulunmaktadır. Buna göne meslek hastalıklarından dolayı 5.404 dosya üzerinden 6.692 hak sahibine ölüm geliri bağlanmıştır. Bu arada ILO kabulleri çerçevesinde her yıl en az 10 bin emekçinin meslek hastalıklarından ötürü hayatını kaybetmesinin söz konusu olduğunu belirtmek gerekir. Kısaca hep belirttiğimiz üzere SGK verileri oldukça eksik ve sorunludur. İş güvenliği mühendisliği ve işyeri hekimliği dışlanıyor İSİG tıp, mühendislik ve sosyal bilimler ile bağlantılı olmasına karşın bu disiplinler mevzuatta adeta cezalandırılmaktadır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu sorumlulukları işverenden çok uzmanlara ve hekimlere yüklemiştir. İşyeri hekimi, mühendis, teknik eleman, hemşire ve diğer sağlık personeline yönelik eğitim hizmetleri dışarıdan satın alma yoluyla ticarileştirilmiştir. Özel öğretim kurumlarına yetki tanınmasıyla mühendislik meslek örgütlerinin fonksiyonu dışlanmıştır. Tam zamanlı iş güvenliği mühendisliği dışlanmış, uzmanlar işverene bağımlı kılınmış, iş kazalarında işverenlerin sorumluluğu kaldırılmıştır. Yüzlerce eğitim kurumu ve binlerce Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi kurulmasıyla adeta eğitim kurumu ve OSGB çöplüğüne yol açılmıştır. Bu ve bunun gibi bütün gerçekler gösteriyor ki İSİG mevzuatı sermaye güçlerinin çıkarlarına göre değil çalışanlardan yana; sendikalar, TMMOB, TTB, ilgili bilim çevrelerinin görüşleri ve kamusal denetim ekseninde düzenlenmeyi beklemektedir. Mevzuat düzenlenirken Mühendis/Tekniker ayrımı muhakkak olmalı ve Mühendis Eğitim, Belgelendirme ve Sicili Odalarına bırakılmalıdır. Yapılacak tüm düzenlemelerde asıl sorumluluğun işverende olduğu hususu yer almalı; işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının mesleki bağımsızlıkları ve iş güvenceleri korunmalıdır. İSİG ile ilgili düzenleme ve uygulamalar sektör, çalışan sayısı vb. hiçbir ayrım olmaksızın bütün işyerlerini ve tüm çalışanları kapsamalıdır. Tüm çalışanlar insana yakışır norm ve standartta bir sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalı; sigortasız, sendikasız çalıştırma yasaklanmalıdır. Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki, 100’den fazla çalışanın bulunduğu sanayi işletmelerinde “tam zamanlı” iş güvenliği mühendisi çalıştırılması zorunlu hale getirilmelidir. En son Covid-19 salgını, çalışanların sağlık hakkının yok sayıldığını bir kez daha göstermiştir. Sağlıklı yaşam, sağlıklı/güvenli koşullarda çalışma, nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmetine ulaşabilmenin temel haklardan olduğu hatırlanmalı, düzenleme ve uygulamalar bu gereklilikler üzerinden yeniden kurgulanmalıdır. Çalışılan işyerlerinde virüs bulaşmasını gerçekten ortadan kaldırılacak önlemler alınmalı, Covid-19 tespit edilen işyerlerinde faaliyetler durdurulmalıdır. İşyerlerindeki Covid-19 vakaları iş kazası olarak; sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak değerlendirilmeli; meslek hastalığı tespit süreci, tüm vakaların tespitine yönelik yeniden düzenlenmelidir.  

Sayfalar