sendika

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Çankaya Köşkü’nde 18 Mart Çarşamba günü düzenlenen Koronavirüs ile Mücadele Eşgüdüm Toplantısına DİSK’in davet edilmemesiyle ilgili olarak basın açıklaması yaptı. “Koronavirüs salgınıyla ve yaratacağı sosyal tahribatla mücadelenin, toplum olarak hep beraber verilmesi gereken bir mücadele olduğunu” vurgulayan Arzu Çerkezoğlu, “halkın sağlığının şahsi ideolojik takıntılarla, ayrımcılıkla, aklı esir alan kindarlıkla korunamayacağını” belirtti. DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun yaptığı basın açıklamasının tam metni: Halk sağlığına karşı ciddi bir tehdit olan Koronavirüs salgını ile ilgili bugün Çankaya Köşkünde düzenlenen Eşgüdüm Toplantısı, DİSK’in sürecin başından itibaren önerdiği bir düzlemdir. Konfederasyon olarak 11, 13 ve 20 Mart 2020’de konuya dair yaptığımız üç ayrı açıklamada, salgının yaratacağı risklerin, sosyal tahribatın ve çalışma yaşamındaki olumsuz sonuçların önüne geçilmesine dair önerilerimizi paylaştık. İşçi sendikaları konfederasyonları içinde sadece DİSK bu konuda kapsamlı çalışmalar yaparak, önlemlere dair öneriler geliştirerek, üyelerini ve kamuoyunu düzenli olarak bilgilendirirken hükümeti sosyal diyalog mekanizmalarını işletmeye çağırmıştır. Ancak toplantıya davet edilmeyen tek işçi sendikaları konfederasyonu da DİSK olmuştur. Çok sayıda işveren örgütlerinden diğer işçi sendikaları konfederasyonlarına onlarca kurumun katıldığı Koronavirüs ile Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’na DİSK çağırılmamıştır. Oysa DİSK yasal olarak çalışma hayatı sorunları konusunda muhatap alınması gereken üç işçi konfederasyonundan biridir. DİSK’in önerileri işverenlerin, hükümetin hoşuna gitmemiş olabilir. Devleti yönetenler ve işverenler DİSK’in bağımsız çizgisinden rahatsız da olabilir. Ancak toplum sağlığını ilgilendiren böylesi ciddi bir konuda bile müzakereden kaçmak kabul edilebilir bir tutum değildir. Koronavirüs salgınıyla ve yaratacağı sosyal tahribatla mücadele, toplum olarak hep beraber verilmesi gereken bir mücadeledir ve bu halkın sağlığı şahsi ideolojik takıntılarla, ayrımcılıkla, aklı esir alan kindarlıkla korunamaz. Aksine bu tutumun kendisi sosyal tahribat yaratmaktadır. DİSK’in gücü DİSK’e güvenen, DİSK’in sözüne kulak veren, DİSK’in yapacağı çağrılara yanıt veren örgütlü veya örgütsüz milyonlara işçiden gelmektedir. Bu mekanizmalara çağırılsın veya çağırılmasın DİSK, halk sağlığını ve işçi sınıfının haklarını korumak için mücadeleye devam edecektir.  
Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu Birleşik Kamu-İş Merkez Yönetim Kurulu ülkemizi etkisi altına alan koronavirüs salgını ile ilgili olarak yazılı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Dünya genelinde çok ciddi bir sağlık sorununa dönüşme riski taşıyan koronavirüsün ekonomik etkilerinin kriz ortamını daha da derinleştirdiği” belirtilerek, “AKP iktidarının bir kez olsun kriz salgını ortamında sermayeye teşvik vereceğine tüm emekçilerin gıda ihtiyaçlarını ve temizlik malzemelerini ücretsiz vermesi” istenildi. Birleşik Kamu-İş Merkez Yönetim Kurulu basın açıklamasının tam metni:  Dünya ve ülkemizi etkisi altına alan koronavirüsü yurttaşları kaygılandırmayı sürdürmektedir. Dünya genelinde çok ciddi bir sağlık sorununa dönüşme riski taşıyan koronavirüsünün ekonomik etkileri kriz ortamını daha da derinleştirmektedir. AKP iktidarının ülkeyi ağır bir ekonomik krize sürüklediği bilinmektedir ve iktidarın yurttaşları içine soktuğu işsizlik ve çaresizlik koşulları da büyütmektedir. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, koronavirüsünün ekonomiye etkilerine ilişkin “En fazla etkilenen sektörler öncelikli olmak üzere tüm sektörleri kapsayacak bir dizi destek ve önlem uygulanacaktır” ifadesi kabul edilemez. Her şey daha da kötüleşirken her koşulda sermayeye destek verilmektedir. Ülkemizde vatandaşın iş bulamadığı, ekonomik sıkıntılar nedeniyle intihar ettiği, evine ekmek götüremediği koşullar yaşanmaktadır. AKP iktidarı ve bakanlarının önceliğinin sermayeden yana olması kabul edilemez. Ekonomik kriz ortamında ve salgın hastalık ortamında öncelik yurttaşlar olmalıdır. Dünya genelinde çok ciddi bir sağlık sorununa dönüşme riski taşıyan koronavirüsünün ekonomik etkileri artmaya başladı. Koronavirüsünün artan etkisiyle birlikte yüzde 14’lük işsizlik oranı, yüksek enflasyon ve 450 milyar dolarlık dış borç  ülke ekonomisinde yaşanan krizi derinleştirmektedir. Ülkemizde koronavirüsü nedeniyle  esnaflar zor durumda kalmıştır. Ülkemizde virüs  nedeniyle okulların tatil edilmesiyle özellikle toplu taşımacılık yapan esnafımız başta olmak üzere tüm hizmet sektörleri etkilenmeye başladı. Yurttaşlar ise marketlere ve pazara uğrayamaz hale gelmiştir. Virüs korkusu nedeniyle insanlar neredeyse tüm sosyal aktivitelerini durdurmuş durumda. Restoranlar, sinemalar, ulaşım ağları salgından ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Günlük yaşam mücadelesi ve karşı karşıya kaldığı koronavirüsü nedeniyle en fazla etkilenenler emekçiler ve yoksullar olmaktadır. Salgın süresince yurttaşların su, elektrik ve doğalgaz faturalarının ücretsiz olarak sağlanması ve temel temizlik malzemelerini ve tıbbi maske gibi koruyucu malzemelerin tüm yurttaşlar için ücretsiz verilmesi öncelik olmalıdır. Ülkemizde sağlık sektörünün ticarileştirilmesi ve sağlığın piyasalaştırılması milyonlarca insanın olası salgın hastalıklarda nasıl zor durumda kalacağını göstermiştir. Koronavirüsünün bize gösterdiği şey, hastalıklarla sadece bireysel ve tıbbi yollarla mücadele edilemeyeceği kamucu politikalara ağırlık verilmesiyle sağlanacağını göstermiştir. Koronavirüsü ile sağlık hizmetleri ve çalışanlarının önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Üzülerek belirtiyoruz ki; Koronavirüsü dünyayı ve ülkemizi derin bir ekonomik ve siyasi krizin için sürükleyebilir. AKP iktidarı bir kez olsun kriz salgını ortamında sermayeye teşvik vereceğine tüm emekçilerin gıda ihtiyaçlarını ve temizlik malzemelerini ücretsiz vermelidir. Tüm dünyada panik ve kaygının olduğu ortamda seyahat kısıtlamalar ve sokağa çıkma yasaklarının konuşulduğu koronavirüs salgınının ne kadar süreceğinin bilinmediği koşullarda ekonomik ve toplumsal sorunların arttığı dönemde AKP iktidarı sadece sermayeye destek vererek kurtulamaz. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak; AKP iktidarını rakamlar ve istatistiklerin ötesinde salgının doğuracağı siyasi, ekonomik ve toplumsal sonuçları hakkında ciddi önlemler almaya çağırıyoruz.  BİRLEŞİK KAMU-İŞ  Merkez Yönetim Kurulu 17 Mart 2020  
Ülkemizdeki vaka sayısı giderek artan koronavirüs salgınına karşı risk gurubunu oluşturan yaşlı ve emekli yurttaşların korunması amacıyla kısa adı Tüm Emekli-Sen olan Tüm Emekliler Sendikası tarafından basın açıklaması yapıldı.   Açıklamada, “Yaşlıların, emeklilerin ve kronik rahatsızlığı olanların gerek kendi sağlıkları gerekse de virüsün bulaşıcılığını önleme açısından evden çıkmamaları ve kalabalık ortamlarda bulunmamaları gerektiği” vurgulanarak;  “2000 liranın altında maaş alan 8 milyondan fazla emeklinin bulunduğu ülkemizde emeklilerden kesilen tüm sağlık kesintilerinin kaldırılması” ve “evden çıkmaması önerilen yaşlıların ve emeklilerin sağlıklı beslenebilmeleri için sağlık bakanlığı birimleri ve yerel yönetimler aracılığıyla sağlıklı bir şekilde gıda yardımının yapılması” gerektiği belirtildi. Tüm Emekliler Sendikası Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılan yazılı basın açıklamasının tam metni şöyledir: Basına ve Kamuoyuna Bütün dünyada büyük bir hızla yayılan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından “geniş alana yayılmış” olarak tanımlanan koronavirüs, Sağlık Bakanının ülkemizde de görüldüğünü açıklamasıyla beraber ülkemiz gündeminin başına oturmuştur.  Bu açıklamanın hemen arkasından ise vaka sayısı hızla artmaya başlamış, kamu otoritelerinin, sağlık birimlerinin, sağlık işkolunda örgütlü sendikaların ve meslek örgütlerinin konuya ilişkin açıklamaları ve alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklamaları ardı ardına yayınlanarak kamuoyu ile paylaşılmıştır. Bu açıklamalara göre yaşlılar, emekliler, kronik rahatsızlığı olanlar bu virüs açısından en dezavantajlı ve riskli grubu oluşturmaktadır. Dolayısıyla evden çıkmamaları, kalabalık ortamlarda bulunmamaları gerek kendi sağlıkları gerekse de virüsün bulaşıcılığını önleme açısından iyi olacağı vurgulanmıştır. Bu çerçevede, üyeleri emeklilerden oluşan sendikamızın görüşleri şöyledir: - Üyelerimiz başta olmak üzere bütün emekli yurttaşlarımız hijyen koşullarına azami ölçüde uymalıdırlar. - Mümkün olduğu ölçüde kalabalık ortamlara girilmemeli toplu etkinliklerden kaçınmalıdır. - Virüsün yaygınlaşması ve öldürücü hale gelmesi, bütünüyle sağlık sisteminin özelleştirilmesi sonucu bozulması ve koruyucu hekimliğin göz ardı edilmesiyle doğru bağlantılıdır. Bir an önce koruyucu hekimlik kurum ve işleyişini sağlık sisteminin temeli haline getirmek gerekmektedir. - Ülkemizde 8 milyondan fazla emekli 2000 TL den daha düşük maaş almaktadır. Dolayısıyla emeklilerden kesilen teşhis, tedavi ve ilaç katkı payları bir an önce kaldırılmalıdır. - Yataklı tedavi birimlerinin steril ve hijyeni virüsün bulaşma ihtimalini yok edecek şekilde Sağlık Bakanlığı tarafından sağlanmalıdır. - Evden çıkmaması önerilen yaşlı ve emeklilerin sağlıklı beslenebilmelerinin yolları bulunmalı, gerek sağlık bakanlığı birimleri gerekse de yerel yönetimler aracılığıyla sağlıklı bir şekilde gıda yardımı yapılmalıdır. Bu gıda destek ve yardımları emeklilerin ve yaşlıların evlerine teslim şeklinde olmalıdır. - Toplu taşıma araçlarının salgın için taşıdığı olumsuzluk açıktır. Bu nedenle emekli ve yaşlıların ulaşım ihtiyacı kamu kurumları, ilgili birimler ve yerel yönetimler tarafından steril araçlarla kişiye özel sağlanmalıdır. - Emekli maaşının yetersizliği nedeniyle ikinci bir işte çalışmakta olan emekliler salgın süresince ücretli izinli sayılmalı ve elde edecekleri gelir devlet tarafından ödenmelidir. Saygıyla duyurulur.  TÜM EMEKLİ-SEN  Merkez Yürütme Kurulu 16 Mart 2020  
Dünyada koronavirüs özellikle yaşlı nüfusu tehdit ederken Türkiye'de ise yaşlıların büyük bölümü iş bulma telaşında. Koronavirüs en fazla yaşlıları etkilerken Türkiye'de 60 yaş üstü yurttaşların büyük bölümü evi geçindirmek için ya çalışıyor ya da iş kuyruğunda. Resmi rakamlara göre Türkiye'de 60 ve 65 yaş üstü 34 bin 554 kişi İŞKUR'dan iş bekliyor. 12 bin 700'ü kadın Cumhuriyet’ten Mihriban Kıraç’ın haberinde yer alan, İŞKUR'un Şubat 2020 verilerinden derlediği bilgilere göre, 55-59 yaş grubunu da eklediğimizde iş bekleyenlerin sayısı 108 bin kişiye dayanıyor. İş arayan 60-65 yaş üstü kişilerin 12 bin 700'ü kadınlardan oluşuyor. Koronavirüse karşı en yüksek ölüm oranı 80 yaş ve üzerindeki kişileri gösteriyor. Bu yaş grubunda koronavirüs kapanlardaki ölüm oranı yüzde 14.8. 70 - 79 yaşları arasındaki kişiler için bu oran yüzde 8 olarak açıklandı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, bu oran 60 - 69 yaş grubu için yüzde 3.6'yı buluyor. Son beş yılda emekli aylığı alıp aynı zamanda çalışan kişi sayısı 55 bin 731’den neredeyse ikiye katlanarak 92 bin 923’e çıktı. Emekli aylığı kesilip çalışan kişi sayısı ise beş yılda 323’ten 1656’ya çıktı. Sigortasız çalışan emekli sayısı ise belirtilmedi. Prim ödeyerek çalışıyorlar Emeklilerin bir kısmı Sosyal Güvenlik Destek Primi ödeyerek çalışmaya devam ederken, bir kısmı da kayıt dışı çalışıyor. Malulen ya da engelli indirimi halinde emekli olan kişinin tekrar çalışmaya başlaması durumunda ise maaşı tamamen kesiliyor. TL’nin dolar karşısında yılbaşından bu yana yüzde 5 civarında değer kaybı emekli maaşlarına yılbaşında yapılan zammı da silip süpürdü. 12.3 milyon emeklinin satın alma gücü de enflasyon karşısında eridi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde Şubat ayında enflasyon yüzde 12.37'ye çıkarken, emekliye yılbaşında yapılan zammın, mutfak enflasyonu karşısında eridiğini de ortaya çıkardı. Açlık sınırının altında Türkiye’de ortalama 2 bin lira maaş alan emekliler, Türk-İş’in 2020 Şubat ayı için açıkladığı sadece gıda harcamalarından oluşan 2 bin 257 lirayı aşan açlık sınırının da altında yaşıyor. Kira, ulaşım ve faturaları da kapsayan yoksulluk sınırı ise Şubat ayı itibarıyla 7 bin 353 lirayı aşmıştı. Yoksulluk sınırının ise ancak üçte biri gelire sahip emeklilerin her geçen gün hayatta kalma imkânları da daralıyor.
17 yılda açlık sınırındaki artış yaklaşık 5.16 kat olurken resmi enflasyondaki artış 4.66 kat olarak gerçekleşti.  Yapılması gereken her 100 TL’lik harcamanın 38 TL’si süt ve süt ürünleri için.  İstanbul’da açlık sınırı 2 bin 445 TL iken, izmir’de 2 bin 475 TL, ankara’da 2 bin 253 TL olarak tespit edilmiştir.  Açlık sınırı 2.292 TL, yoksulluk sınırı 7.929 TL  Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), Şubat 2020 dönemi için açlık ve yoksulluk sınırı verilerini hesapladı. Hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için, günlük en az 76.41 TL, aylık 2.292 TL’lik harcama yapması gerekiyor. Bu harcama sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Buna göre yetişkin bir kadının sağlıklı beslenmesi için yapması gereken günlük harcama tutarı 19.72, yetişkin bir erkeğin 20.37, 10-18 yaş arası bir çocuğun 21.77, 4-6 yaş arası bir çocuğun ise 14.54 TL. Bu verilere göre yoksulluk sınırı da 7 bin 929 TL oldu. 2003 yılının şubat ayında 4 kişilik bir aile, günlük minimum 14.8 TL’ye sağlıklı beslenebilirken, bugün ancak 76.41 TL’ye sağlıklı beslenebilmektedir. Dört kişilik bir ailede her ferdin sağlıklı beslenmesi için alması gereken gıdaların minimum maliyeti yaşa ve ürün grubuna göre farklılık gösteriyor. Günlük harcamalarda Şubat 2020’de en yüksek maliyet grubunu peynir/çökelek grubu 18.94 TL’lik harcama gereksinimi ile oluşturdu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 14.56 TL oldu. Süt ve yoğurt için yapılması gereken harcama tutarı 9.34, sebze ve meyve için yapılması gereken harcama miktarı 13,32 TL, ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 4.86 TL’dir. Katı yağ 3.98 TL’lik, sıvı yağ ise 1.34 TL’lik masraf yapılması gereken ürün gruplarıdır. Yumurta için 0.97, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 3.55 TL harcama yapılması gerekmektedir.  Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 37.6 ile en yüksek paya sahiptir. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 15.9 olmuştur. Et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı yüzde 25.7 ile ikinci sıradadır.  Açlık sınırı 2003 yılı Şubat ayında 444 TL idi. Buna göre 17 yılda açlık sınırındaki artış yaklaşık 5.16 kat oldu. Aynı dönemde resmi enflasyondaki artış ise 4.66 kat olarak gerçekleşti. İstanbul’da açlık sınırı 2 bin 445 TL iken, İzmir’de 2 bin 475 TL, Ankara’da 2 bin 253 TL olarak tespit edilmiştir.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın, dört kişilik bir ailenin dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarlarını esas alarak belirlediği açlık sınırı ile gıdanın yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk hissi duyulmadan karşılayabilmesi için yapması gereken gıda dışındaki harcamaları esas alarak hesapladığı yoksulluk sınırı araştırmasının şubat ayına ilişkin sonuçları açıklandı. Dört kişilik bir ailenin, yeterli ve dengeli beslenebilmesi için yapılması gereken harcama tutarını gösteren açlık sınırı şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,2 oranında artarak 2 bin 824 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı da yüzde 0,4 oranında artarak 9 bin 943 lira olarak hesaplandı. Araştırmaya göre açlık sınırı şubatta bir önceki aya göre 60 lira artarak 2 bin 824 lira olurken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 17 liralık azalışla 7 bin 119 liraya geriledi. Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçların insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekilmeden karşılanabilmesi için gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise 42 liralık artışla 9 bin 943 liraya yükseldi. Şubatta açlık sınırı bir önceki aya göre yüzde 2,2 oranında artarken, gıda dışı harcamalarda yüzde 0,2 oranında azalış yaşandı, yoksulluk sınırında da yüzde 0,4 oranında artış kaydedildi. 2020 yılının ilk iki aylık döneminde ise açlık sınırı yüzde 4,3, gıda dışı harcamalar yüzde 0,2, yoksulluk sınırı ise yüzde 1,3 oranında artış gösterdi. Şubat 2020 sonu itibariyle son bir yılda ise açlık sınırı yüzde 13,3,  gıda dışı harcamalar yüzde 13,2, yoksulluk sınırı da yüzde 13,2 oranında artış gösterdi. Gıda harcamaları Dört kişilik bir ailenin gıda yoksulluğu sınırının şubat ayında 2 bin 824 liraya yükselmesinde, et, yumurta, bakliyat, kuru soğan, meyve, yağ, zeytin gibi gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışları belirleyici oldu.  Ankara’da en fazla alışveriş yapılan pazar ve marketlerden derlenen fiyatlara göre şubatta et (kırmızı et, tavuk ve balık) için yapılması gereken harcama tutarı, bir önceki aya göre 3,1 oranında artarak 728 liraya yükseldi. Yumurta harcamaları yüzde 8,2 oranında artarak 55,4 lira, kuru bakliyat harcamaları 13,4 artarak 82,2 liraya çıktı.  Şubatta dengeli beslenebilmek için süt-yoğurta yapılması gereken harcama yüzde 8,8 oranında azalarak 440 lira olurken, peynir harcamaları yüzde 9,7 oranında azalarak 143,1 liraya indi. Patates harcamaları yüzde 10,7 oranında azalarak 71,6 liraya indi,  kuru soğan harcamaları ise yüzde 15,5 artarak 29 liraya yükseldi. Şubatta yüzde 34,7 oranında artan meyve harcamaları 292 liraya yükselirken, yüzde 0,4 oranında artan taze sebze harcamaları ise 248 lirayı buldu.  Ekmek harcamalarının değişmeyerek 286 lirada kaldığı şubat ayında, pirinç-bulgur harcamaları 73 liraya çıktı. Şubatta un harcamaları 5,3 oranında azalarak43 liraya inerken, makarna-şehriye harcamaları da yüzde 1,9 oranında artarak 48,5 liraya çıktı. Katı ve sıvı yağlar için yapılan harcamalar yüzde 12,5 oranında artarak 53,1 lira oldu. Şeker harcamaları yüzde 1,5 artarak 40,4 liraya çıkarken, bal-reçel ve benzeri maddelere yönelik harcamalar yüzde 0,6 oranında artarak 131,6 liraya çıktı. Şubatta zeytin harcamaları ise yüzde 7,8 artarak 58,3 lira oldu. Hesaplamalar, çalışan yetişkin bir erkek için günlük 3.500, yetişkin bir kadın için 2.800, çocuk için 2.100 kalori, genç için de 3.780 kalori gereksinimi dikkate alınarak yapıldı. Buna göre şubatta açlık sınırı yetişkin bir erkek için 811 lira, yetişkin bir kadın için 649 lira, çocuk için 486 lira ve genç için de 876 lira oldu. Gıda dışı harcamalar Diğer açlık ve yoksulluk sınırı araştırmalarından farklı olarak, yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı harcamaların fiyat artışları da esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da şubatta, bir önceki aya göre yüzde 0,2 oranında azalarak kaydederek 7 bin 119 liraya geriledi. Şubatta giyim ve ayakkabı harcamaları 532 liraya indi. Barınma (kira dahil) harcamaları bin 374 liraya yükseldi. Ev eşyası harcamaları 754 liraya gerilerken, sağlık harcamaları 253 liraya çıktı. Ulaştırma harcamaları bin 540 liraya indi, haberleşme harcamaları 288 lirada kaldı. Eğlence ve kültür harcamaları 316 lirada kaldı. Eğitim harcamaları 232 lira olurken, otel harcamaları 759 liraya, diğer mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 537 liraya çıktı. Alkollü içki ve sigara harcamaları ise 532 liraya indi. Yoksulluk sınırı Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabilmesi için yapması gereken zorunlu gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise şubatta bir önceki aya göre yüzde 0,4 oranında artarak 9 bin 900 liradan 9 bin 943 yükseldi. Yoksulluk sınırında son bir yılda ise 13,2 oranında artış yaşandı. Yoksulluk sınırında şubatta bir önceki aya göre 42 lira artış olurken,  son bir yıllık artış ise bin 160 lira oldu.  
Birleşik Metal İşçileri Sendikası Genel Yönetim Kurulu 5 Aralık 2019 tarihinde yaptığı basın açıklamasında; “Ankara Kazan ve Sincan’da iki ayrı fabrikada faaliyet gösteren Bozankaya Otomotiv'de sendikaya üye olduğu için 45 işçinin işten atıldığını, 265 işçinin de sendikadan istifa ettirildiğini” duyurdu. Açıklamada; “Birleşik Metal-İş’e üye olan işçilerin tek tek işyeri yöneticileri ve kısım amirleri tarafından işten atılmakla tehdit edilerek sorgulandığı, işçilerden e-devlet şifrelerinin alınarak ya da doğrudan telefonları üzerinden göstermeleri suretiyle 265 işçinin sendika üyeliğinden istifa ettirildiği, sendikadan istifa etmemekte direnen 45 işçinin ise işten atıldığı” belirtilmektedir. Yazının devamı için tıklayınız
Siz hiç; işçilerin sendikal faaliyetlerine engel olmak suretiyle Anayasa’nın 51. Maddesine ve TCK’nın 118. Maddesine göre suç işlediği için cezalandırılması gereken patronlara karşı, polisin ve diğer devlet görevlilerinin işçileri koruduğunu ve işçi haklarına sahip çıktığını gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü kapitalist sistemin işleyişi, işçi sınıfına karşı sermaye sınıfını korumak üzere kurgulanmıştır. Bazen, yasalarda işçi sınıfının hak ve çıkarlarını koruyan hükümler olmasına rağmen, bunlar yazılı olmaktan öteye gidemez. İşçilere karşı patronların çıkarlarını korumak söz konusu olduğunda, yasalara ve hukuka aykırı bir şekilde bir yerlerden verilen talimatlar devreye girer. Anayasa ve yasalarla tanınmış olan sendikal hak ve özgürlüklerini kullanan işçilere ve emekçilere karşı haksız ve hukuksuz bir biçimde zor kullanılarak müdahale edilir. Yazının devamı için tıklayınız
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işyerinde sürekli diğer arkadaşlarıyla konuşarak üretimi yavaşlattığı gerekçesiyle tazminatsız işten çıkarılan işçinin yaptığı konuşmaların sendikal faaliyet kapsamında olduğunu ve sendikal tazminat talebinin kabul edilmesi gerektiğini belirtti. İş Mahkemesinde görülen bir davada işçi avukatı müvekkilinin iş akdinin davalı işveren tarafından sona erdirildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin alacağı ve sendikal tazminat alacaklarını istedi. İşveren avukatı ise işçinin iş akdinin geçerli ve haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini istedi. Yerel mahkeme, davacı işçinin iş akdi feshinin sendikal nedene dayanmadığı kanaatine vararak sendikal tazminat talebinin reddine karar verdi. Bunun üzerine işçi avukatı kararı temyiz etti. Temyiz edilen karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesine geldi. Daire, işçinin sendikal tazminat talebinin kabul edilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararını bozdu. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararının gerekçesinde, işveren tarafından işçiye gönderilen fesih bildiriminde, "İşyerinde sürekli olarak diğer çalışma arkadaşlarınızı rahatsız edecek ve üretim faaliyetinden alıkoyacak şekilde konuşmalar yapmaktasınız. Bu durum sizin verimsizliğinizin yanı sıra diğer çalışanların da çalışmasını etkilemekte ve üretim adetlerinde düşmeye sebebiyet vermiştir. Aynı zamanda bu durum diğer çalışma arkadaşlarınızla ve üstlerinizle olan ilişkilerinizde ciddi sorunlar yaşanmasına sebebiyet vermektedir" ifadelerine yer verildiği hatırlatıldı. Daire bozma kararının gerekçesinde, şunları kaydetti: "Fesih nedeni yapılan davacının diğer arkadaşları ile konuşmasının içeriğinin sendikal faaliyet olduğu dinlenen tanık beyanları ile anlaşılmıştır. Davacının iş akdinin açıklanan sendikal faaliyeti nedeni ile sona erdirildiği anlaşılmakla; mahkemece sendikal tazminat talebinin kabulü gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile reddi hatalıdır."  
Ömrünün neredeyse yarısını çalışarak geçirdiği halde, emekli olduktan sonra bile çalışmak zorunda bırakılan ve sayısı 13 milyona ulaşan emekliler sefalet koşullarında yaşamaya mecbur bırakılmaktadır. Temel gıda maddelerine ve elektrik, su, doğalgaz, akaryakıt gibi tüketim harcamalarına peş peşe gelen zamlar ve sürekli artırılan vergiler nedeniyle dayanılmaz hale gelen hayat pahalılığı karşısında emeklilerin neredeyse tamamına yakını yoksulluk sınırının altında, büyük bir bölümü ise açlık sınırının altında maaş almaktadır. Avrupa ülkelerindeki emekliler, emekli aylıkları ile dünya turuna çıkarken, Türkiye’de Tüketici Kredisi ve Kredi Kartı kullanarak günlük yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılan emeklilerin büyük bir bölümü bankalara borçlu durumda olup, önemli bir bölümü ise borçlarını ödeyemediğinden icralık duruma gelmiştir. Yazının devamı için tıklayınız

Sayfalar