sendika

Tarım Bakanlığında ne oluyor
Tarım ve Orman Bakanlığı, personelin birbirini değerlendirmesini istedi… Tarım Orman-İş Sendikası Başkanı Şükrü Durmuş, “Böyle bir anket, çalışanlar arasında muhbirlik mekanizmasını geliştirecektir.” diye tepki gösterdi. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Personel Genel Müdürlüğü aracılığıyla birimlere gönderdiği anket ile personelin birbirini “performans değerlendirmesine” tabi tutmasını istedi. Cumhuriyet’ten Sena Yaşar’ın haberine göre; Personel Bilgi Yönetim Sistemi’nden her personele özel olarak gönderilen anketlerde, personel isimleri verilerek hakkında değerlendirme yapılması istendi. 26 Nisan’a kadar anketi doldurmayan personel hakkında “göreve itaatsizlikten” soruşturma başlatılabilecek. Anketi doldurmayana tehdit Tarım ve Orman Bakanlığı, “performans değerlendirme” kapsamında, tüm birimlere “personel değerlendirme anketi” gönderdi.  Personel Genel Müdürlüğü aracılığıyla, personelin şahsına ait Personel Bilgi Yönetim Sistemi’ne gönderilen ankette, kişinin, kendisiyle aynı düzeydeki başka personeli değerlendirmesi istendi. Edinilen bilgiye göre, kurum tarafından değerlendirilmesi istenen kişiler, ankette isim olarak da belirtildi. 13 soruluk ankette, “çalışma arkadaşlarıyla bilgi, kaynak, deneyimlerini paylaşır”, “çalışma arkadaşlarıyla dayanışma ve işbirliği içinde çalışır”, “Göreve gereği temas halinde bulunduğu kurum içindeki kişilerle olumlu, nesnel, önyargısız ilişkiler kurar”, “Kişisel bakım ve görünümüne dikkat eder”, “Kurumsal vizyon ve misyonu benimser” gibi soruların puanlandırılması istendi. 26 Nisan’a kadar anketin doldurulup kuruma gönderilmesi istenirken, doldurmayan personel hakkında “göreve itaatsizlikten” soruşturma başlatılabileceği belirtildi. Muhbirlik mekanizması Tarım Orman-İş Sendikası Başkanı Şükrü Durmuş, yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: “Bu ankette neyin amaçlandığı, geri dönüşün nasıl değerlendirileceği, çalışan kamu görevlisinin kendi mesai arkadaşı hakkında düzenleyeceği anketin ne kadar objektif olacağı kuşkuludur” dedi. Halkın, yönetenler tarafından ayrıştırıldığını belirten Durmuş, “Anketi düzenleyen çalışanın diğer çalışanları değerlendirirken hangi kriteri göz önünde bulunduracağı şüphelidir. Böyle bir anket, çalışanlar arasında muhbirlik mekanizmasını geliştirecektir. Bakan Pakdemirli çalışanları dil, din, mezhep, etnik köken, sendikal ve siyasal tercihlerine göre ayrıştırmak istiyor. Bu ayrıştırmayı da yine emekçilere yaptırmak istiyor. Çalışanların eline toplu tabanca verip Rus ruleti oynatıyor. Sendika üyelerimizin asla bu oyuna düşmemelerini ve anketi doldurmamalarını istiyoruz. Konuyu yargıya taşıyacağız” dedi.  
ABD’li Cargill'e büyük kıyak
Vatandaşın ekmeğinden, suyundan, ilacından, yediği ve içtiği her şeyden vergi alınırken, şeker fabrikalarımızın peşkeş çekildiği Amerikan şirketine vergi indirimi neden yapılıyor? ABD merkezli Cargill şirketine yatırım teşviki verildi. Şirkete yüzde 70 vergi indirimi uygulanacak, KDV ve gümrük vergisinden istisnası sağlanacak.  Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinde etkili olan ABD merkezli Cargill şirketine yüzde 70 vergi indirimi uygulanmasına yönelik karar Resmi Gazete'de yayınlandı. Karara göre şirketin KDV ve gümrük vergisinden istisnası sağlanacak ve şirketin 44 milyon 659 bin 79 liralık yatırımına devlet katkısı sunulacak.  Sendika düşmanı şirket Türkiye’de de gıda, yem ve endüstriyel ürünler alanlarında faaliyet gösteren ABD merkezli Cargill şirketi, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sürecinde 14 işçisini sendika üyesi olduğu için işten çıkartarak gündeme gelmişti. 17 Nisan 2020’de Cargill işçilerinin direnişinin ikinci yılına girildi. Bu süre zarfında şirket işçileri işe almak için herhangi bir adım atmadı.  Özelleştirmeyi savunmuştu Cargill’in Ocak 2018’de yayımladığı raporda, kotaların kaldırılmasını, şeker fabrikalarının özelleştirilmesini isteniyor ve kamunun yapacağı her türlü çalışmaya paydaş olarak katılma talebi yer almıştı. Cargill’e göre, özelleştirme halinde Türkiye daha hızlı büyüyecek, üretim, istihdam ve ihracat artacak, hükümet de daha fazla vergi toplayacak. Raporda özelleştirme halinde, nişasta bazlı şeker üretiminin yüzde 50’lere yaklaşacağı belirtiliyordu. Cargill, Amazonlarda ormansızlaştırmaya yol açtığı ve kullandığı endüstriyel tarım yöntemleri sebebiyle çokça eleştiriliyor ve protesto ediliyor. Şirketlere teşvikte sınır yok Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, 1-29 Şubat tarihleri arasında düzenlenen yatırım teşvik belgelerini 22 Nisan günü Resmi Gazete’de açıkladı. 671 şirkete yatırım teşviki verilirken, bu şirketler arasında şeker fabrikalarının özelleştirmesiyle gündeme gelen Cargill de yer aldı. Hükümetin Şeker Kurulu’nu kapatıp hemen ardından da 14 şeker fabrikasını özelleştirme kararı almasında Cargill’in etkili olduğu iddia ediliyordu. Cargill ise özelleştirmeler konusunda etkisinin olmadığını ileri sürmüştü.  
kargo işçisi salgın ve işsizlik arasında sıkıştı
Sokağa çıkma yasağına karşın kargo çalışanlarının iş yükü arttı, çalışma süreleri uzadı ancak fazla mesai ücreti alamıyorlar. TÜMTİS Genel Başkanı Öztürk, “Örgütsüz olan yerlerde itiraz edenlere kapıyı gösteriyorlar” dedi.  Salgın ve sokağa çıkma yasağına karşın kargo işçileri gece gündüz demeden çalışmaya devam ediyor. Ancak uzun ve yoğun çalışma saatlerine karşın fazla mesai ücreti alamıyor. Sektörün yüzde 60’ı örgütsüz. Ücretler asgari ücret düzeyinde. Günde 13 saate kadar çalıştırılıyorlar. Birçok yerde maske, eldiven yok. İtiraz eden işçiler ise işten atılmakla tehdit ediliyor. Kargo sektöründeki firmaların bir bölümünde örgütlü bulunan Türk-İş’e bağlı Tüm Taşıma İşçileri Sendikası’nın (TÜMTİS) Genel Başkanı Kenan Öztürk yaşananları Cumhuriyet’e anlattı. Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; Öztürk, Aras, UPS ve DHL kargoda örgütlü olduklarını, sektörün yüzde 60’ında ise sendika olmadığını vurguladı. Kargo şirketlerinin sokağa çıkma yasaklarına karşın çok daha yoğun şekilde çalışmaya devam ettiklerini belirten Öztürk, “Biz örgütlü olduğumuz yerlerde kısmi müdahalede bulunuyoruz. Maske, eldiven, işyerlerine dezenfektan konulması, vaka halinde teste yönlendirme, temizlik gibi. Ancak yeterli değil. İşçi arkadaşlarımızın elinden akşama kadar binlerce paket geçiyor. Paketi teslim aldığı yerden ya da verdiği yerden virüsü kapması mümkün. Aynı şekilde bulaştırması da mümkün” dedi. Yeterli denetim olmadığına işaret eden Öztürk, “Sendikanın olmadığı kargolarda çalışan işçiler bizi arıyorlar. ‘Maske yok, eldiven yok’ diyorlar. İtiraz eden işçileri hemen işten atmakla tehdit ediyorlar” diye konuştu. 1 kuruş bile verilmiyor Öztürk, çalışanların psikolojilerinin bozulduğunu, bir yandan “evde kal, evde hayat var” denildiğini ancak bu işçilerin günde 12-14 saat dışarıda kapı kapı dolaştırılarak çalıştırıldıklarını vurguladı. Öztürk, işçilere uzun saatler çalıştırılmalarına karşın “1 kuruş bile” mesai ücreti verilmediğini söyledi. Mesaiye başlama saatleri belliyken paydos saatinin belirsiz olduğunu söyleyen Öztürk, “Artık iş kaçta biterse... Sendikanın olmadığı, örgütsüz işyerlerinde işçilerin ücretleri de ya asgari ücret düzeyinde ya da asgari ücretten 50 lira, 100 lira fazla. Ancak işçilerin büyük bölümü asgari ücretli” dedi. Bu dönemde iş yoğunluğunun arttığını dile getiren Öztürk, “İnsanlar aklına gelen her şeyi internetten alıyor. Kargo işçileri bunları kapıya kadar taşımak zorunda. Sokağa çıkma yasağında bile çalışıyorlar. İşçiler sürekli ‘biz neden kapsama alınmıyoruz’ diye soruyorlar. Ne yazık ki sendikanın bunu çözme durumu yok. Bizim ‘hayır çalışmayacaksınız’ deme durumumuz yok” diye konuştu. Öztürk, kargo işçileri arasında da vaka tespit edildiğini belirterek örgütlü oldukları yerlerde direkt müdahale ettiklerini, maske temin etme, teste gönderme noktasında sorunları kısmi de olsa çözdüklerini dile getirdi. Öztürk, “Ancak örgütsüz olan yerlerde itiraz edenlere kapıyı gösteriyorlar. ‘Çalışın yoksa defolun gidin’ diyorlar. İşçiler bizi arıyor ancak müdahale edemiyoruz” dedi.  
dayatma değil sosyal devlet
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu,  AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, koronavirüs salgını için başlattığı bağış kampanyasının zorunlu dayatmaya dönüşmesi üzerine “Dayanışma dayatması kabul edilemez acilen sosyal devlet hayata geçmelidir” başlıklı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, dayatmanın sosyal devlet ilkeleriyle bağdaşmadığı, AKP iktidarının uygulamalarıyla sosyal devleti ortadan kaldırdığı vurgulandı. Birleşik Kamu-İş Merkez Yönetim Kurulu’nun yaptığı 1 Nisan 2020 tarihli yazılı açıklaması şöyledir: Koronavirüsü salgını dünya ve ülkemizde hızla yayılmakta ve can almaya devam etmektedir. Dünyanın her yerinde devletler, bu zor günleri atlatabilmek için kamu kaynaklarını yurttaşlarına vermek için planlar açıklarken Cumhurbaşkanın başlattığı “Milli Dayanışma Kampanyası” sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaz.  AKP iktidarı devletin varlığını yurttaşların zor olduğu bir dönemde göstermesi gerekirdi. Dayanışma sosyal devletin temel kuralıdır.  Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin evde kalan yurttaşlarının her türlü temel ihtiyacının devlet tarafından giderileceğini, çalışamayan ya da işten çıkarılan vatandaşlarının güvencede olduğunu göstermesi gerekmektedir. Devletin tüm kaynaklarının bu olağanüstü dönemde özellikle emekçi, dar gelirli ve işsizlerin ihtiyaçlarını ayırması gereklidir. Sosyal devlet olma sorumluluğunda olan ülkeler olağanüstü haller için ayırdıkları kaynakları yurttaşlarına karşılıksız sunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler yurttaşlarına kamu bankalarından kredi alma yolunu göstererek ve dayanışma kampanyası başlatarak sosyal devleti yok saymaktadır. Sosyal devlet her şeyden önce Anayasal yükümlülüktür.  Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal devlet anlayışı; eğitim, sağlık, sosyal yardım, sosyal hizmetler gibi politikaların doğru şekilde yönetilmesini gerektirmektedir.  AKP iktidarı sosyal devleti uzun süredir propaganda yöntemi olarak kullanmıştır. Bu nedenle AKP iktidarı devletin tüm sosyal işlevini aşındırmıştır. Sosyal yardımların eşit biçimde dağıtılması ilkesinin ihlal edildiği gibi yardım almanın ilk koşulunun “AKP’li olmak” olması bugün gelinen durumu özetlemektedir.  AKP’nin ayrımcı politikaları nedeniyle uzun süredir yurttaşlar bulundukları belediyelerde, mahallelerde, sokaklarda, köylerde dayanışmayı kendi aralarında sergilemektedirler. Buna rağmen AKP iktidarı; sosyal devleti, kamucu politikaları, tasfiye ederek milyonlarca emekçiyi yardıma muhtaç hale getirmiştir. Yurttaşlar gündelik ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekmekte, insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürmek ülkede imkansız hale gelmiştir. Virüs; yurttaşların düşürüldüğü durumu anlatmaktadır. Bu olağanüstü dönem AKP hükümetinin yoksulluğu yaygınlaştırdığını, kurumsallaştırdığını ve sosyal devleti ortadan kaldırdığını göstermiştir.  Salgın nedeniyle yaşlıya kolonya, işçiye kölelik, evde çıkamayan ihtiyaç sahiplerine alay eder gibi düşük kredi ile konut ve THY ile ucuza seyahat vaatleri ve yardım kampanyaları beklenmesi AKP iktidarının kurduğu çarpık sistemi gözler önüne sermiştir.  Sağlık, eğitim, çalışma koşulları, işsizlik, alım gücü… Bugün Türkiye’de aklı başında hiçbir kişi bizim bu alanlarda iyi durumda olduğumuzu iddia edemez. AKP iktidarı sermaye, patronlara, ihalelere kaynak ayırmaktan vazgeçmelidir. Buraya aktarılacak kaynaklar acilen çalışma yaşamına, asgari ücretlilere ayrılmalıdır. Yurttaşların mutfaklarına girecek temel gıda ürünleri ile doğalgaz, su ve elektrik gibi hizmetleri ücretsiz sağlanmalıdır. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak; AKP iktidarının gönüllü ve zoraki yöntemlerle virüsle mücadele edemeyeceğini belirtiyoruz ve acilen güçlü bir sosyal devlet için kamucu politikalar hayata geçirilmesini istiyoruz.
büro işkolunda Covid-19 vaka sayısı artıyor
KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES), ülke çapında giderek artan Koronavirüs salgını ile ilgili olarak devlet dairelerinde yaşanan sorunların çözümüne ilişkin sendikanın önerilerini ve taleplerini içeren bir açıklamada bulundu. Sendikanın açıklamasında; “Başta Adliyeler, Vergi Daireleri, SGK, Nüfus Müdürlükleri ve İŞKUR olmak üzere birçok kamu kurumunda Covid-19 vaka sayısının giderek arttığı, büro emekçilerinin kalabalık işyerlerinde yaşamını kaybetme riskine rağmen çalışmak zorunda bırakıldığı” belirtilerek; “Vaka sayısının daha fazla artmadan ve ölümler yaşanmadan, vaka tespit edilen işyerlerindeki tüm çalışanlara Covid 19 testinin uygulanması ve zorunlu olmayan hizmetlerin durdurulması” istenildi. Büro Emekçileri Sendikası’nın internet sitesi üzerinden 30 Mart 2020 Pazartesi günü BES Merkez Yönetim Kurulu imzası ile yapılan yazılı açıklama şöyledir: Basına ve Kamuoyuna Büro İşkolunda Covid-19 Vaka Sayısı Artıyor! Uyarıyoruz! Vaka sayısı artmadan ve ölümler yaşanmadan zorunlu olmayan hizmetler durdurulsun! Sendikamızca tespit edilebilen bilgiler:      - İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde virüs tespit edilmesi nedeniyle 6. Sulh Hukuk Mahkemesi kapatılmış, personel karantinaya alınmıştır.   - İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 6. Aile Mahkemesi kapatılmıştır.   - İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 6. Ağır Ceza Mahkemesinde virüs tespit edilmesi nedeniyle aynı koridorda yer alan 4 Mahkeme kapatılmıştır.   - Bakırköy Adliyesi’nde Yazı İşleri Müdürü olan bir emekçiye Covid 19 teşhisi konulmuş aynı koridorda yer alan 5 Mahkeme kapatılmıştır.   - Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Kayıtdışı İstihdam Daire Başkanlığında görev yapan bir emekçi virüs şüphesi ile sağlık kurumuna yönlendirilmiştir.   - İstanbul Vergi Dairesi Bşk. Mecidiyeköy Uygulama Grup Müdürlüğü Veznesinde bir emekçiye 27 Mart 2020 günü Covid 19 teşhisi konularak hastanede karantinaya alınmıştır.   - İstanbul Vergi Denetim Kurulu Levent Hizmet Biriminde çalışan bir emekçiye 23 Mart 2020 tarihinde Covid 19 teşhisi konulmuş, 29 Mart 2020 tarihinde evde gözetim şartıyla taburcu edilmiştir. Çalışanların tamamı hastaneye gönderilerek, hafta boyu hizmet binası kapatılmıştır.   - İstanbul Vergi Dairesi Bşk. Bostancı Uygulama Grup Müdürlüğü Anadolu Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğünde 27 Mart 2020 tarihinde Covid 19 teşhisi konulan iki emekçinin, yoğun bakımda tedavileri sürmektedir.   - İstanbul Gaziosmanpaşa Vergi Dairesinde bir emekçinin Covid 19 testi pozitif çıkmasına rağmen henüz, hizmet binasında herhangi bir tedbir alınmamıştır.   - İstanbul Şişli İŞKUR Hizmet Merkezinde bir emekçinin Covid 19 testi pozitif çıkmıştır, bir başka emekçiye de yaşadığı semptomlar nedeniyle test yapılmış sonucu beklenmektedir.  Hizmet binası ilaçlanmıştır.   - Kocaeli- Derince Vergi Dairesinde 2 emekçi de Covid 19 testi pozitif çıkması üzerine Vergi Dairesi kapatılmıştır.   - İzmir-Yamanlar Vergi Dairesinde 1 Vergi Dairesi çalışanında Covid 19 testi pozitif çıkmış ve hastaneye kaldırılmıştır.   - İstanbul-Topkapı Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezinde bir çalışana test uygulanmış ve sonuç pozitif çıkmıştır.   Dünyanın tamamına yakınını etkisi altına alan koronavirüs salgını hızla yayılmaya devam ediyor ve hayatını kaybedenlerin sayısı her geçen gün artıyor.   Biyolojik bir sorun olarak ortaya çıkan virüs karşısında, bütün dünyada egemen olan kapitalist sistem çaresizliğiyle pul pul dökülmektedir. Salgını önlemek için halk sağlığına değil, ekonomilerin ayakta tutulmasına öncelik verilerek tedbirler geciktirilmektedir.  Bütün kapitalist ülkelerde, şirketlerin zararlarını en aza indirmeyi esas alan planlar ilan edildi. Bugün salgının sonuçlarını çok ağır bir biçimde yaşan İtalya başta olmak üzere birçok ülkede emekçiler, virüsün yayılmasını önlemek için üretimin durdurulmasını ancak grevlerle ve iş bırakmalarla sağlayabildiler.   Salgının artmasıyla birlikte bütün ülkelerde sağlık sistemlerinin çöktüğüne tanık olduk. Kamu sağlığı sistemini büyük tekellerin yararına özelleştirerek, kâr edilecek ürüne dönüştüren neoliberal politikaların sonuçları bütün dünyada ölümcül oldu. Bu salgın karşısında emekçilerin çıkarları ile sermayenin çıkarlarının nasıl çatıştığı apaçık görüldü.   Ülkemizde de ilk korona vakasının açıklandığı 11 Mart 2020 tarihinden bugüne kadar salgınla mücadele ve alınacak önlemler konusunda, hükümet halk sağlığını koruyacak geniş tedbirler almak yerine anlık gelişmelere, artan vaka sayısına göre parça parça günübirlik çoğu göstermelik kararlarla durumu idare etmektedir. Hükümet açıkladığı ekonomik programla da salgın karşısında emekçileri değil sermayenin korunmasını esas almıştır.      Bilim insanları ve sağlık örgütleri bu salgınla başa çıkmanın başta gelen unsurunun “İzolasyon ve fiziki mesafenin korunması” olduğunu her gün açıklıyor. Bizler, salgınla etkin mücadele yöntemlerinin kullanılmasını, zorunlu hizmetler dışında üretimin ve kamu hizmetlerinin durdurulmasını, işten atmaların yasaklanmasını, ücretli izin uygulanmasını, evde kalabilmek için temel ihtiyaçların karşılanmasını talep ederken, sermaye ise kârlarının aksamaması için üretimin ve hizmetlerin devam etmesini istiyor. İşçiler, emekçiler, kamu emekçileri işe gidiş gelişlerde, iş yerlerinde, yemekhanelerde virüs karşısında hiçbir koruma olmaksızın çalışmaya zorlanıyor büyük risk altında bırakılıyor. Diğer taraftan en yetkili ağızlardan, magazin dünyasından, evde kaldığında işsiz ve aç kalacak milyonlarca emekçiye “evde kal” çağrısı yapılıyor.   Büro emekçileri olarak biz de bu yaklaşımın sonuçlarını işyerlerimizde yakıcı olarak yaşıyoruz. Hükümetin kamu kurumlarına yönelik açıkladığı tedbirler söylemde çok parlak görünse de uygulamada sorunlar yaşanmaya devam ediyor. İlk günden beri gerek kurum yetkilileri ile görüşerek gerekse yazışmalarla ısrarla uyarmamıza rağmen, salgının yayılma hızı karşısında işyerlerinde alınan tedbirler hem yetersiz olmuştur hem de çoğu önlem için çok geç kalınmıştır. İdari izin ve dönüşümlü çalışma genelgesinin uygulanması dahi günler almıştır.  Bugün itibarıyla salgının geldiği boyut nedeniyle dönüşümlü çalışma tedbiri artık geçerliliğini kaybetmiştir. İşkolumuzda bulunan kurumlarda yurttaşların geliş- gidişleri azalmışsa da başta Adliye, SGK, Nüfus Müdürlükleri, İŞKUR ve Vergi Daireleri olmak üzere birçok kurumda müracaatlar devam etmekte, her gün posta yoluyla gelen çuvallar dolusu evrak taramaları yapılarak sisteme girilmekte, ilgili birimlere dağıtılmakta ve işlem görmektedir. Veznelerde para tahsilatı devam etmektedir. İşyerlerinde düzenli temizlik dahi yapılmamaktadır. Özellikle büyükşehirlerde hizmet binalarının büyüklüğü, Vergi Dairelerinin kompleks biçiminde bir arada bulunması gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda, hizmet üretimi durmadığı sürece alınan kısmi tedbirlerle virüsün yayılmasının durdurulması artık mümkün değildir.    Diğer yandan, milyonların ölümle burun buruna olduğu böylesi bir dönemde hükümetin siyasal ranta dönüştürdüğü kısa çalışma ödeneği uygulaması, İŞKUR’da 23 Mart Pazartesi gününden itibaren olağan dönemin çok üstünde iş yoğunluğu yaratmıştır.  Hizmet binalarına giderek form doldurma işlemleri halen yoğun olarak yapılmaktadır. Bu durum hem İŞKUR emekçilerini hem de başvuran binlerce yurttaşımızı virüsle karşı karşıya bırakmaktadır. İş yükünün artması nedeniyle bazı İl Müdürlüklerinde hafta sonu dahi mesai yaptırılmaktadır. Bugün işsiz kalan binlerce işçi ve işyerlerini kapatmak zorunda kalan işletme sahipleri İŞKUR’a başvurarak çare aramaktadırlar. İşten atmalar yasaklanmadığı, kriz süresince işçilere ücretli izin uygulanmadığı, işsiz kalan emekçiler doğrudan desteklenmediği, işçileri koruyan ekonomik tedbirler alınmadığı için emekçiler gidip kurum önlerinde beklemeye, bu salgın ortamında bürokratik işlemlerle uğraşmaya mecbur bırakılmaktadır. Hükümet almadığı bu tedbirleri İŞKUR çalışanlarının üzerine yıkmaktadır.   Salgın başladığından bugüne kadar yaşadıklarımız göstermektedir ki; alınmayan ve geciktirilen tedbir kararlarıyla salgından en çok emekçiler etkilenmektedir. Zira bir tarafta korunaklı mekanlarda, geçim derdi olmadan kendini korumaya alabilenler, diğer tarafta her gün dışarıya çıkan, toplu taşıma araçları kullanan, sağlık hakkından mahrum, kalabalık işyerlerinde yaşamını kaybetme riskine rağmen çalışmak zorunda olan milyonlarca emekçi var.   Vaka Sayısı Daha Fazla Artmadan ve Ölümler Yaşanmadan;     - Vaka Tespit Edilen İşyerlerinde Bütün Çalışanlara Covid 19 Testinin Uygulanmasını,   - İşyerlerinde Koruyucu Sağlık Önlemlerinin Alınmasını,   - Zorunlu Olmayan Hizmetlerin Durdurulmasını İSTİYORUZ!             BÜRO EMEKÇİLERİ SENDİKASI Merkez Yönetim Kurulu 30 Mart 2020
emekliler aylık 2 bin lira sağlık desteği istiyor
Tüm Emekli-Sen: “Koronavirüs salgınından etkilenen ve etkilenecek olan emekliler, yaşlılar ve kronik hastalık taşıyanlar için, salgın tedbirlerinin devam ettiği sürece aylık 2 bin lira sağlık desteği istiyoruz” Ülke çapında giderek yaygınlaşan koronavirüs salgınına karşı risk gurubunu oluşturan emeklilerin ve yaşlıların korunması amacıyla kısa adı Tüm Emekli-Sen olan Tüm Emekliler Sendikası tarafından basın açıklaması yapıldı.   Açıklamada, “yaşanmakta olan salgın nedeniyle yaşlılara, emeklilere ve kronik hastalara yönelik Tüm Emekliler Sendikası’nın taleplerinin, Mecliste grubu bulunan ve temsil edilen siyasi partilere, Sağlık Bakanlığına, Hazine ve Maliye Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına ve Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına faks ve mail yoluyla iletildiği” belirtilerek; “salgın tedbirlerinin devam ettiği sürece emeklilerin elektrik, su ve ısınma giderlerinin merkezi veya yerel yönetimlerce karşılanması ile aylık 2 bin lira sağlık desteği ödenmesi” talebinde bulunuldu.   Tüm Emekliler Sendikası Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılan yazılı basın açıklamasının tam metni şöyledir: Basına ve Kamuoyuna Tüm Emekliler Sendikası olarak yaşamakta olduğumuz salgın nedeniyle yaşlılara, emeklilere, kronik hastalara yönelik taleplerimizi Mecliste grubu bulunan ve temsil edilen siyasi partilere, T.C Sağlık Bakanlığına, T.C Hazine ve Maliye Bakanlığına, T.C İçişleri Bakanlığına ve T.C Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına faks ve mail yoluyla ilettik. Bu taleplerimiz salgını önleme ve zararlarını azaltma noktasında değerlendirilmeli ve bir an önce Sendikamızla ortak bir çalışma içine girilmelidir. Bu noktada Sendikamız elinden geleni yapmaya, sorumluluk almaya hazırdır. Bir canımızın daha kaybedilmesine tahammülümüz yoktur. Siyasi İktidarı ve Bakanlıkları taleplerimizi dikkate almaya ve gerçekleştirmeye çağırıyoruz… Biz Tüm Emekli-Sen olarak, Koronavirüs Salgınından etkilenen ve etkilenecek olan emekliler, yaşlılar, kronik hastalık taşıyanlar için “SAĞLIK DESTEĞİ” istiyoruz… 24 Mart 2020 saat 23 itibariyle ülkemizde açıklanan vaka sayısı 1827 hayatını kaybeden sayısı 44 dür. Hayatını kaybedenlerin hepsi emekli ve yaşlıdır. Hayatını kaybedenlerin acılı ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Sağlık Bakanlığı yetkililerinin, meslek odalarının, sağlık işkolunda örgütlü sendikaların Koronavirüs salgını üzerine yaptıkları bütün açıklamalarda yaşlıları ve kronik hastalık taşıyıcılarının bu salgında en fazla risk altında olduğu ısrarla belirtilmektedir. Ve önlem olarak da evden çıkılmaması, kalabalıklardan ve sosyal yaşamdan uzaklaşılması önerilmektedir. Ancak bütün bu açıklamalar da eksik olan kısım, risk grubunu oluşturanların büyük ölçüde emekli olduğunu, zaten yetersiz ve açlık sınırının bile altında olan gelirleri ile bu salgınla ve zararlarıyla baş etmelerinin mümkün olmadığını belirtmemeleridir. Sağlıkta özelleştirmenin sonuçlarının çok ağır olacağı, insan hayatına ilişkin verilen hizmetlerin piyasaya terk edilemeyeceği yıllardan beri söylenmekte, siyasi iktidar uyarılmaktadır. Özelleştirmenin yanı sıra koruyucu hekimliğin neredeyse yok edilmesi halk sağlığının değil, parası olanın önemsendiği bir sağlık düzeninde bu tür salgınların olması artık normal karşılanmaktadır. Başta üyelerinin olmak üzere tüm emeklilerin, yaşlıların sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanmasını en başta gelen talep olarak dillendiren Sendikamızın koronavirüs salgını için siyasi iktidardan talepleri şunlardır: - Sağlıkta özelleştirme uygulamalarından bir an önce vazgeçilmeli, koruyucu hekimlik tekrardan bütün kurumlarıyla oluşturulmalıdır. - Özel hastaneler kamu denetimine alınmalıdır. - Salgının etkilediği, alanlar, mekanlar, semtler ve şehirler ile hastanelerde kaç kişinin teşhis konularak tedavi edildiği ve hangi hastanelerde olduğu açıklanmalıdır. - Emekli, yaşlı ve kronik hastalar için gerek teşhis gerekse de tedavi sürecinde katkı payı alınmamalıdır. Aynı şekilde ilaç katkı payı alınmasından da bir an önce vazgeçilmelidir. - Salgın süresince emeklilerin elektrik, su ve ısınma giderleri merkezi yönetim ya da yerel yönetimlerce karşılanmalıdır. - Evden çıkmaması önerilen yaşlı ve emeklilerin sağlıklı beslenebilmelerinin yolları bulunmalı, gerek, sağlık bakanlığı birimleri gerekse de yerel yönetimler aracılığıyla sağlıklı bir şekilde gıda yardımı yapılmalıdır. Bu gıda destek ve yardımları emeklilerin ve yaşlıların evlerine teslim şeklinde olmalıdır. - Toplu taşıma araçlarının salgın için taşıdığı olumsuzluk açıktır. Bu nedenle emekli ve yaşlıların ulaşım ihtiyacı kamu kurumları, ilgili birimler ve yerel yönetimler tarafından steril araçlarla kişiye özel sağlanmalıdır. - Emekli maaşının yetersizliği nedeniyle ikinci bir işte çalışmakta olan emekliler salgın süresince ücretli izinli sayılmalı ve maaşları devlet tarafından ödenmelidir. - Ülkemizde yaklaşık 8 milyon emeklinin maaşı 2 bin liranın altındadır. Bu gerçek ortadayken en düşük emekli maaşının 1.500 lira olmasının sorunu çözücü bir önemi yoktur. Bu artışla beraber her emekliye “sağlık desteği” olarak salgın tedbirlerinin devam ettiği sürece aylık 2000 lira destek ödenmelidir. - Emekli ve yaşlıların kamu ya da özel ayrımı yapılmaksızın salgın süresince sağlık hizmetlerine erişimi merkezi idare ve yerel yönetimler tarafından sağlanmalı ve sağlık hizmetleri için hiçbir şekilde katkı payı alınmamalıdır. - Bütün ATM’ler ortaklaştırılmalı, bunun için herhangi bir ücret ödenmemelidir. - Emekli ve yaşlıların ihtiyacı kolonya değil, insanca yaşam koşullarının devlet tarafından sağlanmasıdır. Bu konuda siyasi iktidarın adım atması gerekmektedir. - Bütün bunlar için gerekli olan bütçe ek bir bütçe olarak oluşturmalı ve bu ek bütçe için işsizlik fonu kullanılmalıdır. - Bu süreç sonunda kimsenin işten çıkarılmayacağı ve gelir kaybına uğramayacağı yetkililerce açıklanmalıdır. Ülkemizde bugüne kadar birikmiş ne kadar maddi manevi değer varsa altında emeklilerin alınteri, emeği ve gayreti bulunmaktadır. Bütçe şartları öne sürülerek emekli ve yaşlılar ölüme, bakımsızlığa ve sağlıksız bir yaşama terk edilemez. Sorun tercih sorunudur. Beklentimiz ve isteğimiz desteklerin sermaye sahipleri için değil, emekliler ve yaşlılar için kullanılmasıdır. Bunun gerçekleşmesi için Sendikamız her türlü demokratik hak ve mücadele yolunu kullanmaktan geri kalmayacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyururuz. TÜM EMEKLİ-SEN Merkez Yürütme Kurulu 25 Mart 2020  
yapı ve inşaat işçileri sendikalarından ortak açıklama
Koronavirüs (Covid-19) salgını Türkiye’de yayılmaya devam ediyor. AKP iktidarı, salgına karşı ekonomik önlemler paketlerinde işçi ve emekçilerin yaşam hakkını değil, sermaye sınıfının çıkarlarını koruyan yaklaşımlar sergiliyor. Korona salgınına karşı birçok fabrika, hizmet ve inşaat işkolu işyerleri işçileri korumasız koşullarda çalıştırmaya devam ediyor.  Bu gelişmelere karşı inşaat ve yapı işkolunda örgütlenme yapan, Devrimci Yapı, Yol ve İnşaat İşçileri Sendikası (Dev Yapı-İş), İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş) ve İnşaat ve Yapı İşçileri Sendikası (İyi-Sen) yaptıkları ortak basın açıklamasıyla, koronavirüs salgınına karşı şantiyelerin 3 haftalığına durdurulmasını ve bu süreçte işçilerin ihtiyaçlarının karşılanmasını talep etti. Sendikalar, ortak açıklamada, “Bu sorumluluk yerine getirilmediği sürece halkımız salgına karşı korumasız kalacak salgının yayılma hızı giderek artacaktır” uyarısında bulundu.  Yapılan ortak açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Türkiye’de milyonlarca insan fabrikada, şantiyede, atölyede, markette ve sayısız iş kolunda aç kalmamak, kirasını, faturasını ve en temel ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorunda. İktidar çalışanların salgına karşı iş yerlerinde gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınmasından sorumludur. Bu sorumluluk yerine getirilmediği sürece halkımız salgına karşı korumasız kalacak salgının yayılma hızı giderek artacaktır. İşçi sınıfın nicel olarak önemli bir bölmesini oluşturan inşaat işçilerinin, büyük bir bölümü evlerinden uzakta şantiyelerde toplu halde çalışıp yemekhanede yemek yemekte ve çalıştığı şantiyede yüzlerce işçiyle birlikte barınmaktadır.  İnşaatlarda gerekli iş güvenliği önlemleri alınmadığı için her yıl yüzlerce inşaat işçisi iş cinayetlerine kurban gitmektedir. Bu gerçek ortadayken salgına karşı patronların gerekli önemleri almayacağı aşikardır. İnşaat işçilerinin canı patronlar tarafından hiçe sayılmaktadır. Hiçbir önlem alınmadan yüzlerce inşaat işçisi kölelik koşullarında salgın tehdidiyle çalışmaya devam etmektedir. Bilim insanları ve uzmanlar önümüzdeki iki ila üç haftanın ülkemiz için en kritik hafta olduğunu söylemektedir.  Bu yüzden en acil talebimiz toplum sağlığı ve güvenliği açısından devamı zorunlu olmayan tüm şantiyelerin üç hafta süreyle kapatılmasıdır! Bu kritik sürecin ardından ise karşı karşıya kalacağımız salgın döneminde inşaat iş kolunda emek mücadelesi veren üç sendika DEV-YAPI-İŞ, İNŞAAT-İŞ ve İYİ-SEN olarak inşaat işçilerinin sağlığının ve haklarının korunması için acilen şu taleplerin yerine getirilmesini talep ediyoruz: 1-Zorunlu olarak durdurulan ya da ‘maliyetlerin artması’ nedeniyle işten çıkartma kabul edilemez. Yasaların ön gördüğü üzere, salgın vb. durumlar ‘olağanüstü’ sayılması gerekmektedir. Olağanüstü dönemlerde ‘işten çıkartılma’ yasaklanmalıdır.  2-Salgın tehdidi nedeniyle, zorunlu olarak kapatılan işletmelerde ‘ücretsiz izin uygulaması’ ya da ‘izinlerin yıllık izinlerden düşülmesi’ hem yasal olarak hem de meşru olarak kabul edilemez. Salgın türü ‘mücbir sebeplerin’ meydana geldiği durumlarda ‘ücretli izin’ uygulaması zorunlu kılınmalıdır.  3-Salgın tehdidine karşı alınan tedbirlerden kaynaklı olarak yaşanan daralma sebep gösterilerek işçilerin ücretlerinin ödenmemesi mazur görülemez. Önlem süresi boyunca ücretli izine ayrılan işçilerin ücretleri ‘zorunlu sebepler’ nedeniyle ödenememesi halinde, İşsizlik Fonu ve Ücret Garanti Fonunda biriken fonlar işçilerin ücreti için kullanılmalıdır. İşsizlik sigortası ödeneği alabilmek için son üç yılda 600 gün çalışma koşulu virüsle mücadele döneminde 90 güne indirilmelidir.  4-Salgın tehdidi, aynı zamanda bir işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunudur. Şantiyelerde iş güvenliğini şantiyede çalışan işçilerin, iş kollunda faaliyet gösteren sendikaların ve sağlık emekçilerin meslek örgütlerinden tarafından oluşturulacak bir komite tarafından denetlenme ve yaptırım yetkisi verilmelidir. Gerekli önlemlerin alınmadığı tespit edilen şantiyelerde çalışma durdurulmalı işçiler ücretli izne çıkarılmalıdır. 5-Şantiyelerde salgın tehdidiyle karşı karşıya kalan tüm işçilerin ücretsiz sağlık taraması ve kontrolleri ivedilikle başlamalıdır. Kronik rahatsızlığı olan ve elli yaşın üzerindeki işçilere ücretli izin verilmelidir. İnsanların sağlığı piyasacı anlayışa korunamaz sağlık hizmetleri ücretsiz olarak verilmelidir.  6-Koranavirüs salgını süresince işsiz kalanların ve gelir kaybına uğrayanların kira, elektrik, su, doğalgaz ve iletişim gibi temel ihtiyaçlar ücretsiz olarak verilmelidir.  7-Temel gıda ve kişisel hijyen malzemeleri yardımı karşılanmalı, gıda ve hijyen ürünlerine yapılan fahiş zamlar geri çekilmeli temel gıda malzemelerinde KDV sıfırlanmalıdır. Kontrolsüz fiyat artışına karşı ihbar ve denetim mekanizması kurulmalıdır.” 
salman hürkardeş Tüm Emekli-Sen
Emeklilere bayram şekeri mi dağıtıyorsunuz? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan koronavirüs önlemleri kapsamında en düşük emekli maaşının bin 500 lira olduğunu, bayram ikramiyelerinin Nisan ayı başında ödeneceğini söyledi ve 65 yaş ve üzerindekilere kolonya ve maske dağıtılacağını açıkladı.  Erdoğan’ın emekliler ve yaşlılar hakkındaki açıklamalarını değerlendiren Tüm Emekliler Sendikası Genel Başkanı Salman Hürkardeş, emekli maaşlarının en az 2 bin 500 lira olması gerektiğini vurgulayarak, “Ekonomik kriz zaten emekliyi vurmuş ve bir de koronavirüs gelmiş. Bu bir çözüm değil. Emeklinin eline en az 2 bin 500 lira geçmeli” dedi. Emekli kolonya ve maskesini kendisi alsın Yaşlılara dağıtılacak kolonya ve maske hakkında “Bayram şekeri mi dağıtıyorsunuz?” diyen Hürkardeş, şunları söyledi: “Önemli olan emeklinin insanca yaşayacak bir ücrete kavuşup, kolonya ve maskesini kendisi almasıdır. Böyle bir çözüm mü olur? Komik bir durum ve insan aklıyla dalga geçmektir.” Çalışmak zorunda olan emekliler ücretli izinli sayılsın Hürkardeş, emekliler ve yaşlılar için yapılması gerekenleri şöyle açıkladı:  - Emeklilerden teşhis, tedavi ve ilaç payı alınmasın.  - Koruyucu hekimlik uygulamasına geçilsin.  - Evden çıkmaması söylenilen yaşlıların sağlıklı beslenebilmesi için Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler gerekenleri yapsın.  -Gıda destekleri emekli ve yaşlıların evlerine gitsin.  - Emeklilerin ulaşımları için steril özel araçlar ayarlansın.  - Yetersiz emekli maaşı nedeniyle çalışmak zorunda olan emekliler ücretli izinli sayılsın.    
DİSK, Erdoğan tarafından koronavirüs önlemleri olarak açıklanan ekonomik kararlarla ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada ekonomik önlemler paketinin sermayeyi korumakla sınırlı kaldığı, işçi ve emekçilere nasihat dışında bir şey önermediği vurgulandı. “Ekonomik İstikrar Kalkanı” adı verilen önlemlere dair DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun açıklaması: İş işten geçmeden uyarıyoruz: AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 18 Mart 2020 tarihinde koronavirüsle ilgili olarak Ekonomik İstikrar Kalkanı adı verilen önlemler açıklanmıştır. Durumun ciddiyetiyle örtüşmeyen bu önlemler sadece ve sadece “sermayeye kalkan” paketidir. Sermayeye kalkan olan iktidar, emekçileri görmemiştir. Açıklanan pakette işçi yoktur, işini kaybeden yoktur, emekli ve dar gelirli yoktur. Ekonomik İstikrar Kalkanı adı verilen önlem paketinin her yerinden sermayenin sınıfsal şımarıklığı akmaktadır. - Pakette işverenlere vergi indirimleri vardır ama çalışanların büyük bir çoğunluğunu oluşturan asgari ücretli çalışanlara yoktur.  - Paket ile şirketlerin vergi, sigorta ve kredi borçları için erteleme ve kolaylıklar öngörmüştür ama emekçinin kredi borcu, kredi kartı borcu ve faturaları dikkate alınmamıştır.  - Paketin açıklandığı toplantıda katılımcılar üçer metre mesafeyle oturtulmuştur ama şu an fabrikalarda çalışan, sokakları süpüren, çöpleri toplayan, hastanelerde görev yapan, şantiyelerde çalışan işçilerin ve emekçilerin iş güvencesi ve sağlıkları bu pakette yer almamıştır.  - Paket tüketici kredilerinin kolaylaştırılmasından söz etmektedir ama tüketicinin kredi borcu ve faturalarının ertelenmesi zorunluluğunu es geçmiştir. - Halkın eve kapandığı koşullarda uçuşlarda KDV indirimi gibi akıl dışı bir önlem pakette yer almıştır ama elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturalarını ertelemek ve bunlarda KDV’yi sıfırlamak akıllara bile gelmemiştir. - Böylesine vahim bir ortamda pakete konut kredisinin kolaylaştırılması gibi vicdanları sızlatan bir öneri dahi girebilmiştir ama halkın halk can derdine, iş ve aş derdine dair pakette sadece nasihatler yer almıştır. - Pakette yer alan en düşük emekli aylığının 1500 TL çıkarılması hedefi utanılması gereken bir itiraftır. Yıllardır asgari ücretin altında emekli aylığı olmadığını söyleyenler şimdi emekli aylıklarını 1500 TL’ye çıkarmaktan söz etmektedir.  Halk iş, aş ve can derdindeyken sermayenin şımarıklığını yansıtan bu paketin hazırlanma biçimi de içeriği de yanlıştır, eksiktir, hatalıdır. Bilime, akla, hukuka uygun değildir. Toplantıya DİSK, TTB, KESK ve diğer sağlık meslek örgütleri ile sağlık sendikalarının çağrılmamış olması Hükümet’in koronavirüs ile mücadelede dahi ayrımcı ve tarafgir bir zihniyete sahip olduğunu göstermiştir. Hükümet süreci tek adam zihniyeti ile şeffaf olmayan bir anlayışla yürütmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım hatalıdır. Koronavirüsle mücadele hep birlikte başarılabilecek bir mücadeledir ve halkın sağlığından daha kıymetli bir şey yoktur. DİSK, korona virüsün yaratacağı sosyal tahribatla mücadele için bugüne kadar çok sayıda önlem açıklamıştır. Bu önlem önerilerini 17 Mart 2020 Salı günü Aile ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı’na da anlatmıştır. Çalışanların sağlığının korunması ve salgının yaratacağı sosyal tahribatı önlemek için yaptığımız öneriler toplumda geniş yankı bulmuş ancak ne yazık ki Hükümet, sınıfsal tercihleriyle ve ideolojik saplantılarıyla bu önerilerimizi görmezden gelmiştir. Altını çizerek ifade etmek isteriz ki; kaynağı ve amacı belirsiz, hedefleri yanlış ve ilgisiz olan bu 100 milyar liralık paket, salgının kapsamlı etkilerini öngörmeyen ve hatta salgından fırsat yaratmaya ve günü kurtarmaya odaklı sakat bir anlayışla hazırlanmıştır. 100 milyar TL iş için, aş için; krizde işini ve aşını kaybedenler için ayrılmalıdır. Bu paket ile milyonlarca çalışana aylarca düzenli gelir sağlanmalı, halk sağlığını tehdit edecek gelir kayıpları önlenmelidir. DİSK olarak bir kez daha tekrarlıyoruz: Koronavirüsle mücadele köklü kamusal tedbirleri gerektirmektedir. Halkın sağlığının ve çalışanların iş ve aş güvencesinin sağlanması için aşağıdaki önlemler acilen alınmalıdır: 1- Çok ciddi bir işsizlik dalgası tehlikesine karşı salgın riski devam ettiği sürece bireysel ve toplu işten çıkarmalar yasaklanmalıdır. 2- İşten çıkarmalar ve ücretsiz izinler yerine ücretli izin uygulamasına gidilmeli ve işçilerin ve çalışanların temel yaşam giderlerini sağlayacak gelirleri garanti altına alınmalıdır. 100 milyar TL’lik paket ile milyonlarca çalışana aylarca gelir güvencesi sağlanabileceği bilinmelidir. 3- Koronavirüs döneminde işyerleri kapanan işçilerin iş akdi sona erdirilmesin, bunun yerine işsizlik sigortası fonu, devlet ve işveren desteği ile gelirleri garanti edilsin. Salgını fırsat bilerek esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılmasına izin verilmemelidir. 4- Tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları salgın riski boyunca ertelenmelidir. 5- Mümkün olan işlerde ve işyerlerinde uzaktan çalışmaya geçilmelidir. Zorunlu mal ve hizmetlerin üretilmediği ve virüsten korunma koşullarının sağlanamadığı tüm işyerlerinde çalışanlar en az 14 gün boyunca ücretli izne çıkarılmalıdır. Çalışan ebeveynlerden birine ve risk grubunda olanlar ile 60 yaş üstü çalışanlara kamuda ve özel sektörde acil ücretli izin verilmelidir. 6- En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çekilmelidir. Koronavirüsle mücadele döneminde bu miktara 1000 TL destek eklenmelidir. Koronavirüsle mücadele kamu hizmetlerini geliştirme, sağlık hizmetlerinde ve eğitimde özelleştirmeleri durdurma ve kamusallaştırma yönünde bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Çok geç kalmadan işçiler ve emekçileri merkez alan kamusal ve halkçı önlemler alınmalı, köklü sosyal devlet uygulamalarına geçilmelidir.
zeki özhoroz
Yıllar önce mesleği sebebiyle asbeste (Asbest ya da amyant, lifli yapıda olup ısıya, aşınmaya ve kimyasal maddelere karşı dayanıklı kanserojen bir mineral) maruz kalan ve çalışma koşullarından kaynaklanan sorunları yıllar sonra yaşamaya başlayan Zeki Özhoroz ile geçmişteki çalışma ortamı, sendikal mücadele ve meslek hastalığına dair konuştuk. Ne iş yapıyordunuz ve ne kadar zaman çalıştınız?  1973 yılı Ekim ayında Erka Teks’te işe başladım. Bu çalıştığımız şirket başka bir şirketle birleştiği için Erka diyorduk, ayrıca belirtmek istersek de Erka Teks. Burada sanayi balatası yapıyorduk. Dokuma balataları vardı, onlar ilaçlanıp preslere sokulurdu. Esas disk balataları denen küçük balatalar vardı. Ben ithal bez amyant çözgülerin kullanıldığı tekstil bölümünde çalışıyordum. Asbestos kullanıyorduk. Esas kalitelisi Kanada’dan, daha düşük kalitelisi Sivas’tan geliyordu. 77 yılına kadar çalıştım orada. 1978’de DİSK’e bağlı baş temsilci oldum. Darbe öncesi, 12 Eylül Darbesi, darbe sonrası derken 1980’de yeniden çalışmaya başladım. Rahatsız olduğum için 1989 yılında ayrıldım işten. Fabrikada kaç kişiydiniz? Herkesi topladığımız zaman 1700 küsur kişiydik. Bizim birimde 200-300 kişi vardı, balatayla çalışanlarla da birleşti mi 600 küsur kişi diyebilirim. Sağlığınızla ilgili ne tür sorunlar yaşadınız? Şöyle oldu: İşten ayrıldım, aradan 10- 15 yıl geçti. Öksürüyorum, nefes alırken zorlanıyorum, balgam var ama çıkaramıyorum. Öyle olunca doktora gittim, tomografi çekeceklerdi ama o zamanlar daha kiloluydum, tomografimi çekecek alet yoktu. Kızım araştırdı, öğrendi Şişli’de uygun alet varmış. Doktor baktı, “Koah’sın”  dedi. Verdikleri ilaçları kullanmaya başladım ama bir değişiklik, iyiye gidiş yok. Zeki Kılıçarslan'a gittim. Zeki Hoca raporları inceledi, ne iş yaptığımı sordu ve “Sen meslek hastasısın, asbestozissin” dedi. Hastalığımın tespiti, daha iki sene önce yapıldı yani. Geçen sene Ocak ayında bakkala kadar gitmiştim, gelirken düştüm. Ambulansla hastaneye kaldırdılar. Oksijenim 60’a düşmüş, tansiyonum çok yüksekmiş. O zamandan beri mecbur kalmadıkça dışarı çıkmıyorum. Birlikte çalıştığınız diğer işçilerden haberiniz var mı? Onlarda da benzer sorunlar ortaya çıkmış mı? Daha yeni, beş ay önce bir arkadaşım akciğer kanserinden öldü. Tornacıydı, metal tozundan hayatını kaybetti. Kazım diye bir arkadaşım var, ona “O nasıl, bu nasıl?” diye soruyorum. Bizden daha genç olanları da soruyorum; cevap “O öldü, bu öldü, şu hasta!” Ben de dedim ki “Kazım daha kimseyi sormayacağım!”, üzülüyorum çünkü. Yıllarca beraber çalıştığım insanların çoğu akciğer kanserinden öldü. Hamdi Abi vardı, tozun tam içindeydi. Ben ayrıldıktan iki sene sonra öldü. Postabaşı bir arkadaşımız vardı, o da öyle. Daha genç bir işçi vardı, o da aynı. Bir sürü insan öldü. Bu hastalık bir sene sonra da çıkabilir, 7 sene sonra da, 15 sene sonra da. Siz, yine de bu durumda görece şanslı olanlardanmışsınız? Ben birkaç sene fabrikanın içinde değildim. Sendikanın baş temsilcisi olduğum için sürekli bir yerlere giderdim, fabrikanın dışında dururdum. Bunun etkisi olmuştur. O zaman bir de sendikal mücadeleyi soralım size. O günden bugüne baktığınızda neler söylersiniz?  Başkanımız Kemal Türkler idi. Tabii sendika güçlü olunca hâliyle maaşlarımız çok iyiydi. 7 maaş ikramiye vardı. Toplu sözleşmeye sağlık kontrolleriyle ilgili madde de koymuştuk. Sosyal haklarımız vardı; çocuk parası, tahsil yardımı, kömür parası, dini bayramlarda bayram harçlığı, senelik izin… Örneğin Maden-İş’in Gönen’de tesislerine gidilirdi. Fabrikanın işçi sayısına göre, yüzde 5’e kadar isim listesi verilirdi. Listedeki işçiler aileleriyle orada tatil yaparlar, sendika parayı patrondan alırdı. Bugünden ne kadar uzak! Sonra ne oldu? O zaman fabrikadaki havalandırmayı sendika aracılığıyla yaptırmıştık. Aslında tabii, havalandırma yetmez asbestin zararını önlemeye. Avrupa’da asbest yerine cam elyafı kullanıyorlardı; onun da zararı var ama asbest gibi değil. Darbeden sonra o yaptırdığımız havalandırma da doğru düzgün çalıştırılmamaya başladı. Sonradan DYP-SHP koalisyonu zamanında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan Mehmet Moğultay’ın işçi sağlığını ve güvenliğini sağlamaya yönelik çalışmaları oldu. Koruyucu ekipmanlarınız var mıydı? Maske vardı ama ne derece işe yarar! Yaptığınız işin tehlikeleri yeterince bilinmiyordu herhâlde? Şimdiki kadar bilinmiyordu. Bir de geçim kaygısı, kazanılan haklar derken çalışıyorduk. O zaman dışarıdan bakan “Güzel para alıyorsunuz” diyordu ama güzel güzel de ölüyorduk. Kimisi çok erken gitti, kimisi çok sonra… Meslek hastalığı raporu alma sürecinizden bahsedelim. Zor oldu mu? Maaşım 23 ayda ancak bağlandı. Meslek Hastalıkları Hastanesi’ne gittik. Film için başka bir yere, tomografi için başka yere gittik. 15-20 günde gerekli belgeleri zor tamamladım. O zaman yine biraz yürüyebiliyordum. Neyse dediler ki “Belli olduktan sonra size mesaj göndereceğiz.” Mesaj geldi, sağlık heyeti iş göremezlik oranımı yüzde 68 olarak belirlemiş. Ancak onlarınki son karar değilmiş. Baktık haber gelmiyor, kızım Cimer’e yazdı. Ondan sonra süreç hızlandı ama SGK’yı arıyoruz, cevap alamıyoruz. Unkapanı’na gittim, genç bir memur bana “Emekli maaşı için mi geldin?” diye soruyor. Konuştuk, anlaştık, adını unuttum şimdi. Büyükşehir Belediyesi’nin arkasında bir yere gönderdiler beni. Oraya gittim, oradan da “Gaziosmanpaşa’ya git!” dediler. İki defa da Göztepe’ye gittim. Rapor çıkmıştı ama rapor oradan oraya gezdi, beni de gezdirdiler. İşgöremezlik oranımı da yüzde 74 olarak belirlemişler. Şimdi daha yeni, ayın 18’inde para alacağım. Solunum cihazını ne zamandan beri kullanıyorsunuz? Temmuz ayından beri kullanıyorum. Cihazı SGK’dan aldınız, değil mi? Öyle olacaktı. Damadım almaya gitti. “950 lira yatıracaksınız, dekontunu getireceksiniz. Belli bir zaman sonra da iade edeceksiniz” demişler. Damadım da cihazın fiyatını sormuş. Fiyatı 2650 lira kadarmış. O da cihazı almış, gelmiş. Süre tamamlandıktan sonra iade edip sonra yeniden para yatırıp yeniden cihazı alabildiğiniz bir süreç işliyor herhâlde? Öyle galiba. Cihaza ihtiyacın olduğunu yeniden gösterip para yatırıp alıyorsundur. Aynı şey sağlık raporu için de geçerli, bir sene sonra raporu yenilemek lazım. Şimdi ben makineden çıktığımda, evin içinde bile bir odadan diğer odaya geçerken zorlanıyorum. Bir de tomografi çektiremem, ciğerlerim hassas. O da yetmezmiş gibi, hasta olmamam lazım, en ufak bir gribal enfeksiyon kapmam bile çok büyük sorun olur. Size ödenecek maaş çok düşük görünüyor Evet, normalde aldığım maaşın yüzde 74’ü oranında maaş yatması lazım ama bağladıkları maaş orada yazıyor: 745 lira! Kaynak: http://www.meslekhastaligi.org

Sayfalar