sendika

Ömrünün yarısında çalışarak devlete vergi ve sigorta primi ödeyen biz emekçiler, emekli olduğumuzda ne yazık ki sendikal haklarımızdan mahrum bırakılıyoruz. Çalışırken toplu sözleşme yoluyla belirlenen maaş ve ücretlerimiz emekli olduktan sonra siyasi iktidarlar tarafından tek yanlı olarak sahte enflasyon oranına göre belirleniyor.   Emekli yurttaşların insanca ve onurlu bir yaşam sürebilmeleri toplu sözleşmeli sendika hakkına sahip olmalarıyla mümkündür. Yazının devamı için tıklayınız.
Birleşik Metal-İş Sendikası Bilim ve Danışma Kurulu’nun 3. Toplantısı 4 Kasım 2018 Pazar günü, sendikanın Sapanca, Sardunya Eğitim ve Dinlenme Tesisleri’nde gerçekleştirildi. Toplantıya Bilim ve Danışma Kurulu üyesi akademisyenler, uzmanlar ve merkez yönetim kurulu üyeleri katıldı.   Bilim ve Danışma Kurulu, sonuç bildirgesinde şu konulara vurgu yapıldı: “Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin etkilerinin önümüzdeki süreçte daha belirgin hale geleceğine dikkat çekilmiştir. Bu krizin 2008 krizinden farklı öğeler taşıdığının, emek örgütlerinin ortak hareket zeminlerinin daraldığının, diyalog mekanizmalarının büyük oranda kaybolduğunun, krizin küresel olmaktan çok “yerli ve milli” bir kriz olduğu tespiti yapılmıştır. Bu süreçte işçi hareketinin daha fazla kriminalize edilmeye çalışılacağına, işçileri birbirine düşürmek için göçmen işçiler ve Suriye bağlamında gündeme gelen savaş stratejilerinin kullanılacağına, krizin yükünün şirketleri kurtarmak adına geniş emekçi kesimlerin üzerine yıkılması tehdidine işaret edilmiştir.” Bu çerçevede; 1. 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda yer alan “bireysel hesaba dayalı bir kıdem tazminatı reformu” hedefini de dikkate alarak, işçi ücretlerinin ödemesi geriye bırakılmış kısmı olarak nitelendirebileceğimiz kıdem tazminatının fona devri yolu ile kaldırılmasına yönelik düzenlemelere dair işçilerin bilgilendirilmesinin, 2. Özel emeklilik fonlarına destek olmak amacıyla gündeme getirilen, ücretlilerin iradelerini yok sayarak, bireysel emeklilik fonlarına otomatik katılımlarını ve söz konusu fonlarda belirli sürelerle zorunlu olarak kalmalarını hedefleyen/uygulamaya sokan politikalara karşı farkındalığın, bu konuda siyasal iktidara otomatik katılım konusunda yetki veren yönetmeliğin iptal edilmesi talebinin, 3. Emeklilikte yaşa takılanlarının taleplerinin göz ardı edilmemesinin, 4. Kamuda insan kaynakları başlığı altında, kamu emekçilerinin iş güvencesini daha da geriletmeyi, kamu emekçilerinin üzerindeki keyfi uygulamaları yaygınlaştırmayı amaçlayan esneklik düzenlemelerine karşı, kamu emekçilerle dayanışma halinde bulunulmasının, 5. Emek örgütlerinin ortak hareket etme zemininin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütülmesinin, bu konudaki girişimlerin desteklenmesinin, 6. Krize ve krizin faturasının işçilere çıkartılmasına karşı, ortalama çalışma saatlerinin (resmi çalışma süreleri ve fazla mesailerin azaltılması yolu ile) kısaltılmasının, toplu işten çıkartmaların yasaklanmasının, işçilerin alacaklarının en öncelikli alacak haline getirilmesinin, ücret garanti fonundan yararlanma koşullarının iyileştirilmesinin, işsizlik fonunun siyasal iktidar tarafından, kasıtlı yatırım tercihleri ile zarara uğratılmasının engellenmesinin, işsizlik fonundan yararlanma şartlarının genişletilmesinin ve amaç dışı kullanımlara son verilmesinin, 7. Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında giderek alım gücünü kaybeden asgari ücretin, tespitinde, TÜİK tarafından belirlenen tutarların bile gerisinde kaldığı gerçeğinden hareketle, asgari ücretin geçim ücretinin altında kalmamasının, asgari geçim indiriminin toplam ödenen vergi miktarı düzeyinde belirlenmesinin, asgari ücretin ve emekli maaşlarının, en düşük memur maaşının altında kalmamasının talep edilmesinin, bu konuda bir eylem programının gündeme getirilmesinin, 8. Krizin işyerlerinde etkilerini izlemek üzere örgütlü tüm işyerlerinde kriz izleme sisteminin kurulmasının, 9. İşçileri farklılıklarını kışkırtarak (özellikle göçmen işçiler ve Suriye bağlamında) bölmeye yönelik girişimlere ve işçi eylemlerinin kriminalize edilmesi girişimlerine karşı durulmasının bu bağlamda işçi eylemleri arası dayanışmanın güçlendirilmesinin, 10. Gıda fiyat artışlarına karşı alternatif gıda politikalarının gündeme getirilmesinin, kooperatifler üzerinden bir organizasyon yapılmasının, kooperatif-sendika ilişkisinin gündeme getirilmesinin, bu çerçevede bölgesel çabaların anlamlı olacağının, 11. Mevcut üye kaybının önüne geçmek ve işçilerin yaşam koşullarını korumak hedefini de dikkate alarak, diğer sendikaların tabanını harekete geçirmek, ve diğer sendikaları ortak tutum almaya zorlamanın, bu kapsamda bölgesel eylemlerin yapılmasının, 12. Örgütsüz işyerlerine yönelik “Fırtına geliyor şemsiyenin altına girin“ vb. çağrılarla sendikal örgütlülüğünün yaygınlaştırılmasının, 13. Bu süreçte vazgeçilecek ilk maliyet kalemi olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik alınan tedbirlerin görülmesine ve işçilerin sağlığını riske atacak uygulamaların gündeme gelmesine karşı tutum almanın önemine dikkat çekilmiştir.   Toplantı sonucunda, Bilim ve Danışma Kurulu bünyesinde İşçi sağlığı ve İş Güvenliği alanında yürütülen faaliyetlerin rapor haline getirilerek, bilimsel yayın haline getirilmesi, Mart 2019’da bölgesel bir çalıştayın, Mayıs 2019’da bir atölye çalışmasının yapılmasına, raporda sorunlu görülen işyerlerindeki temsilcilerin eğitime alınmasına, bu atölyelerin bir okul haline getirilmesine, ilk çalışmanın Kocaeli bölgesinde yapılmasına, drama yönteminin söz konusu çalışmalarda etkin olarak kullanılmasına karar verilmiştir.  
Resmi verilere göre, 14 milyon işçinin sadece yüzde 1.81 sendikalı. İşçilerin yüzde 87'si sendikasız, sendikaların yüzde 92'si baraj altında. Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, işçi sendikaları üye sayılarını gösteren temmuz istatistiklerini yayınladı. Sendikalaşmada küçük de olsa artış yaşandı. Kayıtlı işçiler 14 milyonu geçerken 87 bin artan sendikalı sayısı ancak 1 milyon 800 bine ulaştı. 114 sendika, toplusözleşme yapılabilmesi için gerekli yüzde 1’lik işkolu barajının altında kaldı. Açıklanan istatsitiklere göre 20 işkolunda kayıtlı işçi sayısı 277 bin 468 artarak 14 milyon 121 bin 664’e ulaştı. Ancak çalışanların yalnızca 1 milyon 802 bin 155’inin, yani yüzde 12.76’sının sendikalı olduğu tespit edildi.   Temmuz istatistikleri özetle şöyle: * Sendikalı işçi sayısı: Ocakta 13 milyon 844 bin 196 olan toplam işçi sayısı 14 milyon 121 bin 664'e çıktı. Toplam sendikalı işçi sayısı 1 milyon 714 bin 397'den 1 milyon 802 bin 155'e yükseldi. Sendikalaşma oranı yüzde 12.38'den yüzde 12.76'ya çıktı. * Üç büyük konfederasyon: Üye sayısı bakımından 3 büyük işçi konferasyonu da ocak ayına göre üye sayısını artırdı. En fazla artış Hak-İş'te oldu. En fazla üyeye sahip konfederasyonlar sırasıyla Türk-İş, Hak-İş ve DİSK oldu. Türk-İş'in üye sayısı 925 bin 39'dan 958 bin 618'e, Hak-İş'in üye sayısı 615 bin 301'den 654 bin 722'ye, DİSK'in üye sayısı da 149 bin 187'den 160 bin 568'e çıktı. * En fazla üyeli sendikalar: En fazla üyeye sahip sendika sıralamasında ilk sırada Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan'ın genel başkanı olduğu Hizmet-İş Sendikası yer aldı. Hizmet-İş'in Ocakta 251 bin 122 olan üye sayısı 286 bin 356'ya çıktı. İkinci sırada Türk-İş Genel Sekreteri Pevrul Kavlak'ın genel başkanı olduğu Türk Metal Sendikası yer aldı. Türk Metal'in üye sayısı 203 bin 574'ten 209 bin 429'a yükseldi. 3. sırada yer alan DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası'nın üye sayısı da 66 bin 861'den 76 bin 925'e çıktı. * Taşeron işçi etkisi: Taşeron işçilerin belediye şirketlerinde kadroya geçirilmesi ile birlikte en fazla üye artışı da belediyelerde örgütlü sendikalarda yaşandı. Hak-İş'e bağlı Hizmet-İş'in üye sayısı 251 bin 122'den 286 bin 356'ya, Türk-İş'e bağlı Belediye-İş'in üye sayısı 63 bin 15'ten 74 bin 904'e, DİSK'e bağlı Genel-İş'in üye sayısı da 66 bin 861'den 76 bin 925'e yükseldi. * Hava'da hızlı yükseliş: Ocakta sadece 2 üyesi bulunan Havayolu Çalışanları Sendikası'nın (Hava-Sen) üye sayısı Temmuzda 3 bin 804'e çıktı. Hava-İş'in üye sayısı ise 21 bin 577'den 18 bin 97'ye geriledi. * Basında durum ne?: Sendikalaşmanın düşük olduğu iş kollarından birisi de basın, yayın ve gazetecilik işkolu. Bu işkolunda Hak-İş'e bağlı Medya-İş'in üye sayısı 2 bin 570'ten 2 bin 697'ye çıktı. Türk-İş'e bağlı TGS'nin üye sayısı da bin 5'ten bin 256'ya yükseldi. DİSK'e bağlı Basın-İş'in üye sayısı ise 400'den 398'e geriledi. * Barajda değişiklik yok: Sendikaların toplu sözleşme imzalayabilmeleri için yüzde 1 işkolu barajını aşmaları gerekiyor. Burada ocak ayına göre yeni barajı aşan ya da yeni barajın ahına düşen sendika olmadı. * Toplu sözleşme yetkisi: Toplu iş sözleşmesi yapabilmek için gerekli olan yüzde 1’lik işkolu barajını aşamayan sendika sayısı bir önceki dönem 109 iken Temmuz 2018’de bu rakam 114’e çıktı. * İnşaatta durum vahim: Ocak 2018’de kayıtlı işçi sayısında en çok düşüş görülen inşaat kolunda da bu sayı 60 bin arttı, 1 milyon 805 bin 928’e ulaştı. Ölümlü kazaların en çok yaşandığı inşaat işkolunda sendikal örgütlülük, kayıtlı işçi sayısının artışına karşın sendikalı yalnızca 245 kişi sendikalara üye oldu, sendikalı olanların sayısı 55 bin 412’de kaldı. On sendikanın bulunduğu inşaat işkolunda toplusözleşme yapma hakkına ise sadece Yol-İş Sendikası sahip. Diğer 9 sendika ise toplusözleşme yapabilmek için gerekli olan yüzde 1’lik işkolu barajının altında kaldı. * Turizmde mevsimlik artış: Turizm yada tanımlı adıyla “Konaklama ve eğlence işleri” işkolunda kayıtlı işçi sayısında 78 bin 321 düşüş yaşanırken Temmuz 2018’de 130 bin artışla en yüksek artışın yaşandığı işkolu olarak öne çıktı.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü öncesi kadın emeğinin durumunu yayınladı. İSİG raporuna göre, kadın emekçiler, güvencesiz, kayıtdışı, sendikasız, kadın emeği halen görünmez durumda... İşçi sağlığı ve iş güvenliği bugün bütün işçiler açısından en can yakıcı sorunlardan biri olmasına karşın eril çalışma ortamı ve eril baskı bu alanı, kadın işçiler açısından daha da can yakıcı hale getiriyor. 2017’de hayatını kaybeden 2006 işçiden 116’sı kadın işçiydi. Kadınlar tarlaya çalışmaya gitmek üzere istiflendikleri kasalarda geçirdikleri trafik kazasında, ev işçisi olduğu evin camını silerken düşerek, bir aracın altında ezilerek ya da işyerini basan bir erkek tarafından vurularak yaşamını yitirdi. Rakamların Söylemediği Kadın işçilerin en çok iş cinayeti sebebiyle hayatını kaybettiği işkolu kayıt dışı çalışmanın en yüksek olduğu ve bir yanıyla da tarımın ev işlerinin uzantısı sayılan sektör olan tarım/orman oldu. Tarım, aynı zamanda güvencesiz çalışma koşullarıyla da dikkat çeken bir sektör. Kayıtlı kadın istihdamındaki en ağırlıklı sektör hizmet sektörü iken en çok ölümün tarımda yaşanması bu sektörde çalışan kadınların ne denli kötü çalışma koşullarında çalıştıklarını göstermesi bakımından çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor.Her türlü haktan yoksun bir biçimde çalışan tarım işçisi kadınlar her gün ölümle yüz yüze kalıyor. Uzun çalışma saatleri ve kayıt dışı çalışma oranlarının yüksek olduğu konaklama-eğlence işkolu da en fazla kadın iş cinayetinin yaşandığı ikinci işkolu. Ölen kadın işçilerle ilgili en çarpıcı verilerden birisi yüzde 90’ından fazlasının sendikasız olması, yüzde 75’inin ise kayıt dışı çalışması. Kadın iş cinayetlerindeki kayıt dışı ve örgütlülük oranı asıl olarak Türkiye’de kadın emeğinin geldiği noktayı anlatmaya fazlasıyla yetiyor. Dahası kayıt dışı ölümlere ulaşmanın güçlüğü göz önüne alındığında hem kadın işçi ölümlerinin sayısının hem de ölümlerdeki kayıt dışı oranının çok daha yüksek olması mümkündür. İnşaat ve maden gibi iş cinayeti oranlarının en yüksek olduğu sektörlerde hiç kadın çalıştırılmaması, dahası kadın istihdamının merdiven altı alanlarda yoğunlaşması kadın iş cinayeti verilerinin görece daha düşük görülmesinin sebebidir. SGK işçi ölümlerini sosyal güvenlik kaydı olan işçiler üzerinden tutmaktadır. Oysaki İSİG Meclisi olarak yalnızca kayıtlı işçilerin değil kayıt dışı işçilerin de iş cinayeti bilgilerini tutuyoruz. SGK bir yandan kayıt dışı istihdam verilerini sunarken, diğer yandan konu iş kazaları, meslek hastalıkları ve ölümlü iş kazaları olunca kayıt dışı istihdamı görmezden geliyor. SGK verileri, kadın işçilerin yaşadığı iş kazası ve iş cinayeti verileri bakımından hayli eksik olmasına rağmen 2016 yılında 44 bin 953 kadının iş kazası kaydı kayda geçirilmiştir. Eksik verilerle dahi kadın iş kazasına uğrama oranının ne denli yüksek olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Kadın işçilerin iş kazası geçirme rakamları her yıl daha da artmaktadır, buna yönelik hiçbir önlem alınmamakta ve kadın istihdamının yoğun olduğu alanlar halihazırda sorunlu işleyen denetimin tamamen uzağında kalmaktadır. Özellikle mevsimlik tarım işçileri SGK verilerinde yer almamaktadır. Ücretsiz aile işçiliği, ev eksenli üretim, gündelikçilik, bakıcılık gibi kadın istihdamının yoğun olduğu alanlar da yine verilerde yer verilmeyen kayıt dışı çalıştırma biçimleridir. Devletin, kadınlar açısından en çok iş kazasının yaşandığı sektörleri,verilerin dışında tutması ise kadın emekçilerin emeklerinin “görünmez”liğini bilinçli bir politika ile hepten derinleştiriliyor. Türkiye’de meslek hastalığı tanısı koyma ve meslek hastalıklarının kaydının tutulması başlı başına sorunlu bir alandır. 2016 yılında yalnızca 568 erkek işçi meslek hastalığı kaydı tutulurken bu rakam kadın işçiler söz konusu olunca daha da düşmüş, yalnızca 29 kadının meslek hastalığı kaydı yer almıştır. Bu kayıtların tutulmasında/tutulmamasında esas olan yine kadın emeğinin kayıt dışı alanlarda ve küçük ölçekli işyerlerinde yoğunlaşmasıdır. Dahası kadınlar işçiler, meslek hastalığı tanısı konulurken yaşadıkları sağlık problemlerin iş dışındaki sebeplerden ötürü de yaşanmış olma ihtimali gözetilerek meslek hastalığı tanısı konulmamasıyla da yüz yüze kalmaktadır. Kadın işçilerin erkek işçilere oranla çok daha fazla yüz yüze kaldıkları depresyon ve stres ise meslek hastalıkları arasında dahi yer almamaktadır.   Güvencesizlik Susmaya, Susmak Ölüme Götürüyor! İş kazaları ve meslek hastalıkları rakamlarının yüksekliğinin en önemli sebebi, kadın istihdamının genel olarak ucuz, geçici ve niteliksiz işlerde yoğunlaşmasıdır. Kadınların işgücüne katılımlarının neredeyse yarısının kayıt dışı olması ise iş kazalarını ve meslek hastalıklarını doğrudan arttıran sebeplerin başında geliyor. Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınların istihdama katılımları başlı başına sorunlu bir alandır. Ancak 3 kadından biri istihdama katılabilirken, 4 kadından biri ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır.İstihdam edildiklerinde de geçici ve güvencesiz işlere mahkum edilen kadın işçilerin neredeyse yarısı kayıt dışı çalıştırılmaktadır. Bu durum, kadın işçileri daha baştan eşitsiz bir konuma sürüklemekte, güvencesiz istihdamın yanı sıra en temel sağlık, emeklilik gibi haklardan mahrum kalmalarına neden olmaktadır. Bu istihdam biçimi ile kadın iş kazası sayılarının ve meslek hastalıklarının çok yüksek olması kaçınılmaz bir gerçektir. Ev içindeki ücretsiz emeği görünmez olan kadınların çalıştığı ücretli iş ikincil ya da ek gelir getiren iş şeklinde görülüyor. Ücretli bir işte çalışan kadınların ise yarısından fazlası güvencesiz ve kötü koşullarda çalışıyor. Erkek işçilere göre daha az ücret alıyor, daha güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor ve kadın olduğu için ayrımcılığa uğruyor. Kadınlar için meslek hastalıklarına, iş kazalarına ve iş cinayetlerine davetiye çıkaran koşullardan birisi de fazla çalışma. Kadın işçilerin üçte biri yasal sınır olan 45 saatin üzerinde çalışıyor. 2017’de gerçekleşen kadın iş cinayetlerinin yarısından fazlası trafik kazaları sebebiyle yaşandı. Trafik kazalarında hayatını kaybeden kadın işçilerin ağırlıklı bir kısmı kamyon kasalarında tarlalarda çalışmak üzere götürülen kadın işçilerken, işlerine ulaşmaya çalışan, sendikalarının 8 Mart etkinliğine katılmak üzere yola çıkan kadınlar da trafik kazalarında yaşamını yitirdi. Kadın iş cinayetleri ile ilgili bir başka çarpıcı veri ise kadına yönelik şiddetin işyerlerine bu denli nüfus etmesi, dahası ölen kadın işçilerden 7’sinin işyerinde ve bir erkek tarafından katledilerek ölmesidir. Kadın İşçiye Özgü Sağlık Riskleri Kadın işçilerin sağlığı; çalışma yaşamındaki eşitsiz durumları ve kadının yeniden üretim için harcadığı, karşılığı ödenmeyen ücretsiz ev içi emeği göz önüne alınarak değerlendirilmesi gereken özgün bir alandır. Kadın işçilerin sağlığını direk etkileyen bu özgün koşullara bir de kadınların yoğun olarak çalıştırıldığı çalışma alanlarının kendine has koşu koşulları eklenince kadın işçilere özgü pek çok sağlık riskini saymak gerekiyor. Kadın işçilerin sağlıklarını doğrudan etkileyen ve daha ziyade kadın işçilerin maruz kaldığı risklerin başında işyerinde ayrımcılık, cinsel taciz, mobbing ve şiddet geliyor. Kadınların erkek işçilere kıyasla çok daha fazla maruz kaldıkları bu riskler, iş kazaları ve meslek hastalıklarına, kadın işçilerin sağlıklarının olumsuz yönde etkilenmesine doğrudan etki ediyor. Depresyon, stres gibi sık görülen hastalıklara kadın işçilerde daha fazla rastlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün geleceğe yönelik öngörülerine göre; 2020’de depresyon, kadınlar ve gelişmekte olan toplumlarda başta gelen yeti yitimine yol açan hastalık olacak. İşyerinin erkek ergonomisi gözetilerek donatılmış olması, işyerindeki bütün alet ve araçların bu esasa uygun konumlandırılmış olması da kadın işçinin sağlığını olumsuz yönde etkileyen başka bir faktör. Kadınların en temel sağlık sorunlarının dahi görünmediği bir zeminde kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorun ve ihtiyaçları görmezden geliniyor. Kadınlar, en fazla kadın istihdamının olduğu tekstil atölyelerinde tüberküloz ve astımla; mevsimlik tarım çalışmasında ise enfeksiyon, bel ve boyun fıtığı, kanser ve ölümlü iş kazası ile yüz yüze kalıyor. Steril olmayan ortamların kadın işçinin sağlığına etkisi, erkeklere oranla çok daha fazla. Ancak kadın emeğinin görünmediği gibi kadına özgü bu sağlık risklerinin hemen hiçbiri de istatistiklerde, önlemlerde ya da denetimlerde görünmüyor. Çifte Mesai Demek Çifte Risk Demek! Kadın işçilerin sağlığını en olumsuz yönde etkileyen faktörlerin başlıcalarından biri de kadın işçilerin mesaisinin iş ile sınırlı kalmamasıdır. Ev içinde kadına yüklenen diğer sorumluluklar yüzünden çift mesai yapmak durumunda kalmanın kadın işçilerin sağlığı üzerine en önemli etkileri; ruhsal tükenmişlik, kronik stres, kaygı bozuklukları, kalp-damar hastalıkları, kas-iskelet sistemi sorunları ve kronik yorgunluktur.Kadın istihdamının yoğunlaştığı özellikle hizmet ve tarım sektöründeki işler emek yoğun ve kadının ev işleriyle paralel işlerdir. Dahası bu işlerin mesaisinin hem evde hem de işte tekrar ediyor oluşu kadın işçilerin sağlığının bozulması için çifte risk oluşturmaktadır. TÜİK Araştırması çalışmayan kadınların günün 5 saat 43 dakikasını, çalışan kadınların ise 4 saat 19 dakikasını ev işleri için harcadığını göstermektedir. Ama bunun ötesinde evde ücretsiz yapmış oldukları bu işler, kadın işçilerin karşı karşıya kaldığı riskleri ve hastalıklarıartırıyor. Evde ve işyerinde emeği görünmeyen kadın işçinin çifte mesaisinin, sağlığının ve güvenliğinin de görünmez olması hiç şaşırtıcı olmuyor.   Kadın Emeğine Yönelik Politikalar İş Kazalarını ve Meslek Hastalıklarını Besliyor! Devletin kadın istihdamını arttırmaya yönelik girişimleri daha ziyade kriz dönemlerine özgü “girişimciliği destekleme” politikaları üzerinden şekilleniyor. Bunun dışında kalan kadın istihdamının yalnızca kadınların istihdama dahil oluşunu hedefleyen bir devlet politikası üzerinden yürümekte, dahası kadın istihdamının güvenceli olmasını da amaçlamadığı için kadın işçilerin çalışma koşulları giderek daha da kötüleşmektedir. Bu durumda kadın istihdamındaki görece artış, kadın işçilerin daha sağlıksız koşullarda çalışmasına ve iş kazalarına direk zemin hazırlıyor. Kadınlara aile sorumlulukları, çocuk bakım yükümlülükleri gibi kadın sorumluluğu olarak görülen işlerin gerekçe gösterilmesiyle dayatılan esnek çalışma formları dayatılıyor. Dahası son dönemdeki istihdam politikalarında ucuz ve güvencesiz işlerin belkemiği olarak kullanılan kadın emeğinin stajyer, kursiyer, çırak gibi yeni eğreti çalışma biçimleri için de ucuz ve güvencesiz emek konumunda olması, kadın işçilerin sağlığı ve güvenliğini doğrudan olumsuz bir biçimde etkiliyor. İŞKUR'un yürüttüğü Toplum Yararına Programlar kapsamında çalışan kadınlar traktör kasalarında iş alanlarına taşınmakta, hiçbir hak talep etmeden ve koruyucu güvenlik önlemi almadan çalışmaya zorlanmakta, bunun karşılığında “işçi” statüsünde dahi sayılmamaktadır. Bu şekilde özel sektörde kadın emeğine dayatılan sömürü, meslek hastalığı ve iş kazası riski bizzat devlet tarafından da yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın görevi, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na uyulup uyulmadığını denetlemek iken, kendine bağlı bir kurumun bu şekilde bir skandala imza atması Türkiye'deki durumun vahametini gözler önüne seriyor. Bunun yanı sıra kadınların daha ziyade doğum ve annelik halleri ile ilgili düzenlemeler yapan yasalarda kadın işçilere özgü diye tarif edebileceğimiz “Kadınların çalışma yaşamında korunması”, “Kadınların gece, yeraltında, ağır ve tehlikeli işlerde vb. çalışmasının yasaklanması”gibi önlemlerin temel mantığı kadın işçinin korunmasından ziyade kadının doğurganlığı ve anneliğinin korunması üzerinden kurulmaktadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatında bile kendilerine yer bulamayan kadın işçiler ev işçisi ise İş Kanunu’na göre işçi bile sayılmıyor üstelik! Ücretsiz ev işçiliği ise bu anlayış ve düzenlemenin tümden dışında. Diğer yandan kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı alanlar denetimden ve kayıt dışı çalışma ile mücadele politikalarından uzak. Örneğin en çok iş cinayetinin yaşandığı tarım sektöründe çalışan işçiler için yapılacak bir yasal düzenleme ile yapısal olmasa da kısmi bir iyileşme sağlanacakken bu tercih edilmemektedir.İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nda az tehlikeli sınıfta 50’nin altında çalışanı olan işletmeler ile kamu kurumlarında sürekli iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurma zorunluluğu maddesinin 2020’ye kadar ertelenmesi de yine en çok kadın işçilerin sağlığı bakımından olumsuzluk doğuracaktır. Kadın istihdamının daha ziyade küçük işletmelerde yoğunlaşması ve işyerlerinde işçi sağlığını korumaya dönük maddenin sürekli ertelenmesi iş kazası ve meslek hastalıklarını daha da artıracaktır.   Sendikalar Ne Yapıyor? Kadınlarda sendikalaşma oranının düşük olması da kadın emeğini daha da korunmasız kılan ve meslek hastalığı ve iş cinayetlerine kurban gitmesini etkileyen başka bir faktör.2018 Ocak ayı verilerine göre yüzde 8 olan kadın sendikalaşma oranı gerçekte yüzde 6’dır.  Genel sendikalaşma oranı bile oldukça düşükken kadın işçilerin sendikalaşma oranları erkek işçilere oranla çok daha düşük. Kadın istihdamının kayıt dışı ve küçük işletmelerde yoğunlaşması, toplumsal cinsiyet ayrımına dayalı rol ve sorumluluklar ile sendikalarda erkek egemen politikaların varlığı kadınların sendikalara katılımını engellemektedir. Diğer yandan kadın işçiler devlet tarafından görülmediği gibi sendikalar tarafından da işçi sağlığı ve iş güvenliğinin özel olarak önlem alınması gereken bir kitlesi olarak görülmüyor ne yazık ki; sendikalarda kadın işçinin sağlığı ve güvenliğine özgü politikalar oluşturulmuyor. Kadınların istihdam edildikleri sektörlerin hem kayıt dışı istihdamın, hem de sendikalaşma oranlarının en düşük olduğu sektörler olmasına bir de sendikaların da bu alana ilişkin aktif bir politikasının olmaması eklenince kadın işçilerin sağlığı ve güvenliği tamamen korunmasız bir alana terkediliyor.   Taleplerimiz 1. Toplumsal cinsiyetçi iş bölümüne son verilmelidir. 2. Kadın işlerinin ‘tehlikesiz ve basit’ olduğu ön yargısı yıkılmalıdır. 3. Yeniden üretim atölyelerine dönüşen evler ve iş yerleri sağlık ve güvenlik risklerine karşı güvenli hale getirilmelidir. 4. Gerek devlet tarafından gerekse emek ve meslek örgütleri tarafından oluşturulan işçi sağlığı ve güvenliği politikalarının toplumsal cinsiyet açısından düzenlenmelidir. 5. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, işyerlerinde ve evlerde kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı işlerin ve bu işlerde çalışan kadınlarda rastlanan ortak sağlık sorunları ve riskleri rapor edilmeli ve kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılmalıdır. 6. Kadınların çalışma alanlarındaki kimyasal, biyolojik, fiziksel, ergonomik vb. riskler saptanmalıdır. 7. İşyerinde kadına yönelik cinsel şiddet, taciz, cinsel sataşma tehlikesine karşı başvuru masası oluşturulmalıdır. 8. Emek ve meslek örgütleri kadın işçi sağlığı konusunda sektörlerine göre veri toplamalı ve raporlandırmalıdır. 9. Tüm çalışma alanlarında kadınların örgütlenmesi ve birleşik mücadelesi gereklidir. 10. Kadınlar çifte mesaisinin yıpratıcılığı ve üstlerindeki aşırı iş yüküne bağlı fiziksel ve ruhsal zararlar toplamı bir meslek hastalığı tanımı getirilmelidir. 11. Ücretli ücretsiz kadın işçilere yıpranma payı/ erken emeklilik uygulamaları getirilmelidir. 12. Ev ve bakım hizmetleri azami ölçüde kamusal alandan ücretsiz karşılanmalıdır.  
ABD emperyalizmin merkezidir. Kapitalist ilişkilerin en çok geliştiği merkezlerden biridir. Emek hareketinin, sendikaların ve işçi hareketlerinin her dönem güdük kalmaya mahkûm edildiği, büyük tekellerin sürekli olarak işçi haklarına saldırdığı dünya işçi sınıfının kayda değer bir bölümünün yaşadığı bir ülkedir. İşte böyle bir ülkede yıllardır dünyanın her yerinde olduğu gibi kararlı bir mücadele yürütülüyor. Yakın geçmişten hatırlarsak; otel işçileri dünyanın en uzun grevlerinden birini yapmışlardı, Walmart gibi dünyanın en yaygın market zincirlerinde örgütlenme çalışmaları yürütülüyordu ve ücretlerin saatlik 15 dolar olması için mücadele ediliyor. ABD Los Angels ili Emek Federasyonu 18 Aralık 2017'de tarihî bir adım attı. Bu tarihî adımla bir dışlanmışlık dönemini kapatarak yeni bir dönem açtı, toplumsal katılım dönemi. Kaliforniya'daki, belki de Amerika'daki bu en güçlü yerel emek örgütü tüzüğündeki arkaik dili temizledi, düzeltti ve geliştirdi. Yapılan değişiklikle komünistlerin bu emek örgütüne üyeliğini yasaklayan maddeler tüzükten temizlendi. Eski tüzüğün maddeleri 1917 Ekim Devrimi sonrası 1918'deki “Yabancılar ve İsyan Yasası” ve yine II. Dünya Savaşı sonrası soğuk savaş döneminde 1947'deki Taft-Hartley Yasası çerçevesinde oluşturulmuştu. Oluşumunda sendikaların komünizme karşı ABD dış istihbarat örgütü CİA ve ABD yönetimi ile yakın işbirliği yapmasını hedefliyordu. ABD yönetimi istihbarat örgütü ile sendikaları ve sendikal hareketi bu dönem baskı altına alarak sendikaların hem içte hem de dışta komünizme karşı mücadelede yoğun olarak kullanılmasını sağlamıştı. Bu emperyalist ABD yönetiminin işçi sendikalarına ve emek alanında çalışanlara yönelik baskılarına rağmen alınmış önemli bir karardı. ABD emperyalistlerinin, tekelci sermayenin eşitlik, özgürlük ve kardeşlik korkusu elbette devam edecektir ancak ilerici sendikaların aldığı ilerici kararlar damla damla da olsa işçi sınıfının değirmenine su taşıyacaktır.  
Düzce’de Tekno Maccaferri fabrikasında Birleşik Metal-İş sendikası grev gözcüsü gözaltına alındı. 12 Eylül 2017 “Biz OHAL’i iş dünyasının daha rahat çalışması için getirdik. İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Şimdi grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade izin vermiyoruz. Bunun için kullanıyoruz OHAL’i." (R.T.Erdoğan’ın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde 11 Temmuz 2017’de (TOBB) Kabul Salonu’nda yaptığı konuşmadan) Fotoğraf oldukça net.  
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sendikaların üye sayılarına ilişkin 2017 Temmuz ayı istatistiklerini Resmi Gazete ‘de yayımladı. 20 işkolunda kayıtlı çalışan sayısı bir önceki döneme göre 881 bin 785 artarak 13 milyon 581 bin 554'e çıktı. Kayıtlı çalışanların yalnızca 1 milyon 623 bin 638'i yani yüzde 11.95'i sendikalı. Son 6 ayda da 77 bin 73 işçi sendikalara üye oldu. Kayıtlı çalışan sayısındaki artış en çok 272 bin 52 ile inşaat işkolunda yaşandı. İnşaat işkolunu 190 bin 496 artış ile "ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar" takip etti. Sendika sayısında da düşüş yaşandı. Bir önceki dönemde yayımlanan istatistiklerde 161 işçi sendikası bulunurken yeni dönemde bu sayı 160'a düştü. En büyük işçi konfederasyonu Türk-İş'in üye sayısı bir önceki döneme göre 17 bin 819 artarak 907 bin 328'eyükseldi. Türk-İş'i, 544 bin 566 üyesiyle Hak-İş, 145 bin 988 üyesiyle DİSK takip etti. Bir önceki dönem, toplu iş sözleşme yapabilmek için gerekli olan yüzde 1'lik işkolu barajını aşamayan sendika sayısı 106 iken bu sayı 105'e düştü. Sendikalaşma geriliyor Toplam işçi sayısında ocak ayına göre artışa karşın sendikalı işçi sayısındaki artış ise 77 bin 73 kişide kaldı. Sendikalaşma oranı yüzde 12.18’den yüzde 11.95’e geriledi. En fazla üyeye sahip işçi konfederasyonu Türk-İş, üye sayısı en fazla artan işçi konfederasyonu ise Hak-İş oldu. En fazla üyeye sahip işçi sendikası da değişti. Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan’ın genel başkanı olduğu Hizmet-İş Sendikası üye sayısında Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası’nı geçti. Hizmet-İş Sendikası’nın üye sayısında 6 ayda 19 bin 842 artış oldu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, işkollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin temmuz ayı istatistiklerini yayımladı. Hak-İş'te şüpheli büyüme -Oran düştü: Toplam işçi sayısı ocak ayına göre 12 milyon 699 bin 769’dan 13 milyon 581 bin 554’e çıktı. Sendikalı işçi sayısı da 6 ay öncesine göre 1 milyon 546 bin 565’ten 1 milyon 623 bin 638’e yükseldi. Buna karşın sendikalı işçi sayısındaki artış, toplam işçi sayısındaki artıştan daha düşük kaldığı için sendikalıların oranı yüzde 12.18’den yüzde 11.95’e geriledi. -Hak-İş büyüyor: En fazla üyeye sahip konfederasyon değişmedi. Türk-İş ocak ayında 889 bin 509 olan üye sayısını 907 bin 328’e yükselterek en fazla üyeye sahip konfederasyon konumunu korudu. Üye sayısını en fazla artıran konfederasyon ise Hakİş oldu. Hak-İş, ocak ayında 488 bin 723 olan üye sayısını 6 ayda 544 bin 566’ya çıkardı. DİSK’in üye sayısı da 141 bin 729’dan 145 bin 988’e yükseldi. En fazla üye Hizmet-İş'te En fazla üyeye sahip işçi sendikası da değişti. Ocak ayında Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası 194 bin 670 üyesi ile en fazla üyeye sahip sendikaydı. Türk Metal’in üye sayısı temmuzda 200 bin 398’e çıktı. Buna karşın aynı zamanda Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan’ın genel başkanı olduğu Hizmet-İş Sendikası’nın üye sayısı ise 6 ayda 186 bin 750’den 206 bin 592’ye fırladı. En fazla üyesi olanlar: Hizmet-İş 206 bin 592, Türk Metal 200 bin 398, Genel-İş 64 bin 883, Tez-Koop-İş 60 bin 584, Tes-İş 57 bin 845, Belediye-İş 57 bin 518 ile en fazla üyeye sahip sendikalar oldu. İşçi ile işvereni karıştırdılar: İstatistiklerde işçi sendikaları ile işçi konfederasyonlarının üye sayılarına yer verilmesi gerekirken, bakanlık petrol, kimya, lastik, plastik ve ilaç işkolunda bir işveren sendikasının üye sayısını da yayımladı. İstatistiklerde Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası’nın (EPGİS) 12 üyesi olduğu belirtildi. İnşaat işkolu ölümler yüksek örgütlülük düşük Ölümlü iş kazalarının en çok yaşandığı işkollarından olan inşaatta sendikalaşma oranının düşük olması dikkat çekti. İşkolunda 1 milyon 828 bin 455 kayıtlı işçi çalışırken bunun sadece 52 bin 580'i sendikalı, işkolunda 9 sendika bulunuyor ancak işkolu barajını geçen tek sendika 50 bin 318 üye ile Türk-İş'e bağlı Yol-İş oldu. Baraj altındaki diğer 8 sendikanın üye sayısı ise 3 bine bile ulaşamadı.
Mefar İlaç Sanayii adlı, Pendik'te kurulu bir anonim şirket var. Kendi ifadeleriyle “1963 yılından bu yana 50 yılı aşkın süredir kaliteli ürün ve hizmetleriyle sağlık sektörünün içinde” yer almaktalar. Mefar'da, mavi yakalısı, beyaz yakalısı 500'ün üzerinde işçi çalışır. İlaç sektörü için büyük firmalara ampul, şırınga ve benzeri dallarda fason üretim yapar.   Eğer, doğrudan sektörle ilgili değilseniz, adını bile duymamış olmanız muhtemel.   Bu adı duyulmamış yerin çalışanları, ilaç üretimi gibi çok kârlı, sağlıkla doğrudan ilgisi olduğu için çok ciddi, tezgâh başındaki dikkatin ise azami olması gereken bir işyerinde olduklarını bilirler.   Mefar çalışanlarının yarıya yakını kadınlardan oluşur.   “Bu kadar kârlı, ciddi, dikkat gerektiren bir işyerindeki ücretler nedir” diye sorulacaktır eminim.   Hiç merakta bırakmayalım:   Yazının devamı için tıklayın
İşçilerin Süleyman'ı, Süleyman Hoca aramızdan ayrılışının 9. yılında mezarı başında anılıyor. Türkiye Komünist Partisi 1920'nin de yaptığı çağrı ile yarın (19 Mayıs Perşembe) 11.00'da Zincirlikuyu mezarlığında ailesi ve dostlarının katılımıyla anma yapılacak. Sayısız işçi önderinin yetiştirilmesinde emeği olan Süleyman Üstün, Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kurucuları arasında yer almış, TÖS İstanbul İl Başkanlığını yapmıştı. Aynı dönemlerde işçi hareketiyle de bağlar kuruyor, Türkiye İşçi Partisi (TİP) çalışmalarına katılıyordu. DİSK kurulduktan sonra ise 1969’da Lastik-İş başkanı Rıza Kuas’ın ricasıyla işçi eğitimlerine girer. Rıza Kuas’ın açtığı kapı hem onun için, hem de işçi sınıfı için ayrılmaz bir beraberlik sağlayacaktır. O artık Kemal Türkler’in tabiriyle işçi sınıfının Süleyman’ıdır. Büyük eğitim yürüyüşü, Devrimci Eğitim Şurası, 15-16 Haziran direnişi, Saraçhane mitingleri, Beria Önger seçim konuşmaları, 1 Mayıs’lar... Aklınıza gelebilecek birçok eylem, miting ve grevde ya konuşmacıdır, ya da en ön safta işçileriyle beraberdir Süleyman Hoca. Lastik-İş ile başlayan sendika eğitimciliği Disk'in motor gücü Maden-İş Sendikası'nda devam eder. 12 Eylül baskısını yurtdışında geçirmek zorunda kalan Süleyman Hoca, burada da boş durmaz. Seminerlere ve örgütlenme çalışmalarına devam eder. Türkiye Postası'nda yazmaya başlar. 10 yıl süren sürgün hayatında siyasi tutsakların özgürlüğü için koşuşturur. Barış Derneği'nde görev alır. İlk fırsatta da döner yurduna. Nerede kalmıştık der gibi Otomobil-İş Sendikası'nda sıvar hemen kolları. Ardından Otomobil-İş ve Maden-İş sedikalarının birleşimiyle kurulan Birleşik Metal-İş'te devam eder. Harb-İş ve ardından Petrol-İş sendikalarında da eğitimci olarak sınıf savaşımında yerini alır. Süleyman Hoca anlattığı bütün hikâyelerde kurtuluşun kendi ellerinde olduğunu anlatır öğrencilerine. İşçi sınıfının asla çözümsüz olmadığına, önemli olanın, kendi gücünün farkına varmasında olduğunu vurgular. Süleyman Hoca’yı hatırlamak demek onun yaşamından dersler çıkarmak demektir. Bir yaşam nasıl işçi sınıfı davasına adanır, bir insan ne kadar fedakarca bu uğurda çalışabilir diye sorarsak işçi sınıfının Süleyman'ı buna gösterilebilecek en güzel örneklerdendir. Süleyman Hoca yaratıcı düşünmek, insanların kalplerine ve bilinçlerine aynı anda seslenmek, onları sınıfın amaçları doğrultusunda seferber edebilmek demektir. Süleyman Hoca kişisel yeteneklerini sınıf kavgasında geliştirmek ve yine bu kişisel yetenekleri kavgaya sunmak demektir. Öğrenmek, öğretmek, fedakarca çalışmak, kendini kavgaya adamaktır Süleyman Hoca.  
13 Mayıs 2014 tarihinde, Soma'da kurulu kömür madeninde meydana gelen iş cinayetinde 301 madenci hayatını kaybetti. Soma holding adlı kuruluş, işlettiği maden ocağında, en basit iş güvenliği tedbirlerini bile almıyordu. Her şey üretimin daha ucuz, daha çok olmasına göre ayarlanmıştı. Soma holding, AKP 'nin Enerji Bakanlığıyla içli dışlı olmanın rahatlığıyla, denetimsiz üretim yaptırıyordu. Madeni denetlemesi gereken müfettişlerin, ocağa inmeden, evrak üzerinde denetleme yapılmış gibi gösterdikleri, kazadan sonra verilen ifadelerle anlaşılıyordu. İş güvenliğini sağlayabilecek başka bir unsur, işçilerin örgütlü sendikası olabilirdi. Ne var ki, madende yetkili olan 'Maden İş' adlı sarı sendikaydı, 'Maden İş', işçilerin haklarını  korumak bir yana, işçilerin sessiz kalmasını, itiraz etmemesini sağlıyordu. Dönemin başbakanı Erdoğan, olaya ilişkin basın açıklamasında, "Bu işin fıtratında bu tür kazalar var." diyerek, bu cinayeti  önemsizleştirmeye çalıştı. Dünyadan verdiği örneklerle bu tür kazaların başka yerlerde de olduğunu anlattı. Yalnız verdiği örneklerin küçük bir kusuru vardı, kazaların oluş tarihlerine baktığımızda 150 yıl ile en yenisinin 40 yıl önceki olaylar olduğu görülür. Somayı ziyarete giden Erdoğan'ın basit bir protestoda bulunan madenci yakınını tokatlaması unutulmadı. Aynı geziden akılda kalan başka bir resim de  Erdoğan'ın danışmanı Yusuf Yerkel'in, korumaların yere düşürdüğü vatandaşı tekmelemesi idi. Bu tür cinayetlerin tekrarlanmaması için en etkili çare, gerçek anlamda işçi örgütlenmesinden, sendikalaşmasından geçiyor.

Sayfalar